TAKSİM AYAKLANMASI TÜRK BAHARI MI?

Taksim’de başlayan ve Türkiye’nin hemen her yerinde yaşanan olayların hükümet karşı bir başkaldırı, ayaklanma olarak değerlendirmek mümkündür. Toplumsal eylemlerin ayaklanma olarak değerlendirilmesi için bazı özellikler taşıması gerekiyor. Bu özelliklerin başında eylemin kitleselliği ve hükümet yada rejim karşıtı olması gelir. Taksim olayları bu iki temel özelliği de taşımaktadır.

Toplumsal olaylar, anlık gelişmeler değildir. Çok farklı etkenlerin bir araya geldiği görece uzun bir evre içinde gerçekleşir. Kısacası geliyorum diyecek biçimde emareleri açıkça gözlenebilen olaylardır. Bu nedenle gerçekleştiği anda öne sürülen gerekçe görünürde bir gerekçe özelliği gösterir.

Taksim Ayaklanmasının görünür gerekçesi Hükümetin Taksim Gezi Parkını yıkmak ve yerine bir AVM yapmak istemesidir. Oysa gerçekleşen ayaklanmada ortaya konulan sloganların Gezi Parkıyla ilgisi çok sınırlı olmuştur. “Hükümet İstifa” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları, eyleme katılanların AKP Hükümetine karşı topyekun olumsuz görüş taşıdıklarını göstermektedir.

Olağan koşullarda bir araya gelmesi dahi düşünülemeyecek toplumsal gruplar, AKP karşıtlığında birleşmişlerdir. Bu grupların birleşmesine yol açan temel etken ise AKP’nin izlediği bazı politikalardır. Bu politikaların başında Atatürk Devrimlerine karşıtlık, yaşam tarzına müdahale, hak arama mücadelelerine yönelik AKP’nin aşırı baskı içeren politikaları ile rant ekonomisine dayalı politikalarıdır. İzlenen bu politikaların önemli ölçüde Başbakan Erdoğan’ın kin, nefret ve öfke içeren diliyle (söylemiyle) birleşmesi bu karşıtlığın doğmasında fazlasıyla etkili olmuştur.

Egemen gücün sürekli baskısı ve karşıtını aşağılayan dili, bu grupların bilinçaltlarını birleştirmiştir. AKP’nin karşıtlarının hafızasını birleştiren bir dil kurması eylemlerdeki birlikteliğin harcıdır, çimentosudur.

Bu olayların gelişiminde ilk önemli durak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramıdır. Hükümetin bu bayramı kutlamak isteyenlere Ankara Ulusta kullandığı şiddet, AKP’ye karşı öfkenin kartopu haline gelmesidir. Sonraki gelişmeler ise bu kartopunun yuvarlanarak hızla büyümesini sağlamıştır.

AKP, karşıtlarını siyasi rakip olarak değerlendiren bir parti olmadı. Karşıt olmak AKP’nin literatüründe kendisine düşman olmak demektir. Karşınızdakini “düşman” olarak görüyorsanız, ona baskı uygulamak, şiddet kullanmak, mağdur etmek ise olağan bir davranıştır. AKP 10 yıl boyunca bu çizgisinden hiçbir zaman taviz vermedi. Çünkü karşıtları kendilerine göre, toplumun %30-35’ni oluşturmaktadır ve dolayısıyla azınlıktı. Oysa demokratik rejimlerde azınlığın haklarını korumak, taleplerini karşılamak daha önceliklidir ve çoğunluğun hak ve taleplerinden daha fazla korunur. Çünkü çoğunluk zaten iktidardır. AKP ve özellikle Başbakan Erdoğan, demokrasinin bu temel özelliğini hiçbir zaman anlamak istemedi. Çoğunluk ile azınlık arasında geçilemez duvarlar örmeyi temel görevi bildi. Zaman zaman bu dilin dışında çıkışlar yapmasına karşın son zamanlarda bu tavrından da tümüyle vazgeçmiştir. Ayrıca bu eylemlerde temel aktör olan Atatürkçü laik çevreler için bu dilin zaten hiçbir zaman bir önemi olmadı. Bu çıkışlar daha çok bazı liberal aydınlar ve sosyalist gruplarda etkili olmuştur. Ancak bu gruplar da zamanla AKP’nin hışmına uğramaktan kurtulamamıştır. Çünkü AKP bu grupları hiçbir zaman kendi politik ekseni içinde görmemiştir. Kısa vade de ötekileştirmeye dayalı bu politika AKP’ye önemli başarılar kazandırmakta, her seçimde birinci olmasını sağlamaktaydı. Uzun vade de ise ötekileştirilmiş toplumsal kesimlerin AKP tabanından zihinsel olarak tümüyle kopmasına neden olmuştur.

Bu bölünmenin ilk halkasını etnik ve mezhepsel bölünme oluşturmakta. Bu bölünme de etnik grupları Kürtler temsil ederken, mezhepsel bölünmede ise ötekiyi Aleviler temsil etmiştir. İkinci halka ise toplumun tüm gruplarını kapsayan bir bölünmedir. Bu bölünmenin öteki tarafında laik yaşamı savunanlar yer almaktadır.

Taksim Ayaklanması ikinci halkanın etrafında gerçekleşmektedir. Eylemi gerçekleştiren grupların heterojenliğinin temel nedeni de budur.
Bu ayaklanmayı Arap Baharına benzetmek tümüyle yanlıştır. Arap Baharında etkili olan gruplar, iç dinamiklerden çok dış faktörlerin etkisinde olmuştur. Tunus, Libya ve Mısır’daki gelişmeler tümüyle böyledir. Sonuçları itibariyle de onların çıkarlarına dayalı bir yönetim anlayışının kurulmasına neden olmuştur. Bu tavrın dışında kalan sadece Bahreyn olmuştur ve Bahreyn’deki ayaklanmalar ise acımasızca bastırılmıştır. Ayrıca Bahreyn ayaklanması özü itibariyle mezhep ayrılığına dayalı bir ayaklanmadır. Bu özelliği nedeniyle Taksim Ayaklanmasıyla bir benzerlik göstermemektedir. Oysa Taksim Ayaklanmasında dış destek olmadığı gibi antiemperyalist, kapitalist tavır çok güçlüdür.

Taksim Ayaklanması tamamen tepki eylemidir. Henüz bir örgütü yada örgütleri yoktur. O nedenle önceden planlanmış, örgütlü bir ayaklanma değildir.

CHP bu ayaklanmanın örgütleyici gücü değildir. CHP dahi gelişen eylemlere örgütsel düzeyde henüz tam olarak eklemlenebilmiş değildir. Ayrıca eylemler, CHP’yi de aşan bir potansiyel içermektedir.

Bu eylemler tepki niteliğinde kaldığı sürece Erdoğan hükümetini yıkabilmesi çok zordur. Ancak eylemlerin devamlılığı, katılanların kararlılığı ve kitleselliği AKP’nin bundan sonraki iktidarını eskisi gibi sürdürmesini imkânsız hale getirmiştir. Hükümetin geri adımlar atmaması durumunda bu tepki eylemleri başka yapılanmaların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Bunların neler olabileceğini tahmin etmek zor değil ancak bunu şimdiden adlandırmak, bu eylemlere zarar verebilir. O nedenle yaşayıp birlikte görmek daha doğru olacaktır.

Türkiye şu anda bir iç savaşın eşiğine gelmiş bulunmaktadır.


İlgili yazılar

Gerilim ve mağduriyet

AKP’nin seçimlerde kullandığı önemli iki taktik var: Mağduriyet edebiyatı ve gerilim. 2002 yılında Tayyip Erdoğan, “Damdan düşenin halinden damdan düşen

OKULLARDA SÜT DAĞITIMI

Okullarda süt tüketiminde yaşanan zehirlenme olayı, bize birkaç konuda ders vermektedir. Birincisi, çocuklarımızın sağlıklı beslenmelerinin bu tür kampanyalarla yapılmasının ne

Ve Aslında Kılavuzu Herkes Biliyor!

Bir ülkeyi hedef alan düşman, İlk önce, herşeyden önce, O ülkenin kurucusunu ve ordusunu hedef alır. Emperyalizmin, bilinen ve en

Bir Cevap Yazın