Saray maray bahane hayaller şahane…

Eskiden her genç kızın rüyası zetina dikiş makinesiydi.

Ama zamanı değişti. Zamanla birlikte hayaller de tabi…

Mars’a koloni kurmadan tutun da, kuyruklu yıldıza araç bile gönderen Dünya’da yaşıyoruz.

Yani biz o dünyada sadece yaşıyoruz. Uzay yarışına Hindistan kadar bile katkımız olmuyor.

Hala dedelerimizin mezar taşını okuma fantezisi ile uğraşıyoruz.

Oysa benim  dedelerimin mezarı bile yok.

Dedelerimden biri  Gelibolu’nun bağrında, diğeri de Yemen ellerde kaldı…

 

Fatiha okuyorum.

İlla ki bir şey okuyacaksam izafiyet teorisini ya da Hasan İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyanı’nı tercih ederim.

Şimdi gelelim şurada alınan karara.

Sağolsun eğitim şurası birleşmiş milletler güvenlik konseyi kararlarını bile geçmiş durumda. Gak deyince Osmanlıca, guk deyince Mısırca dayatılacak kıvama gelmiş gibi duruyor.

Halbu ki daha bilimsel tartışmalar yapılmalıydı. Örneğin katil lavabolarla donatılmış okullar, kaloriferi çalışmayan sınıflar…

Mutsuz öğretmenler…

Çocuklarımızın fen ve matematikte neden başarısız olduğu tartışılmalıydı.

Offf yine konudan sapıp genel yayın yönetmenimi daha fazla çıldırtmadan zetina dikiş makinesi hayallerime geri dönmek istiyorum…

Itri’yı ve Dede Efendiyi bilen; hatta Safiye Ayla’ya bayılan bu fani, sarayın en çok mutfağını merak ediyor,

Ne de olsa Ümit usta ekolüyle yetiştim (tombul parmaklar, her yemeğin an an lezzetine bakarak.)

Hayal gücümüzü zorlayarak sarayı hayal edeyim.

Bardakların bin TL olduğu bir mutfakta kim bilir tavalar nasıldır?

Ya düdüklü ve düdüksüz tencereler! Kesin taş fırın vardır. Ekmek bile pişirilir o fırında.

Tencereler pırlanta işleme olabilir.

Tuz direkt Himalaya’dan parça olarak getirilmiştir.

Volkan taşından oluşmuş fırın tepsileri vardır.

Ya derin dondurucu ki ben derin dondurucu değil de koskocaman bir oda büyüklüğünde bir buzdolabı hayal ediyorum.

Sarayın bahçesinde mutlaka GDO’suz yerel tohumlardan oluşan bahçe olmalı.

Hormonlu gıda testinden geçmiş domatesler orada itinayla iskendere sos olmayı beklemeli…

Ya fındık- fıstık kuruyemişler!

Benim bin odalı sarayım olsa bir odasını kesin çikolatadan yaptırırdım. Moralim bozuldukça kolonunu, kirişini yemeğe giderdim.

Şekerlemeden bahçe süsü yapar, künefeden parke yapardım. Baklava şeklinde koltuklarım olurdu.

Havuzlardan su yerine demirhindi şerbeti akardı.

O kadar ağaç katlederek yapıldığı için ağaç dikecek halim yok ya! Ağaçları da brokoliden yapardım.

Soğuk havalarda dondurma külahı ağaçlarım olurdu.

Kabaktan köprüler yapardım.

Halkım da kapıya gelip ekmek yok dediğinde ‘pasta yeyin. Pasta bulamazsanız pirzola yeyin” derdim.

Ayyy sarayım olmalı benim bin oda yetmez iki bin odalı olmalı.

Sıkıldıkça bin TL’li bardakları kırıp, şuh kahkaha atmalıyım.

Nasılsa kaynak çok. Ödesin dursun millet işi ne?

Değil mi ama?


İlgili yazılar

Seçim ve Muharrem İnce’nin adaylığı

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki ekiple işler iyi gitmiyor. Kılıçdaroğlu Seçildiği dönemde ve daha sonra verdiği sözleri yerine getiremedi. Örneğin; ön

Bu Hz. Muhammed’in Dini Değil!

Lideri kutsal görmeye başladığınız zaman akıl ve iz’anın yerini çarpık bir inanç ve iman biçimi alır. Kutsal lider kitleleri yalana

Cumhuriyetimizin neresindeyiz?

Ulusal Kurtuluş savaşımızın ardından kurulan Cumhuriyetimiz ve onunla oluşan edinimlerimizin 91.yıldönümünü coşku ve sevinçle kutluyoruz. İleri ve de çözüm süreciyle

Bir Cevap Yazın