URFA HALK MÜZİĞİ VE GAZELHANLAR

Osmanlı edebiyatında şairliğin göstergesi sayılan gazel, merkezle taşra arasında sanatsal iletişimi sağlayan en önemli nazım biçimidir. Divan şiiri, saray çevresinde ve merkezi yönetimin taşradaki temsilcilerinin himayesinde gelişmesine rağmen daha sonra geniş kitlelerce benimsenmiştir. Karagöz oyunu, tekke ve tasavvuf muhitlerindeki ritüeller ve halk meclislerinde icra edilen musiki sayesinde gazel söyleme ve okuma geleneği yaygınlık kazanmıştır. Çeşitli musiki meclislerinde icra edilen gazellerin işlevine dair tespitlerde bulunmak İçin Urfa sıra geceleri ve musiki meclisleri dikkate değer veriler sunmaktadır. Başta sıra geceleri olmak üzere Mevlit törenlerinde, dağ ve bağ evlerindeki fasıllarda musiki icra edildiği, gazeller okunduğu bilinmektedir. Urfa musiki meclislerinde URFALI ABDİ ve KANİ gibi mahallî klasiklerin, KUDDUSİ gibi mutasavvıfların ve ilginç bir tesadüfle YAŞAR NEZİHE BÜKÜLMEZ’İN gazellerinin yanı sıra AHMET PAŞA, NABİ ve FUZULİ gibi divan şairlerinin şiirleri de okunmaktadır. KAZANCI BEDİH (YOLUK) ve TENEKECİ MAHMUT (GÜZELGÖZ) başta olmak üzere Urfalı Gazelhanlar tarafından okunan gazeller, meşk geleneğine bağlı olarak klasik kültürün halka aktarımında önemli işlevlere sahiptir. (Prof.Dr. Muhsin MACİT) Evet, değerli hocamızın yazısından kısaca bir alıntı yapıp, yazımın başına ekledikten sonra, ülkemizin Güneydoğusuna doğru şöyle kafamızı hafifçe çevirdiğimizde, bir felsefe ve kültür, tüm yanıklığı ile bizlere seslenir. Seslenenler, o yanık sesleri ile meşk eden gazelhanlardır. Ve Urfa’nın o kendine has üslubu ve tavrı ile yakılmış türkülerini bizlere en saf haliyle sunarlar. Günümüzde adları sadece sıra geceleri ile özdeşleşmiş olsa da sadece bu tip gecelerde değil, mevlit merasimlerinde, dağ ve bağ, bahçe gezmelerinde, çeşitli dost akraba eğlencelerinde de gazelleri, çoğu zaman paylaşmışlardır bizlerle gazelhanlar. Artık sıra gecelerinde ve zaman zaman ise medya organlarında rastladığımız gazelhanlığın geçmişinin, aslında 17.yüzyıla kadar uzandığı söylenmektedir. Hatta bu günlerde, padişahların hayatlarının çok konuşulduğu bir ortamda, bir gazelhanla padişahın arasında geçtiği rivayet edilen bir hikâyeyi de yine MUHSİN HOCA’NIN yazısından alıp size aktarayım. KULOĞLU MUSTAFA adında bir âşık’ın 17. yüzyılda gazelhanlık geleneğinin ilk temsilcisi olduğu sıkça rivayet edilir. Ve IV. MURAT’IN Bağdat seferinden dönüşünde KULOĞLU MUSTAFA’YI yanına çağırttığı belirtilir. KULOĞLU MUSTAFA Padişahın bu buyruğuna itaat etmez ve ayağına gitmeyi reddeder. Daha sonra kılıç zoru ile padişahın huzuruna çıkarılır. Ve padişaha ‘Mahur’ makamında ‘Bülbül Güle Kon Dikene Konma’ adlı türküyü okur. Padişah hiç duymadığı bu türkünün makamını sorduğunda yanık sesli gazelhan ‘Kılıçlı Makamıdır’ diye cevap verir. O günden sonra Urfa’da bu makamda okunan eserlere ‘Kılıçlı Makamı’denir.
Bu ironik hikâyeden sonra birkaç söz de ben edecek olursam, gazeller belirli bir kural dâhilinde, kalıplarla ve makamlarla icra edilen eserlerdir. Ve buradan da şu sonucu ortaya çıkarabiliriz ki, gazelhanların herhangi akademik bir eğitim almaksızın, (gazelhanların hayat şartlarına baktığımızda zaten bu eğitimi almalarını söylemek komik olurdu.) bu denli zor bir sanatı yorumlamaları bile başlı başına takdire şayan bir durumdur. Ayrıca rivayete göre dünyaca ünlü tenorlardan olan PAVAROTTİ’Yİ bile ünlü olmadan önce senden bir şey olmaz diyerek memleketine yollayan çok başarılı sanat hocalarımızın KAZANCI BEDİH’E yâda TENEKECİ MAHMUT’A yapacakları yorumu ve verecekleri akademik eğitimi de az çok tahmin edebiliyorum. Kim bilir kaç değerli ve yetenekli insanı da çokbilmişliğimiz sayesinde kazanamadan kaybettik. Neyse konumuza dönecek olursak, gazel okumak gerçekten de hiç de kolay olmayan bir tarzdır. Gazeller kendilerini ortaya çıkaran sözleri ve ezgilerini tamamen hayatın ta kendisinden almaktadır. Hepsinde bir yaşanmışlık söz konusu olmakla beraber eşsiz bir zarafet ve uyumla, içeriğinde bizlere birçok mesaj veren bir görev de üstlenmişlerdir. Günümüz müzik piyasasında çoğu ürünün ısmarlama ve kar amaçlı üretilen yapıtlar olduğunu kabul edersek, zaten gazellerin ortaya çıkış hikâyelerini ve anlamlarını daha iyi kavramış olacağız. Urfa’da gazelhanlık geleneğinin en önemli temsilcisi19. Yüzyılda yaşamış MİHİŞ’İN OĞLU ALİ HAFIZ’DIR. Bütün makamları da çok iyi bildiği söylenir. Biraz daha yakınlara gelindiğinde KAZANCI BEDİH, TENEKECİ MAHMUT, KEL HAMZA gibi gazelhanları yetiştiren Urfa’da bu gelenek günümüzde, NACİ YOLUK, BEKİR ÇİÇEK, AZEM OSMAN ve MERCAN ÖZKAN gibi gazelhanlarla sürdürülmektedir. Urfa’da bu sanatın temsilcileri genelde esnaf veya zanaat erbabı insanlardır. Ama zaman zaman başka mesleklerden insanlarında gazelhanlık yaptıkları görülmektedir. Tamamen usta-çırak ilişkisine bağlı meşk sistemi ile bugünlere kadar yaşayabildiği kabul edilebilir. Ve yapılan araştırmalarda Urfalı gazelhanların en çok şair, İstanbullu NEZİHE HANIM’IN gazellerini okuduklarını görülmektedir. Bunun sebebi ise herhalde NEZİHE HANIM’IN şiirlerinde duygusal yoğunluk ve sadeliğin öne çıkmasıdır. Hemen arkasındanda eserleri en çok okunan şair ise FUZULİ’DİR. Neden FUZULİ’Yİ seçtiklerini de anlamak çok zor olmasa gerek. Son olarak teknik bir bilgi verecek olursak, genellikle halk ezgileri serbest bir biçimde okunurken Urfa türkülerinin klasik makamlarla söylendiğini ekleyip yazımı bir sonuca bağlamak istiyorum.
Dünya’nın neresinde olursa olsun halk kültürleri, yaşanmış, gerçek hayat sancılarından alır şekillerini. Ve bu kültürlerin oluşması yüzyılları bulan bir zaman diliminde oluşur. Anadolu’da da birbirinden farklı ve zengin kültürlerin varlığı, üzerinde pek çok uygarlığın ve dolayısıyla kültürün yaşaması sonucu oluşmuştur. Çok şanslı olduğumuz kadar, şu anki duruma bakarak da, ders almamız gereken bir zaman diliminden geçmekteyiz. Zenginliğimizi korumak da, yok etmek de bizim ellerimizde. Bizlere dayatılandan daha fazlası ve güzeli var bu topraklarda ve dünyada. Bir an için gözümüze indirilmeye çalışılan perdeyi bertaraf edebilirsek, işte o zaman her şey daha farklı olacak. Saygılarımla…


İlgili yazılar

İnce’ye ilk imza Kılıçdaroğlu’ndan olmalı

CHP uzun süre sonra yeniden birden fazla adayla kurultaya gidiyor. Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı konusundaki tercihi bu kurultayı zorunlu kıldı. Havuz

Laik ve Bilimsel Eğitim İçin Direnin!

AKP iktidara geldiği ilk günden bu yana uyguladığı politikalarla eğitimi bir yazboz tahtasına çevirdi. Her yeni Milli Eğitim Bakanı ile

“BİLİMİ İNANCA DÖNÜŞTÜRMEYİN!”

Bu çağda bu yüzyılda demeyin. Söz konusu Türkiye olunca hiçbir şey sürpriz değildir. Muhteremlerden biri haykırıyor. “Bilimi inanca dönüştürmeyin!” Bugüne

Bir Cevap Yazın