TAVUK VE ÖRDEK YAVRULARI

Doğrusu çok ilginç bir haberdi.

“Çirkin Ördek Yavrusu” hikayesini sanırım bilmeyen yoktur. En azından okumamış iseniz bile Tv’de çizgi film olarak izlemişsinizdir.

Haberi 30 Nisan tarihli gazetelerde okuduğumda bende çağrışımları hayli farklı olmuştu. O gün haberi okuduğum gazetenin internet sitesinden alıp bilgisayarımda sakladım. Haberi önce özetleyim, sonrada bendeki çağrışımlarını, düşündürdüklerini sizlerle paylaşayım.

Sakarya’nın Sapanca İlçesi’nde bulunan Doğapark’ta, kuluçka dönemine giren tavuğun altına parkın görevlisi Serdar Çelik bir hinlik yapar ve ördek yumurtaları koyar. Zamanı gelince yumurtalar çatlar, ördekler bir bir yaşama gözlerini açarlar. Tavuk, ördekleri kendi yavrusu olarak benimser. Tavuk için sürprizler 10. günden itibaren başlar. Etrafta yavrularını dolaştırmaya çıkar. Yavru ördekler yanından geçtikleri, içinde nilüfer yapraklarının da bulunduğu küçük süs havuzunu görünce içgüdüsel olarak peş peşe suya atlarlar. Yavruların arkasından bakan tavuk, birkaç kez yaklaştığı suya girmekten ürker. Annelik içgüdüsüyle hareket eden tavuk, sonunda nilüfer yapraklarının bol olduğu tarafa gidip suya girer. Yüzemediği için yaprakların üzerinde yarıya kadar suya gömülmüş halde ördek yavrularının yanına gider. Suyun tadını alan ördekler sık sık havuza dalarlar. Park görevlisi Serdar Çeliğin anlatımına göre yavru ördekler suya ilk girişlerinde tavuk annelik içgüdüsüyle ortalığı birbirine katar. İkincisinde yine telaşlanır ve o da suya girer. Tavuk da suya girdikten sonra ilginç bir şekilde yavru ördekleri taklit ederek kurulanmaya çalışır. Tavuktaki değişim ilginçtir. Yavrular anne tavuğu taklit edeceklerine, anne onları taklit eder.

Öğretmen olarak psikoloji derslerinde içgüdü, kalıtım ve öğrenme konularında buna benzer epeyce örnek anlatmışımdır. Özellikle hayvan davranışlarını inceleyen Etologların böylesi çokça deneyleri vardır. Ne var ki benim okuduklarımın arasında anne tavuğun, kendisi gibi davranmayan yavruları karşısında zamanla onlar gibi davranmaya çalıştığına dair örneğe rastlamamıştım. Konunun uzmanı olmadığım için varsa bile okumamış olmalıyım.

Sakarya Doğapark’ta gerçekleşen bu haberi aslında okullarda öğretmen ve öğrenci ilişkilerindeki çağrışımı nedeniyle anlattım.

Farkındayım her benzetme gerçeği biraz eğer, büker, dikkat edilmez ise çarpıtır. Yada farkında olmadan benzetmeyi yapanın anlatmak istediğinden farklı bir anlama biçimleri de yaratabilir.

Öğretmen elbette tavuk, öğrencilerde ördek yavrusu değil. En azından içgüdüyle yaşam süren varlıklar değiller.

Son yıllarda öğrenci merkezli eğitim adı altında söylene gelen ve öğretmenlerce yapılan, okullarda uygulanmaya çalışılan, eğitim anlayışında öğretmenlerin örnekteki tavuk, öğrencilerin de ördek gibi davrandıklarını gözlemledim.

Öğretmenler kendileri için belirlenmiş rolleri yerine getirmeye çalışırken, karşısında bulunan öğrencilerin hiç oralı olmadıklarını, başka davranışlar geliştirdiklerini gördüklerinde, önce bir şaşkınlık, sonra cılız bir tepki en sonunda öğrenciler gibi davrandıklarını gördüm. Bunu grup normuna uyma olarak açıklamak hayli zor.

Özellikle kendi aralarındaki konuşmalarda bunu çokça görmüşümdür. Öğrenciler tv dizilerinden veya sokakta öğrendikleri argoyu sınıf ortamında kullanırken, öğretmen onları bundan vazgeçirme yerine onlar gibi konuşmayı seçmekte.

Değiştirerek geliştirmek durumunda olan öğretmen, kendisi değişmeyi, değiştirmek durumunda kaldıklarına uymayı tercih etmekte ve bir ölçüde sınıf içinde lider olma rolünden vazgeçmekte.

Öğretmenin öğrenciler gibi davranmasına örnek elbette sadece bu değil. Kimi zaman sınıf içinde süreklilik kazanmış disiplinsiz davranışları karşısında da benzer bir durum yaşanmakta. Öğretmen ders işlemek yerine öğrencilerin yaptığını yapmakta. Özellikle bilgisayar oyunları oynamak, cep telefonuyla uğraşmak gibi.

Şimdi bunları söylediğim için okulda disiplini ahlaki boyutundan arındırıp düzen ve sınıfta sessizlik gibi konulara indirgeyen, haklı olarak kuralları katı bulup eleştirenler beni öğretmen ve öğrenciyi bir hasım gibi görmekle eleştirebilirler. Ama işin aslı öyle değil. Daha 20. yüzyılın başında Durkheim, Sorbonne da verdiği dersleri içeren “Ahlak Eğitimi” kitabında bu anlayışın eleştirisini yapmıştı.

Okul başından sonuna kurallar dizisini içerir. Zamanında okula gitmek, zamanında derste olmak, belirlenmiş konuları işlemek, belli biçimde giyinmek vb gibi. Bunlara uymak ahlaki sorumluluktur. Yoksa okul derslerin sessiz biçimde işlendiği bir tür “sözde barış ortamı” değildir.

Yaşam ciddiyetsizliği kaldırmaz. Okul ise yaşamın ciddi, katı kurallarına adımın ilk basamağıdır.

Her kural bir bilgi içerir. Bu bilgi yanlışlanmadan, geçersiz kılınmadan bireysel olarak bunun dışına çıkmak yapılan işin doğasına aykırıdır. Öğrencinin ve öğretmenin istediğini yaptığı bir sınıf ortamının doğal sonucu Durkheim’in deyimiyle “morali bozuk bir sınıftır.” Böyle bir sınıfta hem öğrenci hemde öğretmen için sorumlulukların göz ardı edilmesi olağan bir durum olacaktır.

Sonuç olarak hiçbirimiz ne tavuğuz nede ördek. İçgüdülerimizin esiri değiliz.


İlgili yazılar

SURİYE’DE TÜRKMENLER VE SÜLEYMAN ŞAHLAR

Bir zamanlar Oğuz Yabgu Devleti vardı. Bunlara, Hazarlar da deniliyordu. Musevi inanışındaydılar. Oğuz Yabgu Devletinin Subaşısı ( Genel Kurmay Başkanı

İstanbul’da dereler de sabırlar da taştı

İstanbul 7 tepeli ve 67 dereli muazzam bir şehir. Fakat yanlış yapılaşma, alt yapı eksikliği, dere ıslah politikalarının yanlış yürütülmesinden

Siz Cumhurbaşkanından iyi mi bileceksiniz?

İleri(!) demokrasimizin atama demokrasi süreci bir yandan işlerken bir yandan da kendi içinden yeni partiler yaratıyor. AK Parti’de tek adaylı

Bir Cevap Yazın