SURİYE’DE TÜRKMENLER VE SÜLEYMAN ŞAHLAR

Bir zamanlar Oğuz Yabgu Devleti vardı. Bunlara, Hazarlar da deniliyordu. Musevi inanışındaydılar. Oğuz Yabgu Devletinin Subaşısı ( Genel Kurmay Başkanı )  Kınık Boyu’ndan Dukak (Tutak), bir süre sonra İslâmiyeti kabul edince ünü de yayılmıştı. Tutak ölünce oğlu Selçuk, Subaşı oldu..

Selçuk’un genç yaştaki başarıları Yabgu’nun kıskançlığına neden olmuş ve araları açılmıştı. Selçuk kendine bağlı olanlarla Cend şehrine yerleşmiş,Yabgu’nun vergi tahsildarlarını da :

“Müslümanlar kafirlere haraç vermez” diyerek kovunca Yabgu ile savaşmış oğlu Mikail’i kaybetmesine rağmen, küçük bir göçebe beylik kurmayı başarmıştı.

Selçuk’un oğullarının adlarının İsrail, Mikail, Davut, Musa ve Yusuf olması, Musevi- Hazar kültürünün 10. yüzyılda Oğuzlar üzerindeki etkisini gösteriyordu.

Selçuklular büyüyorlardı. Buhara ve Semerkant arasındaki yeni yurtlarına göçtüklerinde Selçuk ölmüş, oğlu Arslan ( İsrafil ) Yabgu olmuştu.

Daha önce ölen Mikail’in oğulları Tuğrul ve Çağrı ise, kendi başlarına bir grup oluşturarak “Selçuklular” olarak anılmaya başlamışlardı.

Arslan Yabgu’nun tarafını oluşturanlar ise, “Yabgulular” olarak tanınıyorlar ve İslamiyeti kabul etmemişlerdi.

Selçuk’un diğer oğlu olan Yusuf Yınal’ın tarafında yer alanlar da, “Yınallılar” olarak ünlenmişti.

Selçuk’un oğulları arasındaki taht mücadelesi iyice şiddetlenmişti. 1018 yılında Çağrı Bey, Van’dan Anadolu’ya inmiş, topladığı ganimetlerle geri dönünce, bölgedeki Türkmenler üzerinde büyük bir etki oluşturmaya başlamıştı. Bölgedeki diğer hükümdarlarla birlikte Arslan Yabgu’da endişelenmeye başlamış, Tuğrul ve Çağrı’nın kuvvetlerini dağıtmak için harekete geçmişlerdi.

Bu sırada Gazneli Mahmut, Arslan Yabgu ve oğlu Kutalmış’ı hile ile yakalatarak Hindistan, Multan’daki Kalincar Kalesi (Kalender) ’ne hapsetmişti. Kutalmış, daha sonra kurtulup, Buhara yakınlarındaki Selçuklular’a katılmıştı.

Arslan Yabgu’nun 4 bin çadırdan oluşan topluluğu Yağmur, Buka, Göktaş, Kızıl ve Anasıoğlu adlı beylerin yönetiminde Horasan’ın  Serahs, Ferave ve Baverd yörelerini yurt edindiyseler de Gazneli Mahmut 1027 yılında bunların büyük bir kısmını öldürmüş, sağ kurtulanlar ise, Balhan Dağları’na ( Barzan vadisi ) kaçmışlardı.

Arslan Yabgu esir edilmesinden sonra İnanç Bey “Yabgu” olmuştu. Aslında Selçukluların, gerçek yöneticileri Çağrı ve Tuğrul’du. 1038 yılında Serahs’ta Gazneli Mahmut ile Selçuklular savaştılar. Gazne ordusu yok edildi. Düzenlenen ‘Seymen Alayı’ ile Selçuklu Devletinin başkanlığına Tuğrul Bey getirildi. Gaznelilerle Dandanakan’da yapılan savaşın sonunda Selçuklu devletinin kuruluşu kesinleşmiş oldu.

Tuğrul Bey, bölgede Türklerin birliğini sağlamak için büyük bir çaba harcıyordu. Fakat, Selçuklu devletinin hakim olduğu bölgelerdeki arazi, bölgeye akın eden göçerlerin isteklerini karşılayamıyordu. Bu kabileler Anadolu yönüne sevk edilmeye başlandı. Anadolu’da hüküm süren Bizans’ın uyguladığı politikalar, Oğuz göçebelerinin işini kolaylaştırıyordu. Bizans İmparatoru ülkesinin sınırlarını güvenlik altına almak amacıyla Anadolu’daki küçük Ermeni krallıklarını ortadan kaldırıp, Ermenileri ve Süryanileri, İç Anadolu’ya sürmüştü.

Öte yandan İnanç Yabgu’nun oğlu Hasan, Pasin ve Erzurum ovalarını ele geçirmek üzereyken Zap Suyu kenarında pusuya düşürülerek öldürüldü. Bunun üzerin İbrahim Yınal, Hasankale civarlarında Rumları ve Gürcüleri büyük bir yenilgiye uğratarak, Trabzon’a kadar ilerledi. Peçenekler de, Turak komutasında Bizanslılar’a saldırınca Bizanslılar barış istemek zorunda kaldı.

Hasankale’de kazanılan zaferin ardından İbrahim Yınal, kendisi için bir hâkimiyet sahası istedi. Bu yüzden 1050 yılında Tuğrul Bey ve İbrahim Yınal savaştılar. Tuğrul Bey ,İbrahim Yınal’ı esir aldıysa da sonra affetti.

İbrahim Yınal, Bağdat’taki Sünni Halifesine bağlı olan Tuğrul’u tahttan indirip, Alevi olan Mısır Fatımi halifesine bağlı olarak tahta oturmak istiyordu.

Tuğrul Bey, İbrahim Yınal üzerine yürümüş ancak yenilerek Hamedan Kalesi’ne sığınmak zorunda kalmıştı. Karısı Altuncan ve Çağrı Bey’in çocukları Alp Arslan ile Kavurt’tan yardım istemiş ve Alevi olan İbrahim Yınal ve yeğenleri Ertaş’ın oğulları Mehmet ile Ahmet’i, yaylarının kirişi ile boğdurtarak öldürtmüştü.

Tuğrul Bey, 1063’te öldüğünde, Çağrı Bey’in oğullarından Süleyman’ı kendisine veliaht ilan etmişti ama Alp Arslan, Kutalmış ve İnanç Yabgu, taht üzerinde hak iddia ediyorlardı.

Alp Arslan ile Kutalmış arasında yapılan savaşta, Kutalmış öldürülmüş, oğulları Süleyman ile Mansur Bizans sınırında Suriye’nin kuzeyindeki Toroslar’a sürgüne gönderildiler.

Alp Arslan, etrafındaki Türkmenleri dağıtmaya başlamış ve Türk dışı unsurları etkinleştirmişti. 1071 yılında Bizans ordusuyla Malazgirt’te karşılaşmak zorunda kaldığında Diogenes’a birçok mektup yazıp savaşmak istememişse de korkunun ecele faydası yoktu.  Kendisine çok güvenen İmparator, ordusundaki Slav, Bulgar, Got, Frank, Gürcü, Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçak askerleriyle Malazgirt ovasında yerini almıştı. Diogenes’in ordusunun belkemiğini Joseph Tarkaniotes komutasındaki Kuman Türkleri (Kıpçaklar) oluşturuyordu. Savaş, Alpaslan aleyhine sonuçlanacaktı ki Bizans ordusundaki Uzlar, Peçenekler ile Kıpçak askerleri Alp Arslan’ın tarafına geçince Bizanslılar yenilmişti.

Alp Arslan’ın ölümünün ardından kardeşi Kavurt, taht üzerinde hak iddia etmeye başlamıştı. Melikşah’ın ordusunda bulunan Türkmen asıllılar dahi Kavurt Bey’i desteklediği halde Şeref üd-Devle’nin komutanlığında Araplar ve Baha üd-Devle’nin komutanlığında Kürtler, Melikşah’ın yardımına koşunca Kavurt Bey ve oğulları esir edilmiş, Nizam ül-Mülk’ün de desteğiyle Kavurt Bey, yayının kirişi ile boğularak öldürülmüş, oğulları Emiran Şah ve Miran Şah’ın gözlerine mil çekilmişti.

Bu dönemde Selçuklunun yönetim kademelerinde yer alan Türk kökenli yöneticiler görevlerinden uzaklaştırıldılar. Devlet yönetimi İran asıllı olan Nizam ül-Mülk’ün kontrolündeydi. Alamut Kalesi’nde Hassan Sabbah da Nizam ül-Mülk’e karşı çetin bir mücadele veriyordu. Nizam ül-Mülk ise sırtını İmam Gazali ve Melikşah’a dayayarak Türklere cihad ilan etmişti.

Öte yandan Suriye’de Kutalmış oğlu Süleymanşah’ın Büyük Selçuklulara bağlı olarak Türkiye Selçuklu Devletini kurması, Büyük Selçuklu Devleti’nden nefret eden Türk boylarının Anadolu’ya akın etmesine neden oluyordu.

Büyük Selçuklu Devletinde resmi inancının Sünnilik olması, Alevî-Şii Türkmen boylarıyla Büyük Selçuklu Devletinin çatışmasına neden olmaktaydı. Alparslan, Alevî- Şii düşüncesinde olan Türkmen boylarını ve Ortadoğu’daki bulunan Şii, Batınî- İsmailileri, kasıtlı olarak Bizans sınırlarına, Anadolu’ya sürerek onlardan kurtulmuştu. Onların yeni yerleştiği bölgelerde de hâkimiyetini pekiştirmiş oluyordu.

Selçukluların başından atmak için “gaza”ya gönderdiği Türkmenlerin başındaki “ata”lar, “baba”lar “derviş”ler, ve “dede”ler, Anadolu’da yerleşik halk arasında da büyük bir itibar görerek, birçok bölgede diğer dinlere ait inanç merkezlerini, tekke ve zaviyelere dönüştürerek halkı örgütlemeye başlamıştı.

Anadolu’da Kutalmışoğlu Süleyman, Antakya’yı, Halep’i ele geçirmiş fethettiği yerlerde adil bir yönetim oluşturuyordu. “Alevi” inançlı olanları fethettiği yerlerin kadılığına getiriyor bu bölgelere “Alevi hatipler”in atamasını yapıyordu.

Kutalmışoğlu Süleyman, 1082-1084 yılları arasında Tarsus, Adana, Masisa, Anazarba ve bütün Klikya’yı almıştı. Anadolu’da yaşayan halklar üzerinde Bizans’ın sürdürmüş olduğu baskılar, Ermeni, Süryani ve Rafîzi Paulicienlerin Kutalmışoğlu Süleyman’ın yanında yer almalarını sağlamıştı. Kutalmışoğlu Süleyman’ın Türklere has hoşgörüsü ve inançlara olan saygısı Anadolu’nun yerli halklarını kendisine bağlıyordu.

***

Kutalmışoğlu Süleyman’ın kurduğu devlet artık yıkılmaya yüz tuttuğunda Türkmenler, yeni bir devlet kurmak için çalışmalar yürütüyorlardı. Ege ile Marmara’nın   kesiştiği bir köşede, devlet kurmaya karar veren Türkmenler, ’Seymen Alayı’ düzülmeye başlıyorlardı.

Türkiye Selçuklu Devleti yıkılırken kızılca kıyametler kopuyordu. Türkmen obaları, yeni bir devlet kuracaklar başlarına yeni bir reis seçeceklerdi. Tarihinin hiçbir devrinde devletsiz kalmayan Türkler Anadolu Selçuklu Devleti’ni mezarına uğurlarken  öte yandan da yeni kuracakları devletin  coşku ve ve heyecanını yaşıyorlardı.

Otman (Osman) Bey yönetime gelirken, bir Alevî-Ahî-Türkmen geleneği olan ‘Seymen Alayı’ düzülüyordu.

1157 yılında Selçuklu Sultanı Sancar’ın ölümüyle Doğu İran’da Selçuklu egemenliği sona ererken Horasan’da Harizmşahlılar ile Sultan Sancar’ı esir alan Türkmenler arasındaki savaşlar, 1180 yılından sonra, bu bölgeden Doğu Anadolu bölgesine Türkmen göçlerine neden olmuştu. Musul, Rakka ve Urfa’da kışlayan Türkmenler, Torosları aşıp, Klikya’ya indiğinde Ermeni Kralı Leon, binlerce Türkmeni kılıçtan geçirip Anadolu Selçuklu topraklarına girmişti. Halep civarında toplanan Alevi topluluklar, liderleri Rüstem’in Leon ile yapılan savaşta ölmesinden sonra “Rüstemli Türkmenleri” adıyla anıldılar.

***

Abbasi halifesiyle, Hamedan civarlarında meydana gelen savaş, Tekiş’in zaferiyle sonuçlanınca Harizm imparatorluk haline gelmişti. Tekiş, 1200 yılında ölünce yerine oğlu Kutbettin (Alâeddin) Muhammed geçmişti. Sultan Muhammed, Buhara’daki Hanefilerin lideri olan ve aynı zamanda Kara Hitayların haracını toplayan Burhaneddin Muhammed b. Abdülaziz nedeniyle Kara Hitaylar ile savaşa girdi.

1210 yılında Kara-Hitâyların vergi elçilerini öldüren Sultan Muhammed, ardından ordusuyla Buhara üzerine yürümüş daha sonra da Semerkant’ı da ele geçirmişti.  1215 yılında Gazne’yi alarak, Gur Devletini ortadan kaldırmıştı. Sultan Muhammed, kendi ülkesinin din adamlarından Abbasi Halife aleyhinde: “Hilâfet, Ali evlâdından Hüseyin’in sülalesinin hakkı iken, Abbasi hanedanı tarafından gasp edilmiştir. ”  gerekçeli fetva alarak Abbasi halifesi Nasr’ın adını, hutbe ve sikkelerden çıkardı.

Merkitleri egemenliği altına almak isteyen Cengiz Han, Kıpçak ülkesine kaçanları kovalamak amacıyla Harizm topraklarına girdiğinde Sultan Muhammed, Türkistan’daki Yuğur şehrinde Moğollar ile karşılaşmış ve Moğollar aldıkları talimat üzerine geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Hatta, Harizmşah Muhammed, Moğollara esir düşecek duruma geldiği halde, oğlu Celâlettin’in müdahalesiyle kurtulabilmişti.

Cengiz Han, ticari ilişkileri sürdürmek amacıyla savaşa girmek istemediyse de 500 kişilik ticaret kervanının Otrar’da, vali Yınal tarafından tutuklanarak öldürülmesini hazmedemedi. Otrar valisini cezalandırılmak üzere kendisine teslim edilmesini istiyordu. Gönderdiği elçileri de Sultan Muhammed tarafından öldürülen Cengiz Han, hırsından ağlamış, intikam saldırısına geçmişti.

Muhammed’in ordularını yenerek, Otrar’a gelmiş, 19 Nisan 1220’de Nişabur ele geçirerek Harizm İmparatorluğunu parçalamıştı. Sultan Muhammed oğlu Celâleddin’i veliahtlığa getirerek öldüğünde kefeni bile yoktu

Oturacağı tahtı olmayan Celâleddin’in Cengiz Han’ın Nesa şehri civarında bulunan 700 kişilik bir gözetleme kıtasını ani bir baskınla yok etti. Moğollar, amansızca Celâleddin’i takip etmeye başlamışlardı.

Celâleddin, Horasan ile Kirman arasındayken çölde Hızır Aleyhiselam’ı görmüş ve kendisine Hızır Aleyhiselam’ın yardım edeceğine inanıyordu. Birçok yerde, Moğolları bozguna uğrattıktan sonra Hindistan taraflarına gitti.

1221 yılında İndus Nehri kıyılarında Moğol ordusunun merkezine hücum ederek onları dağıttı. Cengiz kaçmak zorunda kaldıysa da gelen destekle toparlanmıştı. Cengiz, Celâleddin’in canlı olarak yakalanmasını istiyordu. Celâleddin ise, atını İndus Nehri’ne sürerek kurtulmuştu. Celâleddin’in cesaret ve kahramanlığını hayranlıkla izleyen Cengiz Han:

“ Bir babanın işte böyle oğlu olmalıdır” diyerek ona gıpta ediyordu.

Celâleddin, 10 Ağustos 1230 günü Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın karşısında Yassı-Çimen’de bütün ordularını kaybetmişti ama, düşmanları onun yenildiğine inanmıyorlar, herkes onun pusuya yattığını ve her an saldıracağını düşünüyordu. Destansı kahramanlığı ve bölgedeki halkı etkilemesindeki müthiş yeteneği karşıtlarını hep endişe içinde bırakmıştı.

1231 yılında Dicle Köprüsü civarında Moğol baskınından kurtulan Celâleddin, yaralı olarak dağlara kaçmıştı. Şafi Kürtlerden oluşan bir topluluk onun elbiselerini çalmak için  göğsünden bıçaklayarak öldürdü. Halk, Celâleddin’in öldüğüne inanmamış, olayın ardından yıllar geçmiş olmasına karşın Moğollarda da onun korkusu dinmemişti. Celâleddin, derviş olmuş İslam diyarında dolaşmaktaydı.

O’nun mezarının bugün Tunceli’deki Sultan Baba yada Düzgün Baba (Tujik Baba) olduğuna bölge halkı inanmaktadır.

***

Dağılmış Harizm askerlerinin önemli bir kısmı Anadolu Selçuklularına katılmıştı. Bugün, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan Horzumlu Oymağı, Şii-Yörük oymaklarının büyük bir kısmı ve Tunceli’ Muş Varto- Bingöl deki bazı aşiretler Harizmlilerin kalıntılarıdır. Geri kalan Harizmlilerin bir kısmı, Suriye’ye gitmişler. Mısır’da Eyyubilerin hizmetine girerek, Kudüs’ü işgal etmişlerdir.

Celalettin Harzemşah’ın yanında yeralanlardan olması ihtimali olan Süleyman Şah Erzurum’dan, Erzincan’a inerek burada altı yıl kalmışlardı. Ama dağlık olan bu bölgeden hoşnut değillerdi. Yine Türkistan’a dönmeye karar vermişler, geldikleri yoldan gitmeyerek Haleb şehrine varmışlardı. Caber Kalesi önüne geldiklerinde Fırat ırmağından karşıya geçmek isteyen Süleymanşah’ın atının ayağı sürçmüş, Süleymanşah suya düşerek boğulmuştu. Gömüldüğü yere ‘Türk Mezarı’ denildi. Oğuzlar’ın Döğer boyu bu kalede hakimdi. Süleymanşah’ın yanında olan göçerevlilerden bir kısmı dağıldı. Bazısı Berriye’ye gitti. Bunlara “Şam Türkmeni” denir.

Süleymanşah’ın oğulları babalarının ölümünden sonra geldikleri bölgeye geri döndüler. Pasin Ovası’nda Sürmeli Çukuru’na geldiler. Ertuğrul, dörtyüz göçer ev ile orada kaldı. Diğer kardeşleri Sungur ile Gündoğdu asıl vatanları Türkistan’a döndüler.

Ertuğrul, Hısnımansur (Adıyaman)’a geldiğinde Sultan Alâeddin’den yurt istedi. Sultan Alâeddin’in izin vermesi üzerine Haymana’ya geldiler. Bir müddet burada kaldıktan sonra Sultan Önü, Ermeni Beli ve Domaniç Dağı civarlarına yerleştiler. Ertuğrul Gazi’nin ölümü üzerine Osman Gazi’yi yerine geçirdiler.

Bir çok tarihçi Osmanlının kurucusunu Kayı Boyu olarak kabul etmektedir. Bu boy, Horasan’daki Merv civarlarında, Mahan’da yerleştirilmişlerdi.

İngiliz tarihçi Gibbons’a,göre Moğollarla savaşan Celalettin Harizmşah’ın dağılan ordusunun içindekilerden bir bölümü Suriye taraflarına gitmiş, Kudüs’ü yağmaladıktan sonra Alâeddin Keykubat’ın saflarına katılmışlardı. Osmanlının atası Süleymanşah da, Harizm ordusunun komutanlarından birisiydi. Süleymanşah’ın ölümüyle birlikte Söğüt’e yerleşen Ertuğrul, elli yıla yakın bir süre Anadolu Selçuklularına hizmet etmişti.

Kayı Boyu’nun Mahan’dan geldiğinde birleşilmektedirler ki, bu bölge Celalettin Harizmşah’ın egemenliğindedir.  Moğol saldırıları başladığında Türk gelenekleri gereği Mahan’da yaşayan tüm Türkmenler gibi Kayı Boyu’ da Celalettin Harizmşah’ın yanında Moğollara karşı savaşmıştır.

Mahan’dan, Moğollarla savaşarak çekilmek zorunda kalan ve uzunca bir müddet Celalettin Harizmşah ile at üstünde mücadele veren Kayı Boyu, Celalettin Harizmşah’ın savaşçı birliklerindendi. Önder gücün Kayı Boyu olması yanında bunlar arasında, özellikle Beydili ve Bayat boyundan  önemli bir düzeyde savaşçı bulunmaktadır.


İlgili yazılar

BÖCEK OLMAYI…

Partisinin kongresini kendi geleceğini kurtarmak için kullandı. Ağladı, ağlattı. “Vereceğiniz her görevi yaparım” diyerek, amacını ortaya koydu: “Çankaya’ya beni çıkarın.”

HURŞİT TATİLE ÇIKARSA CHP DÜZELİR

Kıbrıs barış harekatının şifresi ‘Ayşe tatil’e çıksın’dı. Bilindiği üzere bahsi geçen Ayşe, dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızıdır. CHP Milletvekili

Çivisi Çıkmış Ülke

Yurdumuz öyle bir ülke haline geldi ki her gün bir başka gariplik yaşanıyor. Bu gariplikler usta yazar Amin Maalouf’un, “Çivisi

Bir Cevap Yazın