TÜRKİYE-SURİYE SINIRINDA YAŞANAN SICAK GELİŞMELER VE SONUÇLARI

Dr.Mehmet Ali EDİBOĞLU
Hatay Milletvekili
Dışişleri Komisyon Üyesi

Suriye’de 2011 yılı Mart ayından itibaren yaşanmakta olan yıkıcı vekalet savaşı tüm bölgenin ve özellikle Türkiye’nin kabusu olmaya devam ediyor.
Suriye’de yaşanmakta olan iç savaşta uluslararası selefi-vahhabi contra güçlerinin emperyalistlerce cepheye sürülmesi ve AKP Hükümetinin bu oyuna ön ayak olması ile,özellikle sivil halka yönelik acımasız saldırılar artmış, can kayıpları katlanılamaz boyutlara ulaşmıştır.

Suriye’nin kuzeyindeki Rasulayn bölgesinde PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD ile El Kaide’ye bağlı El Nusra Cephesi arasında 16 Temmuz’dan beri devam eden çatışmalarda, son olarak El-Nusra’ya bağlı grupların Halep’in Sefire ilçesine bağlı Tel Aran ve Tel Hasıl beldelerine yönelik ağır silahlarla yaptığı saldırılarda 50’nin üzerinde sivil Kürt ölmüş aralarında çocuklarında bulunduğu 350 kişi rehin alınmıştır. Uluslararası basında çıkan haberlere bakılırsa bu beldelerin Esad yönetimine destek verdiği için cezalandırıldığı yazılmaktadır. Kaldı ki Suriye’deki PYD güçlerinin de bu saldırılar yapıldığı sırada ortalarda gözükmediği, ancak bu olayı koz olarak kullanacağı iddiaları da öne sürülmektedir.

Kürtlerin Rojava olarak adlandırdıkları ve üstteki haritada görülen bölge Derik’ten Afrin’e kadardır veyaklaşık 700 km.dir. Kürtler Kuzey Suriye’deki bu bölgeye Batı Kürdistan da demektedirler.

Cizre, Kobane ve Afrin olarak üç bölgeye ayırdıkları ve isimlendirdikleri bu topraklar üzerinde yaklaşık 3 milyon Kürd’ün yaşadığı iddia edilmektedir. İşte Kasım ayından itibaren başlayan ve 16 Temmuz’dan beri devam eden çatışmalar Haritada da görüleceği üzere Tel Ebyad ve Serekaniye (Rasulayn) çevresinde olmaktadır. Tel Ebyad ve Serekaniye arasındaki 60-70 km’lik coğrafyada, çoğunlukla Arapların yaşadığı köyler bulunuyor. Ve bu köyler Derik ile Kobani bölgesi olarak adlandırılan Kürt bölgelerinin birleşmesini engellemekte ve iki bölgeyi birbirinden ayrılmaktadır. El-Nusra ve diğer ÖSO gruplarının amacı; Tel Ebyad bölgesinde tam kontrolü sağlayarak Cizre ile Kobane olarak adlandırılan bölgeler arasındaki ilişkiyi tümden koparmaktır.

Kürt Gazeteci Amed Dicle’nin (ANF ajansı) yazdığına göre; “El Kaide’ye bağlı gruplar, bundan bir süre önce kendilerince bir harita çıkardılar ve Deyr El Zor’dan Rojava’nın iç bölgelerine kadar tutun da, oradan Kobane’ye kadar bir “İslam devleti” kuracaklarını açıkladılar. Bu sözde İslam Devletinin başkenti de Kobane olacaktı. Ve 15-16-17 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda alınan karara göre bu devletin hükümeti de Ramazan bayramında ilan edilecekti.
Ancak Serêkaniyê’nin düşmesinden sonra bu planı 15-16 Ağustos’a ertelediler.” diye yazacaktır.

Bu yazılanları BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 23.05.2013 tarihinde Habertürk’ten Fatih Altaylı’ya verdiği ropörtajla da birleştirebiliriz.
Demirtaş bu ropörtajında şöyle konuşmuştu; ” Üç Kürt devleti olabilir. İran’da bir Kürt devleti, Irak’ta bir Kürt devleti, Suriye’de bir Kürt devleti. Suriye’de de Irak’taki gibi bir Kürt özerk bölgesi olacağı artık kesin. Tabii bu Suriye’deki Kürt oluşumu, Lazkiye’yi de içine alırsa Kürtlerin büyük bir sorunu ortadan kalkar. Denize alışırlar ve Türkiye’ye tam bağımlılık ortadan kalkar. Irak’ta merkezi yönetim bugünkü anlayışını sürdürürse Irak’taki Kürt devleti tam bağımsız olarak da ortaya çıkabilir.”
Bütün bu olanları kavradığımızda, yaşanmakta olan bu savaşın ne denli önemli bir mücadeleye sahne olduğunu görmekteyiz. Üç parçada kurulacak bir Kürt devletinin denize ulaşmasının yolu Lazkiye’yi de içine alacak Tel Ebyad’ı diğer Kürt bölgeleriyle birleştirecek bir devlet inşasıdır. Planlanan yol budur. Ancak çok karmaşık denklem ve oyuncuların olduğu bu coğrafyada bu işin bu kadar kolay olacağını söylemek de oldukça güçtür.
Görüldüğü üzere, bu kirli savaşın etkisi sınırın Türkiye tarafında kalan bölgelerini de olumsuz olarak etkilemektedir.

Bu savaş Ceylanpınar, Akçakale halkı üzerinde de ciddi oranda endişe yaratmış, sınırın diğer tarafından atılan kurşun ve havan toplarının bu ilçelere isabet etmesi sonucu 4 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, onlarcası da yaralanmıuştır. Halkın bir kısmı ise bu ilçeleri terk etmiştir. Suriye’nin Humus vilayetinde de geçtiğimiz günlerde rejim yanlısı sivillere böyle bir katliamın benzeri yapılmış ve 40’a yakın kişi ölmüş en son Lazkiye kırsalında da köylerin uzun menzilli füze ve toplarla dövülmesi sonucu yüzlerce kişi yaşamını yitirmiş ve bu 8 köye girilerek evler yakılmıştır.

Sınırdaki bu gelişmelerle ilgili olarak en son İHD (İnsan Hakları Derneği) 4 kişi ile bölgeye gitmiş ve bir rapor yayımlamıştır. Bu raporun sonuç bölümünde, “El Nusra ve benzer radikal İslamcı grupların sivil Kürtlere yönelik katliamları ve katliam girişimleri, sınırın her iki yakasında da endişe, kaygı ve öfkeyle karşılandığı vurgulanırken, bölgede savaşın yoğunlaşmasıyla birlikte baş gösteren gıda yetersizliği ve salgın hastalıklar tehlikesi, yaşanan sorunu ikiye katladığı” hatırlatıldı. Raporda, “Özellikle insani yardım konusunda yetersizlik, yardımların ulaştırılmak istendiği sınır kapılarının kapalı olması, hasta ve yaralıların Türkiye tarafına geçişinin engellenmesi gibi önemli sorunların bölge insanında ciddi rahatsızlıklar yarattığı kanaatine varılmıştır” denildi.

Rasulayn’da (Serekaniye) yaşanan tüm çatışmaların Ceylanpınar’ı doğrudan etkilediği belirtilen raporda, “Ceylanpınar’da yaşanan sorunlara ilişkin devlet organlarının bugüne kadar yeterli tedbir aldıkları kanaatinde değiliz” ifadeleri yer aldı.
Ancak üzülerek gördüğümüz gibi, Türkiye tıpkı Özal döneminde Irak savaşına müdahil olduğumuz şekilde nasıl “bir koyup üç alma” noktasından de facto durum olan “Kuzey Irak Kürt Devleti”nin kuruluşuna ön ayak olduysa, aynı durum şimdi Kürtlerin Rojava olarak adlandırdıkları Suriye’nin Kuzeyi için de geçerlidir.

Davutoğlu ise, tüm bu gelişmeler karşısında ne yapacağını bilemez halde günü kurtarmaya dönük demeçler vermektedir. Bir yandan meşru Suriye hükümeti ile diyalog yollarını aramakta, diğer yandan Suriye’deki “Kürtler”den ve Kuzey Irak Yönetimi’nden Esad’ı devirmeleri için destek istemekte, PYD Lideri Salih Müslim’den Suriye’de bağımsız bir Kürt Devleti ilanını geciktirmesini talep etmekte ve el altından çetelere destek vermektedir. Son Salih Müslim ile Neçirvan Barzani’nin Türkiye ziyaretlerini ve ÖSO çetelerine destek sağlanmasını da bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Davutoğlu’nun “Komşularla Sıfır Sorun” politikası çökmüştür. Suriye’de Esad rejiminin birkaç ayda çökeceği ve Şam Emevi Camisinde bayram namazı kılınacağı söylemleri bir başka bahara kalmıştır. Sınır illerimizde yaşanan ekonomik çöküş ve halkın tepkisi önlenemez bir şekilde yükselmektedir.
PYD-El-Nusra, ÖSO ve Suriye Ordusu arasındaki çatışmalarda; Suriye’nin Kuzey bölgesinde yuvalanan bu gruplar arasında bir güç mücadelesi yaşanmaktadır. Ayrıca Cenevre 2 olarak bilinen ve önümüzdeki günlerde yapılması planlanan görüşmelerde her grup güçlü olduğunun ispatı olarak kendi hükümranlık alanlarını öne sürmek isteyecek ve güç gösterisinde bulunacaktır.

El-Nusra’nın Suriye’nin diğer bölgelerinde darbe yemesi Kuseyr’den kovulması sonucu sıkışıp kaldığı Kuzey’de bir emirlik ilan etmeyi düşündüğü de bilinmektedir. Ancak sahadaki son gelişmeler buna imkan tanıyacak gibi gözükmemektedir.

Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip Rumeylan bölgesi buradadır. Rumeylan bölgesindeki petrol, tüm Suriye’deki petrolden daha fazladır. Neredeyse Kerkük’le aynı potansiyele sahip olduğu bilinmektedir. Ve bu petrol kaynaklarının kullanımı ve pazarlanmasında her grup ve aşiret pay istemekte ve kendi aralarında çatışmaktadır. Bu bölgede kaçakçılık, hırsızlık, adam kaçırarak fidye isteme, kadınlara ve kızlara tecavüz olayları hızla artmakta ve bölge insanının buraları terk etmeye zorlandığı bilinmektedir.

Tüm bu saydıklarımızın yanında, Suriye Ordusu’nun yapması muhtemel bir Halep operasyonu olasılığında ön almak ve “mıntıka” temizliği adına rejime destek veren halk tedirgin edilmekte, bölgeden sürülerek kurtarılmış bölgeler yaratma gayreti ön plana çıkmaktadır.

Ancak görünen gerçek o ki; AKP ve sıfırcı Davutoğlu’nun dış politikası duvara toslamıştır. Bu sığ politikayla, ısrarla ve inatla öldürmeye programlanmış terör örgütlerini koruyup kollamakla ülke çıkarlarını koruduğunu zannedenler maalesef küresel aktörlerin oyuncağı haline gelmiş, rejimin ve destekçilerinin gücünü yok sayarak da büyük bir stratejik hata işlenmiştir.

Bölgeye tam da emperyalist-siyonistlerin istediği gibi karmaşa hakimdir. Bölgedeki devletlerin otoriteleri zayıflamış ve terör gruplarının at koşturmalarına imkan sağlanır hale gelmiştir. Daha geçtiğimiz haftalarda Irak hapishanelerinden kaçan 500 azılı El Kaide militanının sınırlarımızda olduğu basında yazılmıştır. Gözü dönmüş bu güruhun neler yapacağı belli değildir. Belli olan sivil ve masum insanları alçakça katletmeleridir.

Bir elden planlandığı, ancak planlayanların da sonucunu tam kestiremedikleri ve AKP hükümetinin de taşeron olduğu bu politikalarla bölge adeta ateş topuna dönmüştür.

Bu taşeron politikalar sonucunda kadınlar, çocuklar, masum insanlar katlediliyor, bölgede yüzyıllarca sürecek yeni kin ve nefret tohumları ekiliyor. Yıllarca komşu ülkelere PKK terörüne destek verdikleri için tepki veren Türkiye, bugün AKP politikaları sayesinde Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de ve Tunus’ta terör örgütlerine destek verir hale getirilmiş, sonuç olarak Dünya’da teröre destek veren bir ülke konumuna gelmiştir.

Daha geçen ay İHH tarafından Keşmir ve Sudan’dan getirildiği iddia edilen 100’den fazla El-Kaide militanının Taksim’deki farklı otellere yerleştirilip Hatay üzerinden Suriye’ye gönderilmek üzere oldukları bilgisi ve görüntüleri Medya’ya yansıdı. Hatta bunların son Lazkiye saldırılarında rol aldıkları bile medyaya yer aldı.

Geçtiğimiz haftalarda Taraf Gazetesi muhabiri İstanbul Fatih’in Çarşamba semtine giderek El Kaide militanlarının geçiş ve konaklama mekanı olarak bu bölgeyi kullandığını, El Kaide’cilerin Suriye’ye geçişlerinin Türk İstihbaratının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini Türk El Kaide’cilerin ağzından aktarmıştı.

Çapsız ve öngörüsüz bir dış politika ile tutulan her dal elde kalmaktadır. Son olarak 7 Temmuz 2013’te İstanbul’da toplanan Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başkanlığına Ahmet Carba getirilmiştir. Davutoğlu ve Katar’ın desteklediği Mustafa Sabbağ ise kaybetmiştir. Yani Suudilerin desteklediği aday seçilmiş, AKP ve Katar’ın desteklediği aday kaybetmiştir.

Türkiye artık bölgede oynanan küresel oyunu ve tehlikelerini görmek zorundadır. Bir çok farklı ülkelerden getirilen vahhabi-selefi cihadçıların Türkiye sınırından kolaylıkla geçmesine olanak tanınmamalıdır.

Bu terör gruplarının yaratacağı tehlikeleri göz ardı edemeyiz. Bugün bile görmeye başladığımız tehlikeler ile, bu grupların ülkemize saldırmalarının ve ülkemizde karışıklık çıkarmalarının önüne geçilmek zorundadır. Yoksa yarın çok geç olabilir. Bir “Besle kargayı oysun gözünü” atasözünün gerçekleşmesine imkan sağlanmamalıdır.

Sonuç olarak geldiğimiz noktada, “Neo- Osmanlı” adı altında emperyal hayaller kurdurtulan ve bu yönde gaz verilen Erdoğan-Davutoğlu ikilisi büyük bir hüsran ve çıkmazla karşı karşıyadır.

Hayalleri yerle bir olmuş ve bunun verdiği kızgınlıkla sağa sola saldırarak hınçlarını almak istemekte, ancak Türkiye’ye zarar vermektedir. Bununla birlikte ülkemiz de bir ateş çemberi içine atılmakta ve emperyalist politikaların hedefi haline getirilerek bölünmek istenmektedir.

Tüm bu yaşananlardan sonra bizim öncelikli hedefimiz ise; aklı selimle hareket ederek bölgedeki sorunların çözümünde izlenmesi gereken yolları göstermek, Türkiye’nin bu olaylardan en az hasarla çıkması için bağımsız akılla hareket etmek, gerçekleri halkımıza tüm çıplaklığı ile aktarmak, hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğumuzu bu koşulların ve süreçlerin nelere yol açacağını anlamaya ve anlatmaya çalışmak olmalıdır.


İlgili yazılar

Geçmişten ders almak

Çok değil, 30 yıl önce Türkiye yine olağanüstü bir seçime gidiyordu. Demokrasiyi kesintiye uğratan ve milyonlarca insanın mağdur olmasına neden

14 şubatın soğuk nefesi

Vergisel bazda iş yapamayan esnaf için iş yapabileceği günlerdendir 14 Şubat. Aynı zamanda erkek milleti için kabusun diğer adıdır da.

İŞİNE GELDİĞİNDE…

BDP’li milletvekilleri, Silahlı PKK’lı teröristlerle kucaklaştı. Malum şahıs, Türkiye’nin Başbakanı, Köpürdü, esti gürledi. Ağzına geleni, sınır tanımadan Söyledi de söyledi.

Bir Cevap Yazın