TBMM: AÇILIŞI VE YAPISI

Önce Meclis…

Yer: Karargâh binası

Tarih: 4 ya da 5 Nisan 1920 akşamı…

Halide Edip, Adnan Adıvar, Cami Baykut, Yunus Nadi, Refik Koraltan ve Recep Peker Mustafa Kemal ile yemekteler.

Sohbetin konusu Türkçülük ve Anadolu Ajansı ismi ile kamuoyu oluşturacak bir organ oluşturulması… Ajans o gece kuruldu.

Gece herkes çekildi. Bir tek Yunus Nadi kaldı.

Mustafa Kemal: “Abe çocuk, hani kahve!”

Dediği zaman, saat gece yarısından sonra ikiye gelmişti ve çocuk o zaman kadar üç defa kahve getirmişti. Bu ısrarlı istek koyu bir sohbetin de işareti idi.

Konu: Yunan’ın yaptığı vahşetler…

Sarayın ve İstanbul hükümetinin ihaneti…

Bu ihanetin yansıması olan iç ayaklanmalar, yapılamayan seçimler, seçilip engellenen milletvekilleri…

Parasızlık… ordusuzluk…

Özellikle ordunun yokluğu Yunus Nadi’ye acı veriyordu…

Yunus Nadi: “Meclis’in ne vakit toplanabileceğini tahmin ediyoruz? Bir de her kerameti Meclisten beklemek niyetinde miyiz? Açık söylemek için ben bu niyet ve kanaatte değilim. Zaten ıztırabım da ondandır.”

Mustafa Kemal: “… Ben bilakis her kerameti meclisten bekleyenlerdenim. Nadir Bey, bir devre yetiştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, ancak milli kararlara dayanmakla, milletin genel eğilimine tercüman olmakla hasıldır… evvela meclis sonra ordu… orduyu yapacak millet ve ona vekâleten meclistir. Çünkü ordu demek yüz binlerce insan ve milyonlarca servet ve sâman demektir. Buna iki üç kişi karar veremez. Bunu ancak milletin karar ve kabulü meydana çıkarır…”

Ve 23 Nisan 1920…

Daha sabahtan kadın, erkek, çoluk çocuk Ankaralılar bulabildikleri allı güllü en güzel elbiselerini giymişler…

Hacı Bayram Camiinden Meclis binasına kadar olan yaklaşık bir kilometrelik alanı sağlı sollu doldurmuşlar..

Çatılar bile insan selinden nasibini almış…

Ulema, şeyhler ruhani bayraklar önde Mustafa Kemal Paşa ve milletvekilleri onların arkasında kalabalığı yararak ilerliyor.

Yararak ilerliyor… zira halk da onlarla birlikte ilerlemek istiyor…

Türk ulusunun seçilmiş milletvekilleri şimdi bin bir güçlükle tamamladıkları Meclis binasının önündeler…

Meclisin kapısında bir yandan kurbanlar kesiliyor öte yandan gür sesli bir hocanın Türkçe duası Ankara’yı adeta inletiyor…

Ne yirmi kilometre öteyi kana bulayan ayaklanmalar, ne Hilafet Ordusu’nun Türk’ü Türk’e kırdırma politikaları var düşüncelerde.

Vatan aşkı ile dolu milletin vekilleri “ya İstiklal ya ölüm” diye çıktıkları yolda yüz yüze kaldıkları emperyalist oyunları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçirirken heyecanla ama sessizce sıralarına oturuyorlar…

Şerif Bey Yüce Meclis’in kürsüsünde..

Sessizliği en yaşlı üye Sinop milletvekili Şerif Bey’in kürsüye gelişi bozuyor…

Alkış tufanı…

Gürleyen bir ses yalnız salona değil emperyalist dünyaya haykırıyor…

• İstanbul; geçici kaydıyla yabancı devletler kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Hilafet makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığı ortadan kalkmıştır…

• Bu duruma baş eğmek, milletin, önerilen yabancı tutsaklığını kabul etmesi demektir.

• Tam bağımsız yaşamak kesin azminde olan ve her şeyden önce özgür ve başı dik olan millet; tutsaklığı şiddetle reddedip, derhal vekillerini toplayarak Yüce Meclis’i oluşturmuştur.

• Bu Yüce Meclis’in başkanı sıfatıyla ve Allah’ın yardımı ile milletin içte ve dışta tam bağımsızlığını ele alıp yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum.

Mustafa Kemal tarafından hazırlanan bu kısa konuşma başkentin işgaliyle zaten egemenliğini yitirmiş olan Osmanlı Devleti’nin tarihe gömüldüğünü, külleri üzerinde genç, dinç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu hem iç hem de dış dünyaya ilan ediyordu. Nasıl mı?

Şerif Bey’in konuşması ne anlama geliyor?

Her şeyden önce, Meclis’in adı bu açış konuşmasında “Büyük Millet Meclisi” olarak saptanmıştı. “Meclis-i Mebusan” kavramı yerine BMM adının benimsenmesi ile yeni meclisin Osmanlı parlamentosu ile hiçbir ilişkinin bulunmadığı ortaya konulmuştu.

Meclis “Milletin”di. Ve bu millet “Büyük” Türk milletiydi. BMM adının önüne 9 ay sonra “Türkiye” sözünün eklenmesi ise belki daha önemliydi. Zira, Osmanlı Devleti’nde resmi olarak hiçbir zaman kullanılmayan, hatta hakir görülen/aşağılanan bu ad, Meclis’in adına konarak parlamentonun “Türkiye”ye ait büyük bir organ olduğu ve Türk ulusunu temsil ettiği özellikle vurgulanmıştı.

Konuşma, (T)BMM’nin yetkilerini de belirlemişti. Bu meclis, “Millet” tarafından toplanmış ve “Milletin” yetkilerini bizzat eline almasıyla oluşmuştu ki bu da ulus egemenliğine geçilmesi demekti. Cumhuriyet, daha ilk gün yeni devletin rejimi olarak benimsenmişti.

Son olarak konuşmada içte ve dışta tam bağımsızlık ilkesine olan kesin bağlılık dile getirilmiş, böylece Türklerin kabul edeceği barışın niteliğini vurgulayan Misak-ı Milli bir kez daha hatırlatılmıştı.

TBMM, bir ihtilal meclisidir

TBMM, normal bir parlamenter sisteminin ötesinde yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendisinde toplamıştı. Güçler Birliği’nin egemen olduğu bu sistem Meclis Hükümeti sistemiydi. Fransız İhtilali’nin ünlü meclisi Convention’un benzeriydi. Bir ihtilal, daha geniş anlamıyla devrim meclisiydi.

Güçler birliğinin gereği olarak;

• TBMM hem yasaları yapmış, hem onları uygulamış, gerektiğinde doğrudan doğruya yargı işlevini de üzerine almıştı.

• Bir “hükümet” yoktu. Yürütme gücü doğrudan doğruya TBMM’nin içindeydi.

• Yürütme işlevi içindeki çeşitli birimleri yönetebilmek için onların başına birer “vekil” getirilmişti.

• Vekiller, milletvekilleri arasından doğrudan doğruya TBMM tarafından seçilmişti. Bu, sadece bir milletvekilinin, içinde bulunduğu parlamentoya ait bir gücü, onun adına vekil olarak yürütebileceği anlayışının sonucuydu. Bundan dolayı da “bakan” değil “vekil” adını almışlardı.

• Her vekil doğrudan doğruya TBMM’ye karşı sorumluydu ve onun buyruğundaydı.

• TBMM vekillere ayrı ayrı talimat verebiliyordu.

• İşbirliği içinde olmak zorunda olduklarından bu vekiller bir araya gelip çalışıyorlardı. Vekillerin bir araya gelerek oluşturdukları kurula “İcra Vekilleri Heyeti” denilmişti. İcra Vekilleri Heyeti Meclis’in sahip olduğu hükümet yetkisini, onun izniyle kullanıyordu.

• TBMM vekillerine talimat verebildiği gibi, onları görevden de alabilirdi.

• Meclis bazen hükümet gibi davranabilirdi.

• Kendi verdiği kararları kendisi yürüttüğü için ordu ve kolordu komutanları da milletvekili olabilirlerdi.

• Bir hükümet başkanı yoktu. TBMM Başkanı sistem gereği Vekiller Kurulunun da başıydı.

TBMM’ni, yine Güçler Birliği’ni benimseyen Osmanlı Devleti’nden ayıran özelliği neydi?

Osmanlı Devleti’nde egemenliğe kayıtsız şartsız sahip padişah tek başına bu üç gücü kendisinde toplamıştı. TBMM de bütün güçleri üstünde toplamıştı. Aradaki önemli ve ince fark egemenliğe sahip olanın TBMM değil, Türk Milleti olmasıydı. Millet, kayıtsız şartsız egemenliğine sahipti. TBMM sadece milletin temsilcisi sıfatıyla egemenlik hakkını kullanıyordu. Millet, gerekirse veya isterse seçim yolu ile yeni bir meclis kurabilirdi.

Her üç gücün tek bir organda toplanması sakıncalı mıdır? Diktatörlük müdür?

Bir parlamentonun yapısı ne kadar demokratik olursa olsun, o parlamento hem yasaları koyar, hem onları uygular hem de yargı gücünü kullanırsa yapılan işlerin denetimi son derece zor hatta olanaksız olabilir. Ancak TBMM açıldığında yurtta hem dış düşmana hem de Osmanlı Hükümetine karşı bir savaş yürütülüyor ve kazanılması gerekiyordu. Bu nedenle önder ve kadrosu, çabuk karar alan, verdiği kararı hemen hiçbir engelle karşılaşmadan uygulayabilecek bir organa ihtiyaç duydu. Savaşın kazanılması için bunun çok önemli olduğunu bilen önder, bunalımı atlatabilmek için Meclis’in bu sistemi benimsemesini, onu inandırarak sağladı. Bu sistemin benimsenmesi millet temsilcilerinin kararıydı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında tartışmasız yararı olan bu sistemde TBMM bir süre sonra yetkilerini kıskançlıkla kullanır bir duruma geldi.

TBMM geniş tabanlı bir halk meclisiydi.

TBMM; Anadolu’da yeniden seçilenler ile İstanbul’dan Ankara’ya gelebilenlerden oluşmaktaydı. Böylece iki seçim sonucunda meydana gelmiş olan I. TBMM, o güne kadar Osmanlı parlamentolarının hiçbirinde olmadığı kadar geniş bir halk tabanına dayanmaktaydı. Azınlık unsurları seçime katılmadığı için daha önceki Osmanlı parlamentolarının aksine “Ulusal” bir nitelik taşımaktaydı.

Milletvekillerinin toplumsal tabanları da bunun göstergesiydi.

Milletvekillerinin 134’ü devlet memuruydu. Bunların 36’sı yönetici, 45’i memur, 24’ü eğitimci, 23’ü yargıç ve savcı, 4’ü güvenlik görevlisi, 2’si diplomattı. 94’ü serbest meslek sahibiydi, bunların 27’si çiftçi, 28’i tüccar, 21’i avukat, 16’sı gazeteci/yazar/çevirmen, 2’si de bankacı idi. 34 din görevlisinin 18’i müftü/imam, 6’sı şeyh, 10’u müderristi. 16 sağlık elemanının 15’i doktor, 1’i eczacı idi. Teknik elemanların sayısı ise 4’tü. Bunların 2’si mühendis, 1’i usta, 1’i de teknikerdi. Askerlerin sayısı 52 idi. Ayrıca 50 yerel yönetici ile 5 aşiret reisi de milletvekilli olarak meclise gelmişlerdi. Mesleği bilinmeyen iki kişi ile birlikte 391 kişi Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturan meclisin üyelerini oluşturdu.

I. TBMM genç ve eğitimli bir meclisti.

Milletvekillerinin çoğunluğu 30-40 yaş grubundandı (%70). En gençleri 20 (17 kişi), en yaşlısı 70 (3 Kişi) yaşındaydı. Milletvekillerinin genç olmasının yanı sıra, öğrenim düzeyleri de yüksekti. %44’ü Yüksek Öğretim mezunu idi. Bu durum, toplumsal sorunların çözümünde farklı düşüncelerin üretilmesine de olanak sağlamaktaydı. Aynı zamanda meclisin devrimci bir nitelik kazanmasında da temel etken oldu.

Milletvekillerinin çoğu yabancı dil biliyordu. Devlet memurlarının %55.2’si, askerlerin %65.3’ü, serbest meslek sahiplerinin %30.8’i, din görevlilerinin %67.6’sı, yerel yöneticilerin %32’si, aşiret reislerinin %40’ı, sağlık elemanlarının %81.2’si, teknik elemanların %50’si yabancı dil bilmekteydi. Daha genel bir anlatımla I. TBMM’de 196 kişi Türkçenin dışında bir ya da birden çok yabancı dili konuşabiliyordu.

I. TBMM’ye katılan milletvekillerinin %65.4’ü meclisin açık ve gizli toplantılarında söz alarak ülkenin ve halkın sorunlarıyla ilgili düşüncelerini dile getirmişti. Konuşma yapanların da %44.9’u yüksek öğrenim kurumlarından mezun olanlardı. Eğitim düzeyinin yüksekliği ilgili bu oran meclise sunulan teklif, takrir ve soru önergelerine de yansıdı.

I. TBMM çok sesli “demokrat” bir meclisti.

Osmanlı ideolojik akımları içerisinde yetişen milletvekillerinden oluşan bu mecliste, her türlü düşünceden insana rastlamak mümkündü. Osmanlıcı düşünceyi simgeleyen fesliler, inkılâpçı düşünceyi simgeleyen kalpaklılar, İslamcı düşünceyi simgeleyen sarıklılar mecliste yan yanaydılar. İttihatçısı, İtilafçısı, Türkçüsü, İslamcısı, Bolşevik’i, hatta ihtilalcisi yan yana vatanın kurtuluşu için tek vücut oldu. Ancak, her milletvekili düşüncelerini özgürce savunmaktan da geri kalmadı. Mustafa Kemal karşıt düşüncede olanları “ikna” yoluyla kendi düşüncesine çekti. Ve her karar milletvekillerinin oyları ile alındı.

I. TBMM “halkçı” bir meclisti.

I. TBMM açılışından hemen sonra halkın sorunlarına eğilip ona, olanakları ölçüsünde çözüm üretmeye çalıştı. İlk çıkardığı yasa halkın %90’ını ilgilendiren hayvan vergisi (ağnam resmi) ile ilgili oldu. Son Osmanlı Meclisinde 8 katına çıkarılması önerilen bu verginin oranı 4 katı olarak belirlendi. Verginin her yerde eşit olarak alınması kararlaştırıldı. Böylece TBMM ülkede hem yasaları egemen kıldı hem de eşitlik ilkesini uygulamaya koydu.

Ve meclis izleyeceği siyasetin de “milli” bir siyaset olacağını vurguladı.

Mustafa Kemal BMM Başkanı olarak 24 Nisan’da yaptığı konuşmada bu siyaseti şöyle açıkladı:

“Milletimizin güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle milli bir siyasa gütmesi ve iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Milli siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup milletin ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak, gelişi güzel ulaşılamayacak istekler peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak, uygarlık dünyasının uygarca insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir”

Hatırlamakta fayda var…


İlgili yazılar

Bayramdan sonra ne olacak?

Türkiye’yi bir türlü tatilden çıkaramıyorlar. Tatil ile sorunların üzerini örtebileceklerini sanıyorlar. Öteliyorlar. Okulların yaz tatilini uzattılar. Bayram tatilini 9 gün

Yeni bir döneme geçiyoruz…

Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle demokrasimiz ve siyasetimizde bir dönemi bitirdik, yeni bir döneme geçtik. Ilımlı İslam modelini yaygınlaştırma kapsamında birlik

Cehaletten öte bir şey

Cumhurbaşkanı seçimi için geri sayım sürüyor. Yurt dışında yaşayan Türk vatadaşları bu seçimde ilk kez oy kullandılar. Tersinden bakarsak kullanma-mayı

Bir Cevap Yazın