SURVİVOR ASGARİ ÜCRET

Kahramanımız posbıyıklı değildir. Beyaz çoraplı ve yumurta topuk ayakkabılı heeççç değildir. Metrobüs erkeği bile değildir… Kendisi boğaza nazır yalıda oturan, bir eli dolarda, diğer eli euroda, altının tepe taklak gelmesinden bile etkilenmeyen, araba yerine helikopter kullanan ensesi kalın zat-ı şahanedir…

Günlerden bir gün karizmatik ağabeyin canı sıkılır kameralar eşliğinde tanımadığı bir ekiple ıssız adaya gitmektense; kendi survivorumu kendim yapayım paracıkları kimseye kaptırmayayım der ve sağa sola talimat vermeye başlar.

Öncelikle ne yapmak istediğine karar verir iç sesi; İstanbul’un göbeğinde asgari ücretle geçin asgari ücretle geçin hadiii hadiiii göreyim seni… İlerde o iç ses yoğun küfür altında kalacaktır ya, ben falcılık yapmayayım…

Hikâyenin bundan sonra kısmını izin verirseniz maceracımızdan dinleyelim.

Meceracı; Ahmet oğlum gel bakalım. Bana asgari ücrete uygun, güzel manzaralı bir ev bulun.

Ahmet: Peki efendim. (Ahmet’in iç sesi; Bu adamın da istekleri hiç bitmiyor ki arkadaş nerden bulayım istediği evi… Offf offf…) Ahmet evi bulur, evin kanalizasyon sistemi bile doğaya uygun olup anında geri dönüşüme sahiptir. Hatta ev stüdyo daire özelliğine sahiptir. Mutfağı, banyosu her bir şeyi iç içedir.)

Ahmet kapıdan içeri girer ve kriterlere uygun ev bulunduğunu haber verir.

Maceracı duruma çok sevinir ve “İçini de barok tarzda döşeyin” der.

Ahmet bu seferde bit pazarına gider kalan paraya göre bir yer yatağı bir tencere, bir bardak, bir tabak, bir de eski halı alır.

Maceracıya; “Efendim ev tutuldu döşendi ama barok tarzda olmadı delik cep tarzını uyguladık” der.

Maceracı; “Evladım fark etmez adres ve anahtarı ver” der.

Adres ve evin anahtarı teslim edilir ve herkes yuvasına döner…

Maceracının evi bulması yaklaşık dört saatini alır, doğal olarak arabayla gidemediği için ayakları patlamıştır. Ev ise şahanedir!… Aşırı yorgun olduğu için yemek yemeden sızıp kalır. Sabah yer yatağında uyanmanın dayanılmaz mutluluğuyla dolmuşa zar zor yetişir. Bol katlı çok asansörlü iş yerine ulaşması üç saatini alır çünkü daha önce dolmuş gibi fani insan taşıma gereçlerini bulmamıştır. Hemen kahvaltı ister çünkü buzdolabı bozuktur ve içini dolduracak para kalmamıştır. Kredi kartından bir aylık ücret daha çeker. “Bir maaş ön ödeme veriyoruzdur herhalde” der… Sürünmeye devam etmekte ucuz gıda için Pazar gezmeye, marketlerin indirim kataloglarını almaya hatta ve hatta otostop yapmaya başlar. Ekmeğe yüklendiği için kilo almaya dikkat bozukluğu yaşamaya başlar. “Neyse ki öğle yemeklerini iş insanlarıyla yiyorum bari öğle yemeğine para vermiyorum” demektedir. Arada sırada komşularından “Tek kalıyor yazıktır günahtır” diyerek gönderilen boş börekleri afiyetle yemekte çamaşırlarını ise makine alacak parası kalmadığı için elde yıkamaktadır. Ütü deseniz “hak getire” olduğundan yatak altında doğal ütüyü tercih etmektedir. Bir ay bu şekilde devam eder sonuç ise;

Psikolojisi tükenmiş bir patron ve artık dört katı maaş alan çalışanlardır.

Not: Bu hikâyede anlatılan patron yoktur. Zira patronlar böyle maceralara asla dâhil olmazlar…


İlgili yazılar

Erdoğan Baykal’a başbakanlık mı teklif etti?

CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Antalya’daki telefonu gece yarısı çaldığında, olacakları kimse bilmiyordu. Arayan, Kaçak Saray’da damı akan gecekondu

“LAİK SINIF”/ “DİNDAR SINIF”

Habere göre İstanbul’da bir okulda öğrenciler arasında Kur’an dersini seçmeyenlerle seçenler bu şekilde adlandırılıyormuş. İşte asıl tehlikenin bu olduğunu, hatta

Abidik Gubidik Ali

İlginç milletiz vessalam. 15  yıldır niye AKP iktidarda daha iyi anlıyoruz. Normal, demokratik, çağdaş bir ülkede neler olurdu neler… Millet,

Bir Cevap Yazın