Üretilen Kin Karşı Kini Büyütüyor

 

Kürt sorununun çözümüne evet.

Çünkü Kürt sorunu dediğimiz şey insanların aidiyetlerini, bu aidiyetlerini ifade eden dil ve kültürlerinin ifade edilmesi, yaşatılması, tanıtılması, araştırılması, gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.

Bu demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Bunu nasıl yapacaksınız?

Kültürel farklılıkları önce zenginlik olarak göreceksiniz. Farklılığı, yüceltmenin ve aşağılamanın gerekçesi yapmayacaksınız. Kürtçenin resmi eğitim dili olmasa bile Kürtler arasında hayatın farklı alanlarında eğitim dili olmasına evet diyeceksiniz. Temel eğitimde resmi dil diyorsanız bile yüksek öğretimde resmi dilde eğitim demeyeceksiniz. ODTÜ’de, Boğaziçi’nde ve sayısını bilemediğim üniversitede İngilizce eğitim yapılıyorsa Kürtçe, üniversite de eğitim dili olmalıdır.

Kürtçenin eğitim dili olamaz gibi saçma sapan bir gerekçe üretmeyeceksiniz.

Bir dilin eğitim dili olup olmayacağı onu talep edenlerin sorunudur. Dışarıdan gazel okuyanların değil.

Türkiye bunları 1980’lerin sonu, 90’ların başında yapabilirdi. 12 Eylül buldozerinin etkilerinden parça parça değil topyekun çıkabilirdik. Ama PKK terörü gerekçe gösterilerek bu başarılamadı.

Hakkını yemeyelim, Türkiye, Kürt sorununun özgürlük, demokrasi boyutuyla ilgili alanlarında epeyce yol kat etti.

Bunda koalisyon hükümetlerinin payı 12 yıllık AKP iktidarından çok daha fazladır. Koalisyon hükümetleri Kürt sorununu çözmeye yönelik adımlar atarken, terörü de bitirmişti. Sadece terörü bir daha seçenek olmaktan çıkaramamıştı. AKP Kürt sorununu çözmek şöyle dursun, terörü Kürt sorunuyla eşitleyerek, sorunu içinden çıkılamaz noktaya getirdi.

Bugün eğri oturup doğru konuşalım.

Çözmeye çalıştığımız sorun Kürt sorunu değil, Kürdistan sorunudur. Kürtlerin, bulundukları yerde farklı bir egemenlik inşa edip etmeyeceklerine ilişkin bir sorundur.

Bugün Kürtlerle birlikte nasıl yaşayacağımızı değil, nasıl yaşayamayacağımızı tartışıyoruz. Doğru, bunu doğrudan tartışmıyoruz. En başta da kendilerini Kürt sorununun sözcüleri olarak tanımlayan PKK ve uzantıları yapıyor.

Bu politikayı dile getirenlere önerim Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı tarihten itibaren Osmanlı Devletinin hazin parçalanma hikâyelerini, bir kez değil on kez, dönüp dönüp tekrar tekrar okumalarıdır. Birlikte yaşamak bu coğrafyada belli bir toprak parçası üzerinde etnik arınma demektir. Kürt sorununu Kürdistan sorunu haline getirenler bunun eninde sonunda etnik arınma ile sonuçlanacağını tarihin bu topraklara kadim yasası olarak milyonlarca insanının kanıyla yazdığını hatırlamalıdır. Federalizmin, özerklik gibi yan yana yaşama formülünün bu topraklarda çözüm olmadığını/olamayacağını en son Kıbrıs ve Yugoslavya’da yaşananlar gösterdi. Şimdi Irak ve Suriye’de yaşıyoruz.

Önerdiğiniz özerklik çözümü eninde sonunda 500 yıldır Ankara’nın Çamlıdere’sindeki Kürt köylerinin mezarlarını dahi geride bırakarak Hakkâri’ye taşınması demektir. İstanbul’da yaşayan Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan Kürtlerinin yerinden yurdundan olması demektir.

Eğer bunun olmayacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kendi adıma dipten gelen bu dalgayı görüyorum. 80’li 90’lı yıllarda yaşanan olaylara rağmen bu ülkede Kürt sözcüğünün bir nefret ifadesi olduğunu görmemiştim. Şimdi görüyorum.

Birlikte yaşayalım deyip Türkiye’nin tümünde bir Bahreyn modelini uygulamaya koyduğunuzu da kimse görmezlikten ya da bilmezlik gelmiyor. Bana Bahreyn modeli nedir diye sormayın bulun bir yerden Basra Körfezindeki bu küçük adada neler yaşandığını okuyun. Üremek çözüm olsa İsrail karşısında Araplar başarırdı.

Arınma, çoktan çok azdan az ölür kuralının işlemesidir. Hani Kürt sorununun sözcülerinden biri bunu ağzına dolamıştı, aynen öyle. Çoktan çok azdan az ölür!

Türkiye bu noktaya gidiyor, üstelik çok sürmez. Bu dip dalgası Türkiye’nin bütün aklıselimlerini de siyaset sahnesinden silerek geliyor. Kürtçülük cehaleti, karşısında muhatap alacağı bir cehaleti büyütüyor.

Ürettiğiniz kin, karşı kini besliyor.

CHP’de Masaya İnen El ve Süheyl Batum

Süheyl Batum’un MYK tarafından ihraç istemiyle disipline verilmesine epey sevinenler var. Onlara göre CHP ulusalcılar tarafından kurtuluyormuş. Bu duruma Süheyl Batum’un da sevindiğini düşünüyorum.

İhraç istemli disipline verme kararı olmasa idi Batum’un açıklamaları, hatta istifası kimsenin umurunda olmazdı. Çünkü Süheyl Batum’da tıpkı Emine Ülker Tarhan gibi Kılıçdaroğlu’nun davetiyle CHP’ye katılan biri. Hatta hatırlanırsa partiye katıldığı günlerde ismi merkez sağı toparlayacak isimler arasında geçiyordu.

Kendi adıma söyleyeyim, CHP’ye katılma yerine merkez sağda bir isim olarak kalsa idi Türkiye için daha hayırlı olurdu.

Yinede, CHP’de de az iş yapmadı. Özellikle AKP’nin yeni Anayasa dayatmaları sonucunda kurulan Yeni Anayasa Hazırlık Komisyonunda çok önemli işler yaptı. Eğer onun direnişleri, savunmaları olmasa idi, Rıza Türmen ve Atila Kart’ın CHP adına onayladığı maddelerden dolayı bugün CHP’de çok daha farklı şeyleri tartışıyor olacaktık.

Ayrıca Kılıçdaroğlu ile Önder Sav ayrılığında Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alarak o sürecin Kılıçdaroğlu’nun lehine sonuçlanmasında önemli sorumluluklar aldı. Genel Sekreter ve parti sözcülüğü yaptı.

Tabii bütün bunlar yaptığı basın toplantısındaki açıklamalarını aklamaz. O toplantıda doğru şeyler söylese bile bir partide hoş karşılanmayacak bir davranış sergiledi. Bu toplantıda söylediklerini görünce, insana, “mademki bu partiden istifa edeceksen et kardeşim” derler.

Yok partiyi silkeleyeceklermiş de partideki mevcut yönetim de aklını başına alacakmış.

Bunun olmayacağını Süheyl Batum’un bizden daha iyi biliyor olmalıdır.

Süheyl Batum, bu aşamadan sonra partide kalması hoş olmaz. Ama onun disiplin yoluyla gönderilmek istenmesi de doğrusu çok yakışıksız ve ayrıca parti tüzüğüne de aykırı. Çünkü tüzük, milletvekili, büyükşehir belediye başkanları gibi seçilmiş üyelerin disipline gönderilmesini Parti Meclisinin yetkisine vermiş iken diğer üyeler için ivedi durumda uygulanması istenen bir yetkiyi milletvekiline uygulamak, Süheyl Batum için bulunmaz bir fırsat yarattı. Bu sayede partinin mevcut yönetiminin akıl dışı işler yapmaya çok kararlı olduğunu gösterdi. Bu yönetim için bu tür işleri artık doğal karşılamak gerekiyor, “CHP’li değilim ama CHP milletvekiliyim” sözü için kılını kıpırtadamayan parti yönetimi eski genel sekreteri için birden aslan kesiliverdi. Anlaşılan Kılıçdaroğlu’nun elini masaya vurması böyle olacak. Tüzükte kadın üyeler için ayrılan cinsiyet kotasını erkek üyeler için kullanabilen aklın Süheyl Batum’u da bu şekilde disipline vermesi doğrusu kendilerine çok yakıştı. Süheyl Batum’a vuruşarak çekilme fırsatı verdi. Aferin!

CHP’de asıl sorun Davetli Politikacılar ile parti bünyesinin uyuşamaması. Kılıçdaroğlu’nun kendisi de bu partiye taşınmış bir davetli politikacı idi. O da, kendisinde gördüğü başarıyı örnek alarak partiye bünyesinin kabul edemeyeceği oranda davetli politikacı getirdi. Bugün de bu davetlerine devam ediyor. Partililere davetli politikacıları taşıyacak sırt muamelesi yapmak eninde sonunda bir yerde patlayacak. Bizden söylemesi.

 

 

 


İlgili yazılar

Çağdaş Türk Eğitimi Ve İsmail Hakkı Tonguç!

Türkiye’de çağdaş eğitim ve Köy Enstitüleri’nin mimarlarından eğitimci İsmail Hakkı Tonguç Türkiye için çok öyle büyük hizmet yaptı ki; darbeciler, dinciler, 14

Antigone…

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Danışmanlığını yapan bir arkadaşımız vardı. Birgün onunla konuşurken şunu sormuştum, “Demirel bu kadar siyasi krizle, eleştiriyle,

Çaresizliğimin Gözyaşı!..

Bütün din kitaplarının ortak yanlarından biri de  “Yaşam hakkının kutsallığı”dır. Ve yine bütün ideolojilerin ortak tarafı da “İnsan hakkı”dır. Gelin

Bir Cevap Yazın