UYGULAYICILARININ KALEMİNDEN KEMALİZM-2

II

Kemalizm’in Doğuşu ve Gelişimi

Yeni Türkiye Devleti’nin ideolojik niteliği ve dayandığı temel ilkeler Ulusal Kurtuluş Savaşı ile birlikte gelişmeye başlamıştır. Bu nedenle ihtilâl ve devrim iç içedir. Eylem düşünceyi, düşünce eylemi doğurmuştur. Türk halkına inanarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal önderliğinde Türk ulusunun haklarını savunmak amacıyla girişilen ulusal bağımsızlık savaşı, emperyalizme karşı bir başkaldırı olduğu için daha ilk adımda milliyetçilik ve halkçılık temeline oturtulmuştur. Amasya’da ortaya konan “hâkimiyet-i milliye” ilkesi ile cumhuriyet benimsenmiş, egemen olan ulus; “Kuva-yı Milliye” ile eylemsel gücünü, “Misak-ı Milli” ile siyasal ilkelerini, “Büyük Millet Meclisi” ile de otoritesini ortaya koymuştur. Ulus temsilcilerinden oluşan ve kuruluşundan dokuz ay sonra adının önüne “Türkiye” sözcüğünü ekleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alan meclis, Türk ulusunun meclisidir ve ulusun geleceği hakkında karar verme yetkisine sahip tek organ kılınmıştır. Önce Amasya Genelgesi ardından TBMM ile otoritesini, dinden değil Türk ulusundan alan bir meclisle laiklik konusunda da önemli bir adım atılmıştır. 1921’de egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, yönetim şeklinin ise “halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına” dayandığı anayasal güvenceye alınmış ve Tunaya’nın da belirttiği gibi “demokratik bir sistemin temeli bu yolla ve ilk kez bu tarihte atılmıştır.”

Yeni devletin kurucuları; Anadolu İhtilâli ile emperyalist ve kapitalist Batıya karşı tam bağımsızlık için mücadele ederken, aynı zamanda Aydınlanma Çağı’nın simgesi olan Batılı değerlere ulaşmayı, “muasır medeniyet”i yakalamayı hatta bu değerleri aşmayı da amaçlamışlardır. Yeni Türkiye Devleti’nin izleyeceği politika 1920’de “Halkçılık Beyannamesi” ile ortaya konmuştur. Bu belge ile TBMM; halkı “emperyalizm ve kapitalizmin tahakkümünden” kurtarmayı, tam bağımsızlık için dış ve iç düşmanlarla sonuna dek savaşmayı, halkı “sefalete” sürükleyen nedenleri ortadan kaldırarak eğitimi, adaleti, toprağı, maliyeyi, ekonomiyi ve toplumu ilgilendiren tüm konularda çağın gereklerine ve halkın gereksinimlerine göre “teceddüdat ve tesisat” yapmayı yükümlenmiştir.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandırılmasının ardından ve henüz Lozan Konferansı sürerken Mustafa Kemal Paşa’nın 6 Aralık 1922’de Hâkimiyeti Milliye, Anadoluda Yeni Gün ve Öğüt gazeteleri muhabirlerine verdiği tarihi demeç, “Halk Fırkası”nın kuruluşunun ilânı olduğu kadar, “halk devletinin” ve “halkçılık” düşüncenin nasıl uygulamaya geçirileceğinin de açık yanıtıdır. “… Gerçekte yurdumuza ve bağımsızlığımıza göz dikenlere yalnız askerlikçe galip gelmek kâfi değildir. Memleketimiz hakkında istilâ emelleri besleyecek olanların her türlü emellerini kıracak şekilde siyasette, idarede, iktisatta kuvvetli olmak lâzımdır” diyen Mustafa Kemal Paşa, önce ülkenin ve ulusun geri kalma nedenlerini sıralar: Ziraat ve ticaretin gelişmemesi, ulaştırma araçlarının çok az oluşu, milli eğitimin herkese ve her yere yetişememesi ve sosyal yaşantının “en büyük düşmanı olan” cehalet. O halde devletin/partinin öncelikli hedefi bu alanlara yönelmek olacak, bu yöneliş de bir programa bağlanacaktır. Zira, “milletimizin en acele ihtiyaçlarını karşılayacak bir programa dayanmayan reformlar şahsî ve keyfî olmaktan kurtulama(yacaktır)”.[1]

Mustafa Kemal Paşa, I. TBMM’nin 1 Nisan 1923’te seçim kararı almasının ardından izlencesini ortaya koymuştur. 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’ne çiftçi, işçi, sanayici ve tüccar gruplarınca sunulan ekonomik ilkeleri de temel alarak hazırladığı programını 8 Nisan 1923’te yayınlamıştır. Türk tarihine “9 Umde” olarak geçen bu beyannamenin ilk ilkesinde; “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Halkın kendi kendisini idare etmesi esastır. Milletin gerçek ve tek mümessili Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir fert, hiçbir kuvvet ve hiçbir makam millet mukadderatına hakim olamaz” denilerek Cumhuriyetçilik vurgulanmıştır. “Saltanatın kaldırılmasına ve milli egemenliğin asla bölünmez ve vazgeçilmez surette Türk milletinin gerçek ve tek mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetinde toplanmış bulunduğuna dair 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oy birliği ile alınan karar hiçbir surette değiştirilemez prensiptir” denilerek cumhuriyet idaresi pekiştirilmiştir. Artık tüm kanunların düzenlenmesinde, tüm devlet örgütlenmesinde, idarede, genel kültürde ve iktisadi yaşamda -dine göre değil- “milli egemenliğe” göre hareket edilecektir. Çağdaş devletin temel görevi olan asayiş ve güvenlik sorunlarını ciddiyetle el alan, adaletin hızla yerine getirilmesini, yasaların ulusun gereksinimlerine ve çağın gereklerine göre yeniden yapılandırılacağını vurgulayan beyannamede 5. ilke, doğrudan doğruya halkçı ve devletçi düşünce üzerine temellendirilmiştir. Bu çerçevede halkın belini büken Âşar vergisinin kaldırılacağına yönelik ilk sinyaller verilmiş, çiftçiye, sanayiciye, tüccara ve tüm çalışanlara geniş kredi olanakları sağlanacağı, ziraatın makinalaştırılacağı, yerli sanayinin/girişimcilerin teşvik edileceği ve korunacağı, demiryolu yapımına hız verileceği, ilköğrenimin birleştirileceği, tüm okulların ulusal gereksinimlere ve modern ilkelere göre düzenleneceği, halkın genel sağlığına ve sosyal yardımına ait kurumların artırılacağı ve var olanların yeniden yapılandırılacağı, ormanların ve madenlerin ülkenin ve ulusun yararına işletileceği, hayvanların ıslah ve çoğaltımı için önlemler alınacağı vurgulanmıştır.

9 Umde; Cumhuriyetçi, Halkçılı, Milliyetçi ve Laik bir söylem üzerine inşa edilmiştir. TBMM’nin II. Dönemi için yapılan seçimlerin tamamlanmasından sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın seçim çevrelerinden gelen milletvekilleri ile 7 Ağustos 1923’te başlattığı ve 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası’nın kurulması ile sonuçlanan görüşmeler sonucunda hazırlanan Halk Fırkası Nizamnamesi ise; ulus egemenliği, yasa üstünlüğü ve halkçılık ilkesi temeline oturtulmuştur. Nizamnamede Fırkanın amacı olarak sıralanan; “millî hâkimiyetin halk tarafından ve halk için icrasına rehberlik etmek” cumhuriyetçi düşüncenin, “Türkiye’yi asrî bir devlet haline yükseltmek ve Türkiye’de bütün kuvvetlerin fevkinde kanunun velâyetini hâkim kılmağa çalışmak” ise tüm kurum ve kuralları ile demokratik, laik hukuk devletini kurma idealinin göstergesidir. “Halk mevhumu; herhangi sınıfa münhasır değildir. Hiçbir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumiyetle kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden bütün fertler hakkındadır. Halkçılar hiçbir ailenin, hiçbir sınıfın, hiçbir cemiyetin, hiçbir ferdin imtiyazlarını kabul etmeyen ve kanunları vazetmekteki mutlak hürriyet ve istiklâli tanıyan fertlerdir”[2] ilkesi ise sınıfsızlık ve dayanışma temeli üzerine kurulmuş halkçılık düşüncesinin ifadesidir.

Yeni Türkiye Devleti’nde, 29 Ekim 1923’te “Halk idaresi olan Cumhuriyet” benimsenmiş, 10 Kasım 1924’te de Halk Fırkası, önüne “Cumhuriyet” sözcüğünü eklemiştir. 20 Nisan 1924’te kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Yasası ise Türkiye Devleti’nin Cumhuriyet, resmî dilinin Türkçe olduğunu saptamıştır. Anayasa’da “Türkiye’de din ve ırk ayırt etmeksizin vatandaşlık bakımından herkese ‘Türk’ denir” ifadesi ile Türk’ün tanımı hukuksal bir çerçeveye oturtulmuş ve Türklerin kamu hakları belirlenmiştir. Mustafa Kemal de 15 Ekim 1927’de toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Büyük Kongresi’nde okuduğu Nutuk’unu milliyetçi ve halkçı bir söylem üzerine kurmuştur.

Daha 1919’da Amasya Genelgesi ile egemenliği tanrısal kaynaklı olmaktan çıkarıp halka veren anlayışı ile laik düşüncesini ortaya koyan yeni Türkiye Devleti, zaferin kazanılmasının ardından düşünceyi eyleme dökmüş, çağın gereklerinden ve çağdaş uygarlığın göstergelerinden biri olan laik devlet yapısını benimsenmiştir. 1924’te çıkarılan devrim yasalarıyla yalnızca siyaset değil hukuk, eğitim ve toplum yapısı da dinsel kurallardan arındırılmaya başlanmıştır. 3 Mart 1924 tarihli Öğrenimin Birleştirilmesi (Tevhid-i Tedrisat) Yasası ve 5 Kasım 1925’te açılan Adliye Hukuk Mektebi ile laik eğitimin, 17 Şubat 1926’da TBMM’de kabul edilen Medeni Yasa ile laik toplum yapısının temelleri atılmış, 10 Nisan 1928’de Anayasa’da yapılan değişikliklerle de devlet laikleştirilmiştir.

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 15 Ekim 1927’de toplanan Büyük Kongresi’nde İsmet Paşa tarafından okunan Genel Başkanlığın “Fırkanın İstikâmeti Hakkındaki Beyannamesi”nde partinin “Cumhuriyetçi, Lâyik, Halkçı ve Milliyetçi” olduğu ilk kez vurgulanmıştır.[3] Kongrenin 22 Ekim’de yaptığı toplantıda tartışılarak kabul edilen Cumhuriyet Halk Fırkası Nizamnamesi’nin “Umumî Esaslar” bölümünde ise dört ilkeye açılım getirilmiştir[4]. Cemiyetler Kanunu’na göre oluşturulmuş olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Cumhuriyetçi, Halkçı, Milliyetçi siyasî bir cemiyet olduğunu (Madde: 1) vurgulayan nizamname ile Fırka; “Türk milletini mevkii itibar ve refaha mütemadiyen yükseltmekte olan ve her türlü istibdad ve tagallüp idaresi imkânını kapayan yegâne şekl-i idare-i devletin, hakimiyet-i milliyenin aksa-yı tekâmülü olan ‘cumhuriyet’ olduğunu, ve cumhuriyetin halen ve atiyen her türlü tehlike ve taarruzlardan masun bulundurulmasının en âlî bir vazife-i milliye ve vataniye bulunduğunu en esaslı bir kanaat ve gaye-i siyasiye olarak kabul ve ilân” etmiştir (Madde:2). Böylece Cumhuriyet yönetimi; ulus egemenliğinin en gelişmiş şekli olarak tanımlanmış, Türk ulusunu onurlu mevkiye ve refaha kavuşturacak, kişisel ve baskıcı rejimin önünü tıkayacak tek yönetim biçimi olarak görülmüş, bu özellikleri nedeniyle korunmasının gelecek için de en temel siyasal gaye, bu gayenin sahiplenilmesinin ise ulusal bir ödev olduğu vurgulanmıştır. Fırka aynı zamanda laikliği de en önemli ilkelerinden saymıştır. “İtikadât ve vicdaniyâtı siyasetten ve siyasetin mütenevvî ihtilâtlarından kurtararak milletin, siyasî, içtimaî, iktisadî bilcümle kavanin, teşkilât ve ihtiyacâtını müspet ve tecrübevî ilim ve fenlerin muasır medeniyete bahş ve temin ettiği esas ve eşkâle tevfikan tahakkuk etmeyi, yani devlet ve millet işlerinde din ile dünyayı tamamen birbirinden ayırmağı en mühim esaslarından add eyle(yen)” (Madde:3) Cumhuriyet Halk Fırkası; siyasetin karmaşasından inancı ve vicdanı kurtarmayı ve ulusun gereksinim duyduğu siyasal toplumsal ve ekonomik tüm kurallarını, çağdaş dünyanın gerektirdiği kaynaktan, yani bilimden almayı temel gaye edinmiştir. Fırka aynı zamanda halkçıdır. “Millî hâkimiyet ve idarenin taalluk ettiği bütün şuabât-ı faaliyette halk tarafından ve halk için faidesini hâkim kılmağı gaye edinmiştir. Kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden ve hiçbir ailenin ve hiçbir sınıfın, hiçbir cemaatin, hiçbir ferdin imtiyazlarını tanımayan fertleri halktan ve halkçı olarak kabul eyler” (madde: 4). Böylece ulus egemenliği ve vicdan özgürlüğü üzerine kurulan yeni devlet, yönetim anlayışında “halk tarafından ve halk için” ilkesini temel alırken, halkı da mutlak eşitlik temeli üzerinde sınıfsız ve ayrıcalıksız bir kitle olarak tanımlamıştır. “Vatandaşlar arasında en kavî rabıtanın dil birliği, his birliği, fikir birliği olduğuna kâni olarak Türk dilini ve Türk kültürünü bihakkın tamim ve inkişaf ettirmek ve bütün şuabât-ı faaliyette bu esası mevkii itibar ve meriyette bulundurmağı ve vaz’ edilecek kanunların velâyet-i âmmesini ve her ferde seyyanen tatbikini umde-i esasiye olarak takrir ede(n)” (madde:5) Cumhuriyet Halk Fırkası, ulus olabilmenin ölçüsünü dilde, duyguda ve düşüncede birlik olarak görmüştür. Türk dilinin ve kültürünün geliştirilmesini, yayılmasını ve tüm çalışmalarda bu ülkünün esas alınmasını ise ulusçuluğun ön koşulu olarak belirlemiştir. Mustafa Kemal Paşa da devrimin ideolojisini ortaya koyduğu Medeni Bilgiler’de “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk denir” diyerek, Türk ulusunun oluşumunda etkili olan “tabii ve tarihi vakialar”ı; siyasal varlıkta birlik, dil birliği, yurt birliği, tarihsel ve ahlâksal akrabalık olarak sıralamıştır. Ayrıca, “dünya yüzünde ondan daha büyük ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur” dediği Türk Ulusu’nun dilinin Türkçe olduğunu, her Türk’ün dilini yükseltmek için çalışması gerektiğini, Türklerin “dünyaca tanınmış büyük bir vatanda” yaşadığını ve ona “[Türk Eli]” dendiğini de vurgulamıştır.[5] Nizamnamenin 7. maddesi genel esasların hiçbir nedenle değiştirilemeyeceğini hükme bağlamış, böylece dört ilke, partinin temel niteliği olma özelliğine kavuşturulmuştur.

Bundan sonraki adım; Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerinin eklenmesi ile Cumhuriyet Halk Fırkası’nın ideolojik yapısını netleştirmesi, o güne değin uygulamaya koyduğu ideolojisine isim vermesi olacaktır.

————————–

[1] Hâkimiyeti Milliye, 7 Kanun-ı evvel 1338/ Aralık 1922, No: 680.

[2] Cumhuriyet Halk Partisi’nin Tarihçesi, İstanbul: Şevket Ünal Matbaası, 1962, s. 9-10; Millet Hizmetinde 40 Yıl C.H.P., Ankara: Ankara Basım ve Ciltevi, 1963, s. 11-13.

[3] Cumhuriyet Halk Fırkası Büyük Kongresi, Ankara: TBMM Matbaası, 1927, s. 37.

[4] Cumhuriyet Halk Fırkası Nizamnamesi, Ankara: TBMM Matbaası, 1927, s. 3-4.

[5] A. Afetinan, Medenî Bilgiler ve Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Ankara: TTK, 1988, s. 371, 351-353.


İlgili yazılar

Restorasyona nereden başlamalı?

7 Haziran seçimleri, 13 yıllık AKP hükümetlerinin devlet kurumlarında yarattığı tahribatın giderilmesi ve demokratik devletin restorasyonu için bir umut yarattı.

Cumhuriyetimizin neresindeyiz?

Ulusal Kurtuluş savaşımızın ardından kurulan Cumhuriyetimiz ve onunla oluşan edinimlerimizin 91.yıldönümünü coşku ve sevinçle kutluyoruz. İleri ve de çözüm süreciyle

“KEMALİZM DEMOKRASİYİ İÇERMEZ”

Yalanlar, Yanlışlar, Yutturmacalar Demokrasi; kısaca egemenliğin halkta olduğu rejimdir. Cumhuriyet; yöneticilerin seçim yoluyla iş başına geldiği siyasal sistemdir. Ortak yön;

Bir Cevap Yazın