SANATIN VE SANATÇININ KÖTÜ KADERİ

”Güzel sanatlardaki başarı bütün devrimlerin başarıldığının en kesin kanıtıdır.” Demiş, Mustafa Kemal ATATÜRK…

Bu cümleyi kurduğu yıllardaki tarihçiler ve sanatçılar, ATATÜRK’ÜN bu sözü cumhuriyetin ilk yıllarında, birçok sanat dalında yapılan olumlu işler karşılığında söylediğini ifade etmektedir. Başka bir açıdan baktığımızda da sanatın önemini, o yıllarda yapılan birçok alandaki kökten değişikliklerin başarısının bir kıstası olarak ifade etmesi, sanatın hayatımızda ne kadar önemli bir yer tuttuğunun bana göre başlıca ifadesidir. Çünkü dünya üzerinde yapılan siyasal devrimlerin ardından birçok önder buna benzer cümleler kurmuş, sanat ve sanatçının değerini bir kez daha kendi halklarına hatırlatmışlardır. ATATÜRK’ÜN söylemiş olduğu bu söz, ülkemiz sanat tarihi açısından söylendiği döneme ışık tutan bir söz olduğu için yazımın başına eklemek istedim. Yaklaşık 70 sene önce söylenen bu söz aslında günümüze de ışık tutmaktadır. Ülkemiz, cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana siyasal, sosyal ve kültürel anlamda birçok değişikliğe uğramış ve yapılan değişiklikler kültür ve sanat alanında da birçok gelişmeye sebep olmuştur.

O günlerden bu günlere gelindiğinde, kültürel ve sanatsal anlamdaki başarıların 70 sene öncesine göre daha büyük ve kaliteli olup, hızlı bir ivme kazanmış olması gerektiğidir. Öyle ya, o günlerin şartları ile günümüz şartları kıyaslanamayacak ölçüde farklıdır. Günümüzde birçok şeye artık daha kolay erişilebilmekte ve yılların kazandırmış olduğu birikimin günümüze daha fazla ışık tutması beklenmektedir. Ama bütün bu saydığım şeyler bir beklenti olarak maalesef kalakalmıştır. Benim saptamalarıma göre, 1970′ li yılların sonuna kadar yapılan olumlu işler, yerini 1980 den sonra sanatın her alanında kalitesizliğe, içi boş bir dejenerasyona bırakmıştır. Nasıl ki, emperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşı ve zaferinden sonra, toplumun alt ve üst yapısındaki değişikliklerin, sanata yansıması olumlu gelişmeleri beraberinde getirdiyse, 12 Eylül 1980 darbesi de, toplumun ilerici, devrimci ve aydın kesiminin tırpanlanmasını ve hapishanelerde yok edilmeye çalışılmasını, apolitik, reflekssiz, sanattan, siyasetten ve öz kültüründen uzaklaştırılan gençliği, popüler kültür ve kapitalist dünya ahlakı ile büyütüp, asimilasyon ve kültürsüzleşme sürecine sokmuş ve nihayetinde utanç verici sonuçları da beraberinde getirmiştir. Aslında ülkemizde, gerçek anlamda halk kültürüne sahip çıkan sanatçılar, bütün bir tarih boyunca devletin şefkatli elini hep yakasında hissetmiş ve hapishanelerde birçok kez sanatını icra etme fırsatı bulmuştur. Hepimizin bildiği gibi hapishanelerde çürütülmek istenen veya vatandaşlıktan çıkarılan birçok aydın, sanatçı örneği verebiliriz.

Sonuç olarak, cumhuriyet döneminden günümüze kadar yaşanan kültürel ve sanatsal gelişmelerin veya çalışmaların çetelesini tuttuğumuzda veya derinlemesine bir inceleme yaptığımızda durumun, pek de iç açıcı olmadığı, sanatın ve sanatçının hiçbir dönemde kendini özgürce ifade edemediği, kültürel ve sanatsal gelişmelerin hep dar çevrelerde kapalı kalıp toplumsal bir zemin bulamaması sonucu, yaşadığımız bu sözde modern çağda, tam bir dibe vurma ile karşı karşıya kalmasıdır. Zaman zaman tek tük bireysel çalışmalar olsa da bunun devamlılığının olmaması kültürel ve sanatsal yaşantımızı bir kısır döngü haline sokmuştur. Aslında topraklarında birçok büyük sanatçı yetiştirmiş olan bir ülkede, yine o büyük aydın ve sanatçılarımızın karşı karşıya gelmiş oldukları kötü ve acımasız durumlar, sanatında sanatçının da politikadan bağımsız olmadığını göstermiştir. Bu kadar engellemelere ve baskılara rağmen çok büyük sanatçılar ve eserleri hala beynimizde ve kalbimizde yaşamaya devam etmektedir. Meselenin yüzeysel çarelerle çözülemeyeceği ve çözümün siyasetten bağımsız olamayacağı çırılçıplak ortada duran bir gerçektir. Sorun sanatsal değil politiktir. Ve politik alt ve üst yapı değişmediği sürece bu sorunda diğer sorunlarımız gibi bütün çıplaklığıyla ortada durmaya devam edecektir. Diyalektik, çok açık bir şekilde bize öğretmiştir ki, var olan her şey birbirine bağlıdır ve birbirini etkilemektedir. Sanatı ve sanatçıyı her şeyden bağımsızmış gibi gören, sanatı bir avuç elit kişinin anlayabileceğini savunan, halk kültürünü görmezden gelip demode gören ve sanatın politik yapısını reddeden, sanatın çatışma kuramından beslenip, muhalif kimliğini görmezden gelen sözde aydınlara ve sanatçılara şunu belirtmek isterim. Yoz ve dayanaksız düşünceleriniz bu topraklarda bir gün hiç hatırlanmamak üzere tarihe gömülecektir. Ve yüzyıllardır bizlere yol gösteren Anadolu’muzun o zengin kültürü ve bilmemiz gereken diğer kültür ve sanat dalları, yine bu topraklardan yetişen gerçek sanatçıların eserlerinde hak ettiği yeri alacaktır. Ve bizlerde o zaman sanatın kötü kaderini değil de büyük eserlerini yazacağız. Herkese saygılarımla…


İlgili yazılar

HÜSAMETTİN…

Hüsamettin öyküsü bilinen bir öyküdür. Çok kişi bu hikayeyi bilir. Bilmeyenler için anlatalım. Hüsamettin öyküsü “alıngan kişileri” anlatan bir öyküdür.

Dersim Dört Dağ İçinde

Laç Deresi’nde ot kucak kucak 1306’lılar ne bildi ne olacak Dersim dağlarında yağmur yerine kurşun yağacak Hele bir göreyim Dersim

SÜRGÜN TÜRKÜLERİ SÖYLER KARADENİZ…

“Bu deniz (Karadeniz) en çok bize kara deniz” cümlesini ilk duyduğumda içimden bir şeyler akıp gitmişti denize. 150 yıla varan

Bir Cevap Yazın