SİLİVRİ İZLENİMLERİ (2)

Uzun bir uğraştan sonra duruşma salonuna girdim.
Gazetecilere ayrılan bölüm tamamen dolmuştu. Sadece basın mensupları değil, milletvekilleri de aynı bölümde ve üstelik en ön sırada oturuyordu. Doğal olarak davayı başından beri izleyen İstanbullu meslektaşlarımız söylenmeye başladı. “Asrın Davası’na tanıklık etmeye geldiler”, “Ben de o duruşmadaydım diyecekler ya…” bunlar not aldıklarım.

Haklılar dağdan gelip bağdakileri kovmuştuk.Hiç ses çıkaramadan dışarıdan getirilen bir sandalyeye iliştim.

Mecburi iskana tabi tutulanlar salona girmeye başladı…
Gözlerim tanıdıkları arıyor…

Prof.Dr Mehmet Haberal girdi… Seyirci ve bizim olduğumuz bölüme dönerek hepimizi selamladı.

Benim 5 yıl önce gördüğüm Haberal değil. Fiziki olarak zayıflamış ama yüz ifadesi ve kararlılığı aynı.

Jandarma ön sırada oturan yakınları ve milletvekilleri ile kısa süreli konuşmasına müdahele etmiyor.

Sonra…

Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay göründü.
Sanki duruşma salonuna değil de konferans vermek üzere sahneye çıkıyor gibiler.

Salon bir anda “Türkiye Sizinle Gurur Duyuyor” diye sloganı ile inlemeye başladı.

Tuncay “adalet istiyoruz. Adil yargılama istiyoruz” diye yüksek sesle bağırıyor.

Ardından Özel Görevli Mahkemenin vereceği kararın adil ve hukuki olmayacağını bildiği için “Biz kendimizi halkın vicdanına bıraktık” diyor.

Balbay davayı “yüzyılın hesaplaşması” olarak tanımlıyor…

Tuncay ve Balbay CHP’li milletvekilleri ile sohbet ederken içeri önceki Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ve Emekli Orgeneral Hurşit Tolon giriyor.

İkisi de şık giyimli, haksızlığa uğramanın verdiği haklılıkla “Vakur” şekilde salonu selamlıyorlar. Başbuğ işaret parmağı ile bir şeyler anlatmaya çalışıyor tutuksuz yargılanan sanıklardan birine…

Tolon Paşa diğer tutuklularla sohbet ediyor.
İbrahim Şahin’i gördüm, arka sıralardan birine oturdu.

O da kilo vermiş…

Hiç kimsenin yüzünde “pişmanlık, eziklik, neden buradayız” şaşkınlığı yok.

Görevliler herkesin yerine oturması için anons yapıyor. Duruşma başlayacak.

Özel yetkili mahkemenin özel hakimleri içeri girdi ve yerlerine oturdu.

Başkan yerine oturur oturmaz “kuralları” anımsattı ve “Burası Mahkeme Herkes sorumluluğunu bilsin” uyarısı yaptı.

Yaklaşık 200 avukat salonda hazır bulunmuştu ve kimleri tek tek kendilerini tanıttı.

Başkan yaklaşık yarım saat gelen kağıtları okuttu ve dosyaya konulduğunu söyledi.

Ardından Karagümrük Çetesi davası ile Ergenekon Davası’nın birleştirileceğini söylemeye başlamıştı ki;

Salon karıştı…
Avukatlar itiraz etti.
İddianame okunmadan söz istediler.

Başkan adeta “suçlu” azarlar gibi avukatlara hem el işareti ile hem de aşağılayan ses tonuyla “otur otur lütfen avukat bey” Oturun lütfen” diye bağırıyordu.

Hakimin bu ses tonu ve üslubu hemen yankı buldu. Oturanlar da ayağa kalktı ve hep birden söz istedi.

Bu arada seyirciler de “seslerini yükseltmeye başlamıştı.

Deneyimli meslektaşlarımızdan birisi duyulabilecek bir ses tonuyla
“Bu bir provakasyondu. Şimdi seyirci boşaltılacak. Ve duruşma seyircisiz yapılacak” dedi.

Hakikaten öyle oldu…
Tahrik olan sanık yakınları ve izleyiciler tepki göstermiş mahkemenin “insicamını” bozmuştu.

Başkan izleyicilerin çıkartılmasını ve duruşmaya ara verdiğini söyledi.
İzleyiciler salondan çıkarıldı.

Bir saat süren aradan sonra heyet yerine oturdu.
Duruşmaya kaldığı yerden devam etti.

Hakim iddianameyi okuyor avukatlar iddianameyle ilgili savunma yapmak için kendilerine yeterli zamanın verilmediğini belirterek iddianame okunmadan söz istiyor.

Başkan Hasan Hüseyin Özese yaptığının hukuki olduğunu belirtip avukatlara “öyle bir uygulama yok. Şimdi söz vermeyeceğim. İddianame okunduktan sonra söz vereceğim” diyor.

Ses tonu ve üslubu aynı…
Avukatlar itirazlarını sürdürüyor.
Vakit öğle olmuştu. Başkan 13.30 a kadar ara verdiğini söylüyor.
Ama duruşma 13.30 da başlamıyor.

O arada pazarlıklar yapılıyor ve dönüşte iddianamenin okunmasından vazgeçiliyor.

Bunun yerine Genelkurmay Başkanlığından gelen Harddisk’le ilgili ön raporun özeti okunup dosyaya dahil ediliyor.
Avukatlar yine söz istiyor.

Başkan Özese yargının bir parçası olan avukatlara söz vermiyor.
Ortam gerginleşiyor.

Başkan Sevgi Erenerol’un avukatı Vural Ergül’ü dışarı atıyor.
Avukatlar Mahkeme heyetini, sıra kapaklarına vurarak protesto ediyor…

Sanıklar ayağa kalktı…
Özese Sayın Haberal oturun lütfen diye bağırıyor.

Ama duyan yok…

Kontrolü kaybeden başkan bir kez daha ara veriyor…

Arada jandarma avukat Ergül’ü dışarı çıkarmak için salona giriyor.
Milletvekillerinin de araya girmesi ile Avukat Ergül’ün zorla dışarı
çıkarılması önleniyor…

CHP’li vekiller mahkeme önünde bekleyen otobüsün üstüne çıkıp içeride yapılanları halka duyuruyor.

Grup Başkanvekili İnce, salonda Tutukluların söylediği bir sözü Tüm

Türkiye’ye duyuruyor:
“Bu davanın savcısı AKP, Tanığı PKK, sanığı ise TSK”dır.

Duruşma yeniden başlıyor ve bu sefer Başkan avukatlara söz veriyor.

İlk sözü alan Avukat Celal Ülgen, Başkan Hasan Hüseyin Özese’ye “Bu karmaşaya gerek yoktu. Bize bir takvim vermeliydiniz iddianameyi okumadan önce.
Siz burada hukuk kuralları içinde yargılama yapmıyorsunuz.” Dedi.

Avukat Çörtoğlu, Zeynep Küçük Dilek Helvacı ve söz alan avukatlar Mahkemenin adil yargılama yapmadığını belirtip söz isteyen avukatların jandarma ile tehdit edildiğini söyledi.

Başkan ise yaptığının doğru olduğunu anlatmaya çalıştı her konuşan avukata…

Benim için ilginç bir andı o.

Bir hakim yaptığının adil ve hukuki olduğunu biliyorsa neden sürekli savunma ihtiyacı içinde olur ki?

Konuşmalar devam ederken 4. Kez ara verildi.

Her ara verildiğinde sanıklar salondaki CHP’li milletvekilleri ve yakınları ile biraz daha sohbet etme fırsatı buluyordu.

Tutuklu yakınları içeri girip iki dakikada olsa sohbet etmek için jandarmayı zorluyor.
Ama imkansız…

4. aradan sonra akşamüzeri duruşma yeniden başlıyor. Konuşmak isteyenlerin hepisine söz veriliyor.

Ankara’dan gelen CHP heyeti yola çıkacak…
Ama Mahkeme bir ara karar verecek.

Tutsak İzmir Milletvekili Mustafa Balbay milletvekili arkadaşlarından “ara kararı” bekleyip öyle gitmelerini istiyor.

Bu arada avukatlar konuşmaya devam ediyor.

Heyet geç olduğu gerekçesiyle duruşmanın ertesi gün devam etmesine karar veriyor.

Saat 20’yi gösterdiğinde Ankara’dan gelen CHP heyeti Silivri Toplama Kampından ayrılıyor…


İlgili yazılar

Darbe Ya Da İki Yumurtanın Çarpışması

Değerli arkadaşlar, başarısız FETÖ darbesinin üzerinden 10 gün geçti. Darbe neden yapılmak istendi, gerçek miydi, sahte bir darbe miydi, arkasında

CHP VE ÖZÜR

Yıllardır yazıyorlar, ekranlara çıkıp tarihi gerçekleri çarpıtarak aynı şeyleri tekrarlıyorlar: “CHP halktan özür dilemeli” Bunları söyleyenleri alt alta getirdik ve

STASI (Staatssicherheit)

Sinemis Yılmaz bir dönem Doğu Almanya’da insanlara kan kusturan STASİ’yi yazdı.

Bir Cevap Yazın