SİSTEMLER.. ZİHNİYETLER.. GERÇEKLER..

Biz akademisyenler güncel konularla ilgili öğrencilerimizin düşüncelerini almaktan çok hoşlanırız. Geçenlerde böyle bir sohbet sırasında uzun zamandır ülke gündemine oturan Başkanlık Sistemi’nin Türkiye’de uygulanıp uygulanamayacağı hakkındaki düşüncelerini sordum onlara. Uygulanamayacağını düşünenler diktatörlüğe dönüşebileceği endişesini taşıyorlardı. Uygulanabilir diyenler ise Türkiye’nin pek çok sorununa özellikle de demokratikleşme ile ilgili olanlara Amerikan sisteminin çözüm olabileceği düşüncesini taşıyorlardı. Güncel konularla ilgilenmelerinden hoşlandım, mutlu oldum. Ama mutluluğum ikinci soru ile hayrete dönüştü. Başkanlık Sistemi’nin özellikleri nedir sorusunu hiçbiri yanıtlayamadı. Sistemi tanımadan o sistemin bir ülkede uygulanıp uygulanamayacağına nasıl karar verebiliyorlardı. Yanıt basitti.. Hangi ideolojik duruşa yakınsa o duruşun düşüncesi benimseniyor, işin özünün öğrenilmesi gibi bir kaygı duyulmuyordu. Düşüncemi paylaştığım bir arkadaşım bu yazıyı kaleme almam konusunda yüreklendirdi beni. Çoğumuz için tekrar olacağını biliyorum ama en azından yetişmekte olan gençlerimizin dikkatini bir kez daha konuya çekip düşüncelerini bu bilgi temeli üzerine üretmelerini sağlayabiliriz.

Başkanlık Sistemi; klasik demokrasinin parlamenter sistem dışındaki türüdür. Sistemin en belirgin özelliği katı güçler ayrılığıdır. Başkanlık Sistemi’nin en iyi temsilcisi sayılan ABD’de sistem; sorumsuz devlet başkanı (ABD Başkanı), Kongre (Temsilciler Meclisi ve Senato), Federal Yüksek Mahkeme ve Federe Mahkemelerden oluşmuştur. “Güçler ayrılığı”, “federalizm”, “fren ve denge sistemi” gibi temel ilkelere dayanmaktadır. Bu ilkeler ABD’ye özgü tarihsel bir sürecin/birikimin sonucudur ve bu süreç/birikim Amerika’da sisteminin başarısını getirmiştir. Bu birikimin öne çıkan iki temel unsuru vardır.[1]

Bilindiği gibi günümüzdeki ABD toprakları üzerinde 18. yy ortalarına doğru on üç koloni ortaya çıkmıştır. Kolonilerin feodal bir geçmişi yoktur. Bu nedenle kapitalizmin bu topraklarda gelişmesini önleyecek ya da yavaşlatacak kurumlar oluşmamıştır. Yani koloniler ticaret ve tarım kapitalizmine açık toplumlardan oluşmuştur. Diğer bir deyişle ABD sisteminin temelinde kapitalist gelişme vardır. Bu bir…

İkincisi bu kıtaya gelen göçmenlerin düşünsel yapılarıdır. 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’dan Amerika’ya gelen göçmenler o çağın düşüncelerini de yeni kıtaya taşımışlardır. Özgürlük ve özel mülkiyet esaslarına dayalı liberal siyasal sistem anlayışı kolonilerde yaşayan insanların genel olarak inandıkları ve savundukları bir düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine kolonilerde yerel yönetim alanında kendi kendini yönetme ya da İngiliz geleneği, demokratikleşme için etkin bir birikimi onlar için hazır etmiştir. Amerikan kolonilerine İngiliz yönetimine karşı bağımsızlık savaşı açtıran güç, işte bu birikim ve düşünsel anlayıştır. Diğer bir deyişle bağımsızlık savaşına yol açan temel neden Amerika kıtasında gelişen burjuvazi, onun çıkarları ve ekonomik gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan uluslaşmadır.

Savaş sırasında zengin Amerikalıların kolonilerin oluşturduğu konfederasyona verdikleri büyük borçları geri alabilmek için vergi toplayabilecek kadar güçlü bir devlete gereksinim duymaları ve kolonilerin çözüm bekleyen ortak sorunları anayasanın hazırlanmasına giden süreci hızlandırmıştır. Bu sürecin sonunda anayasa kabul edilmiş ve devlet kurulmuştur. Peki anayasanın özelliği nedir? Devletin yapısı ne üzerine kurulmuştur?

ABD Anayasasının en önemli yönü esnekliğidir. Liberal bakış, etkisini burada göstermiştir. Anayasayı yapanlar toplumda koşulların sürekli değişeceği varsayımından hareket etmişlerdir. Sert ve ayrıntılı hükümlerin değişen koşullara ayak uydurmayı zorlaştıracağı, dolayısıyla kimi hükümlerin işlemez hale geleceği, bu durumun ise anayasaya olan saygınlığı zedeleyeceğinden yola çıkan anayasa yapıcıları hem esnek hem de değişme kolaylığı sağlayan bir anayasa yapmışlardır.

Devlet ise federal bir yapıya sahip olarak ortaya çıkmıştır. Her eyalet kendi devletine -federe devlet- sahiptir. Bunların üzerinde bir federal devlet kurulmuştur. Anayasa; federal devletin yetkilerini tek tek saymıştır. Federe devletlerin kimi yetkileri federal devlete devrettiği varsayılarak bu yetkilerin neler olduğu anayasada belirtilmiştir. Anayasada açıkça federal devlete tanınmamış her türlü yetkinin federe devlete ait olduğu hükmü de anayasaya girmiştir. Anayasaya göre esas yetkili ya da egemenliği kullanan devlet federe devletler iken tarihsel gelişim içinde -anayasada yazılı olmamasına karşın- federal devlet son derece güçlü ve etkin bir yapı haline gelmiştir.

Anayasa; devletin temel organlarını da saptamış ve bir organın yetkilerinin kesinlikle diğer bir organ tarafından yürütülemeyeceğini belirlemiştir.

Yasama Gücü; Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan iki meclisli bir Kongre’nin elindedir. Yasama yetkileri açısından Kongre’nin her iki meclisi eşit durumda bulunmakla birlikte, Senato, halkın gözünde daha saygın bir kurumdur. Senato; her eyaletten/federe devletten seçilen iki üyeden oluşan toplam 100 üyelik bir meclistir. Temsilciler Meclisi ise nüfus esasına göre seçilen 435 üyeli bir meclistir. İkisinin birleşiminden oluşan 535 kişilik Kongre’nin temel işlevi yasamadır. Yönetimi denetleme görevi de vardır. Anayasaya göre her türlü mali konular ancak Temsilciler Meclisinde görüşülür. Başkan tarafından yapılan atamaların ve uluslararası anlaşmaların Senato tarafından uygun bulunması zorunludur. (Bu durum kimi zaman büyük sıkıntılar doğurabilmektedir. Başkanın onayladığı pek çok anlaşma ABD Senatosundan geçmemiştir. En ünlüleri Milletler Cemiyeti Sözleşmesi ile Versay/Versailles Anlaşması’dır)

Yürütme gücü; Başkanın elinde bulunmaktadır. ABD Başkanı hem devlet hem hükümet başkanıdır. Başkan; halk tarafından dört yıl için seçilmekte, bir kişi en çok iki kez başkan olabilmekte, üçüncü kez seçilme olanağı bulunmamaktadır. Federal yönetim içinde Başkan; bakanlarını kendisi belirlemekte, bakanlıkların dışında bir takım kurullar ve danışmanlar yürütme organının yapısını oluşturmaktadır. Anayasa bu konuya açıklık getirmemiştir. Diğer bir deyişle yürütme organının yapısı ve örgütlenişi anayasa ya da bir başka yasa ile belirlenmemiştir. Ortaya çıkan gereksinimlere göre Başkan’ın kararı belirleyici olmakta, onun kararı ile yeni kuruluşlar ya da işlevler belirlenebilmektedir. Latin Amerika’da ve Afrika’da uygulanan başkanlık sistemlerinden farklı olarak ABD’de Başkan ve Bakanlar parlamento üyesi değildir. Başkan, -kimi kayıtlarla- bütün üst düzey yöneticileri atar ya da görevden alır. Dış politikayı Başkan tek başına yürütür; Ordu’nun başıdır; Başkomutandır; stratejik kararları alır. Örneğin Başkan Kennedy, Küba’ya, tek başına verdiği kararla müdahale etmiştir. Başkan, kanunların uygulanmasını denetler. Yasa yapma yetkisi Kongre’ye aittir ama Başkan’ın da yasaları veto etme yetkisi vardır. Başkan bir yasayı veto edince Kongre’nin bu yasayı tekrar kabul edebilmesi için iki mecliste 2/3 çoğunluk sağlaması gerekir. (Uygulamada ABD Başkanları son derece objektif gerekçelerle yasaları veto etmiştir. Başkanların veto ettiği yasa karşısında Kongre de ısrarcı olmamıştır. Bu durum sistem kadar bireylerin siyasal olgunluklarının bir sonucudur) Başkan, Kongreyi feshedemez. Kongre de Başkanı istifaya zorlayamaz. Başkan aynı zamanda Federal Yüksek Mahkeme’nin dokuz üyesini ömür boyu görev yapmak üzere atar.

ABD’de, Federal Yüksek mahkeme, Anayasayı korur ve yüksek adalet işleriyle uğraşır. Yüksek mahkeme, Senato’nun onayı üzerine ABD başkanı tarafından atanan bir başkan ve sekiz üyeden oluşur. Anayasaya göre, iyi hareket ettikleri sürece görevlerine devam eden federal hakimler fiilen ömür boyu koşulu ile bu durumlarını korurlar. Bu da onların bağımsızlığını sağlar. ABD’de yargı bağımsızdır ve diğer iki kuvvete karşı koyacak güçtedir.

Başkanlık Sistemi’nin ABD’de başarı ile sürdürülmesinin kanımca en önemli nedenlerinden biri de bu ülkede partiler arasında ideolojik kutuplaşmanın bulunmamasıdır. (Doğal olarak bu durum seçmenin de ideolojik ayrışmasını engellemektedir) ABD’de güçlü bir sol siyasal örgüt ortaya çıkmamıştır. Örneğin Komünist Partisi hiçbir zaman etkinlik sağlayamamıştır. Amerika’da iki siyasal parti vardır; ilki Cumhuriyetçi Parti, ikincisi Demokrat Parti’dir. Bu iki parti arasında; ilkeleri ya da seçmenlerin toplumsal konumları açısından fark yoktur. Gerek Cumhuriyetçi Parti gerekse Demokrat Parti adayları belli ilkeleri ya da ideolojileri savunmak yerine, seçimden seçime günün koşullarına uygun görüşlerle ortaya çıkmakta, toplumun her kesimine uygun gelebilecek ılımlı ve yuvarlak politikalar seçim kampanyalarının aracı yapılmaktadır. Örneğin Cumhuriyetçi Parti, zenginlerin ve aşırı tutucuların çıkarlarını ön plana alan bir parti olarak tanımlanmaktadır. Buna karşın Demokratlar sendikaların ve radikal görüşlerin koruyucusu olarak anılmaktadır. Oysa her iki tanımlama da gerçeği yansıtmamaktadır. Ünlü siyaset bilimci Maurice Duverger’nin de belirttiği gibi ABD’deki parti sistemi klasik iki partiden çok adeta tek partili bir sisteme benzemektedir. Bu sistemde seçmen de esas olarak bir partiye ya da parti programına değil bir adaya oy verme eğilimindedir. Bu durum iki büyük partiyi de birer seçim şirketi niteliğini taşıyan kurumlar haline dönüşmüştür.

İşin özü şudur; Amerika’da kurgulanan Başkanlık Sistemi kapitalist toplum yapısı üzerine inşa edilmiştir. Bu toplumda bireylerin ayırt edici özelliği hak ve özgürlükler konusunda son derece duyarlı davranmaları, bunu bir yaşam biçimi haline getirmiş olmalarıdır. Dili, dini, rengi birbirinden farklı olan insanları “Amerikalı” yapan etmen hoşgörü üzerine kurulmuş olan demokrasi bilincidir. Bireyler arasındaki bu ilişki partilerde ve adaylarda yansımalarını bulmaktadır. Burada sorulması gereken soru Başkanlık Sistemi mi insanları Amerikalı, hoşgörülü, özgürlüklere saygılı ve demokrat yapmıştır. Yoksa bu özellikleri içinde barındırarak ulus olmayı başaran Amerika mı Başkanlık Sistemi’ni başarıyla yürütmüştür?

Asıl olan sistemler midir yoksa demokrasi midir? Demokrasiyi içselleştirmeyen, gelecek kuşaklarını demokrasi ülküsü ile yetiştirmeyen bir toplumu bir günde demokrat yapacak bir formül/sistem var mıdır? Sistemleri sistemleştirecek olan yasaları yapan da uygulayan da insan olduğuna göre benimsediğiniz sistem mi önemlidir yoksa hangi sistemi benimserseniz benimseyin uygulayıcılarının insan hak ve özgürlüklerine değer veren demokrat ruhlu bireyler olması mı önemlidir.

Türkiye’de sistem tartışmaları yapılırken ülke gerçeklerinden asla uzaklaşılmaması gerekir. Türkiye’de iktidar ile muhalefet bırakalım hoşgörü göstermeyi birbirlerine tahammül edememekte adeta ak/kara oyunu oynamaktadır.

Türkiye’de siyasal partiler keskin ideolojik yapılarıyla birbirinden ayrışmaktadır. Partileri parti yapan ideolojik duruşlarıdır. Öyle ki bu ideolojik duruşlar kimi zaman ülke çıkarlarına bile üstün gelebilmektedir. Üstelik ideolojik ayrışma son dönemde etnik hatta mezhepsel ayrışmayı da giderek daha çok içine almaktadır.

Bireyler; demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak kabul etmek şöyle dursun yaşamının kıyısına bile sokmamak konusunda adeta ant vermiştir. Bireylerin hemen tamamı özgürlüğün önemine inandığını, özel yaşama saygılı olduğunu savunur ama gözü komşusunun evinin içindedir. ‘Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın’, ‘gelen ağam giden paşam’ atasözlerinin ısrarlı takipçisidir.

Töre, yazılı hukuk kurallarının hala önüne geçebilmekte hatta olumlanmaktadır.

Otobüs/tramvay beklerken kuyruklar kendiliğinden oluşmamaktadır. Trafikte yayaların önceliği söz konusu değildir. Çocuklar ya aileyi yönetmekte ya da ezilmekte yok sayılmaktadır.

Türkiye’de uygulanacak sistemi konuşurken; ikinci çocuğunu kız olduğu için (kızın iddiasına göre erkek olsaymış verilmeyecekmiş) evlatlık veren (kızın iddiasına göre ‘para karşılığı satan’), kız reşit olup çalışıp para kazanmaya başlayınca üzerinde hak iddia eden, evlatlık verildiği aileden kopmak istemediği için kızını milyonların gözü önünde -biplenip sesi kesilince asıl söylemek istediğini söyleyemeyip- ‘erkek arkadaşları olmakla’ suçlayan bir “baba” ve bunun karşısında eteklerini toplaya toplaya hıçkıra hıçkıra ağlayan bir “anne” profili ne kadar görmezden gelinebilir…

Sorun yasalar değil yasaları uygulayanların zihniyetleridir.

Sorun sistemler değil, sistemleri işletme iddiasında olanların dünya görüşleridir.

Sorun; gelecek kuşakları bilinçli bir demokrat olarak yetiştirme kaygısı duyup duymamamızdır.
——

[1] Gencay Şaylan, Çağdaş Siyasal Sistemler, Ankara: Sevinç Matbaası, 1981; Hasan Tahsin Fendoğlu, Başkanlık Sistemi Tartışmaları Analizi, http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1301/-baskanlik-sistemi-tartismalari-analizi.aspx


İlgili yazılar

Travmatik Demokrasimiz!

Yaşam diyalektiğimle örtüşmeyen,‘’Tarih tekerrürden ibarettir’’sözcüğü itici olduğu gibi ’’Geçmişten ders almak’’uyarısı da düşünce bazından öteye geçemiyor. Bu siyaset edenlerin uygulamalarıyla

Acizlik değilse nedir?

Diyarbakır’da bir süredir çocukları terör örgütü tarafından kaçırılmış aileler oturma eylemi yapıyorlar. Sayıları son olarak 10’a ulaştı. Aileler devletin bir

DİNDAR GENÇLİK Mİ KARAKTERLİ GENÇLİK Mİ?

Sahi bu ülkede kaç tane tarikat var? Bunların müridleri ne kadar? Nasıl eğitiliyorlar? Hedefleri ne? Eğitim için gerekli ekonomik ve

Bir Cevap Yazın