TEŞVİKLİ EĞİTİMDEN TEHDİTLİ EĞİTİME

Bakan Dinçer, 66 ayını doldurmuş çocukların okula zorunlu olarak kayıtının yapılacağını söyledi. Bunun için genelge yayınlandı.
Belli ki burada yaptığı açıklamalar yeterli olmadı.

İçinde biraz tehditte bulanan, gerekirse ben size gösteririm edasıyla kayıt yaptırmayan velilerin günde 15 lira ceza ödeyeceklerini söyledi.
Bu açıklama, kullanılan üslup 10 yıllık AKP iktidarının genel seyrine hayli uygun.
Ne var bunda diyenler için biraz hatırlatmada bulunmak istiyorum.
AKP iktidarının ilk yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı, okula kayıt yaptırmamış yüz binlerce öğrencinin olduğunu söylüyor, büyük kampanyalar başlatıyordu. “Haydi Kızlar Okula”, “Baba Beni Okula Gönder” gibi isimler taşıyordu.
Bu kampanyalar birlikte Türk Ceza Kanunun aile ilgili maddesinde önemli bir değişiklik yapıldı.

26.09.2004 tarihinde yürürlüğe giren ve bu hükümet döneminde çıkarılan Türk Ceza Kanunun 233.Maddesinin (1).fıkrası “Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” demektedir.
Bu maddenin eski hali ise şöyleydi:

“Madde 477 – Her kim idaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veyahut bir meslek ve sanatı öğretmek için kendisine tevdi olunan şahsın üzerinde haiz olduğu terbiye hakkını veya itaat ettirmek salahiyetini suiistimal ile o şahsın sıhhatinin muhtel veya bir tehlikeye maruz olmasına sebep olursa on sekiz aya kadar hapsolunur.”

Hükümet yaptığı değişiklikle 18 aylık ceza 1 yıla kadar biçimine dönüşmüştü.
Suç sayılan fiil, 1yıl veya daha az olunca ne oluyor?

Birincisi şikâyete bağlı suç oluyor, ikincisi, para cezasına çevriliyor. Böylece, aslında yapılmış olan çocuklarını okula göndermeyenler üzerindeki devletin cezai yaptırım uygulaması ve bunun caydırıcılığının kaldırılmasıdır.
Yetkililer de bunu böyle açıkladılar.

Bu değişiklik yapılırken ve yukarıda söz ettiğimiz kampanyalar üzerine nutuk atılırken söylenenlerin başında biz okula sevdirerek, ikna ederek çocuklarımızı getirteceğiz deniliyordu. Bu iknanın içinde birer tane küçük altın dağıtmak, hatta şartlı nakit transferi yardımıyla onları rüşvetle okula getirmek de vardı.
Dönemin Bakanı Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e “devlet kanunun gereğini yapar, temel bir insan hakkının kullanılmasını rüşvetle sağlamak devlete yakışmaz” dendiğinde, söyleyenlere lügatinden gün görmemiş sözler çıkarıp söylemediği yoktu.
Kendisine sorulan sorularda da esas olanın zorlamak değil teşvik etmek olduğunu belirtiyordu.

10 Yıllık AKP iktidarında birinin A dediğine Z demesine alıştık.
Hüseyin Çelik, zorunlu eğitimi, teşvikli eğitime dönüştürmüştü. Ömer Dinçer, zorunlu eğitimi, cezalı eğitime dönüştürecek.

Mevcut yasalara göre kesilecek 15 lira cezanın da sonuç vermesi mümkün değil.
Ayrıca burada Türk Ceza Kanunun hükmü de işletilemez. Veli çocuğunu okula yazdırmamak gibi bir durumda değildir. Onu kaygılandıran çocuğunun yaşayacaklarıdır. Çünkü kanunun akla ve bilime karşı maddesinin çocuğuna vereceği travmadan korkmaktadır.

Halbuki bunun doğru uygulamasını Türkiye, deneyerek yaşayarak, bedelde ödeyerek bulmuştu. Üstelik bunu yönetmelik hükmüne çevirende yine bu hükümet olmuştu. 2003 yılında çıkarılan ve 10 kez değiştirilen İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, okula kayıt yaşını şöyle düzenliyor:

“Madde 15 — İlköğretim okullarının birinci sınıfına, o yılın 31 Aralık tarihinde 72 ayını dolduran çocukların kaydı yapılır. Yaşça kayıt hakkını elde eden ancak bedenen yeterince gelişmemiş olan çocuklar, velisinin yazılı isteği üzerine okul öncesi eğitim kurumlarına devam edebilir veya kayıtları bir yıl ertelenebilir.”
Görüldüğü yönetmeliğin bu maddesi uygulamanın ne kadar esnek tutulduğunu gösteriyor.
Şimdi veli çocuğunun zorunlu eğitime başlayacak yaşta olduğuna inanmıyor ve bunun için doktor raporları alırsa ne olur?
Hadi gözünüz aydın!
Temel hakların uygulanması konusunda yeni bir davamız daha başlıyor!


İlgili yazılar

Tireli Kardeşim Mehmet Yazar’a mektup…

Geçtiğimiz günlerde televizyonlarda küçük bir haber olarak geçti. Oysa tam da büyütülecek bir haberdi. Herkesin gözünü paraya diktiği, köşe dönmek

Kadın ve aşk!

Kadın bir hışımla içeri girdi! -Bu ilişki yürümüyor artık. Sen bana layık değilsin. Adam sakin bir edayla. -Otur. Bir nefes

KUVÖZDEKİ MESLEK: GAZETECİLİK

Emin Çölaşan ile düğmeye basılmıştı. Bekir Coşkun ile devam etti. İkisi de muhalifti. Üstelik bir de Atatürk’çüydüler. Laik Cumhuriyet yanlısıydılar.

Bir Cevap Yazın