YEREL KRALLIKLARIN KÜLTÜREL KISIRLIKLARI

Türkiye’de yerel yönetimler, statüleri gereği tıpkı bir devletin yönetiliş şekli gibi yönetilir. Yani tabiri caizse, devlet içinde devlet dersek yanlış bir cümle kurmuş olmayız, yerel yönetimler için. Başkanı, meclisi, birim müdürlükleri ve birçok çalışanı ile küçük bir devletçik gibidir belediyeler. Başlıca görevleri ise, vatandaşa yetki alanları içinde her türlü hizmeti götürmektir. Bu işi layığı ile yerine getirenler de vardır, sorumlu olduğu alana bir çivi bile çakmayan da. Çok başarılı ve prestijli işlere imza atanları da görürsünüz, belediyeciliği mekanik bir iş gibi görüp seçimden seçime kaldırım taşı değiştirenlerde. Bazen de büyük vurgunlarla gündeme düşenleri görürüz. Yâda eşini, dostunu, yandaşını zengin etmek yoluna gidip yöneticiliği iş takipçiliğine dönüştürenleri. Sonuç olarak güzel ülkemin dört bir köşesinde her siyasi yelpazeden birçok yönetimi ve uyguladıkları icraatlarını görmemiz mümkündür. Genel olarak, siyasi düşüncelerin belediye hizmetlerinde belirleyici bir etken olduğu söylense de ben buna katılmadığımı ve yaşamış olduğum birçok tecrübe ile çok sayıda ön yargının kırıldığına tanık olduğumu söyleyebilirim. Ancak her şeyden öte şunu da belirtmeliyim ki ülkemizde yerel yönetim olduğunu unutup kendisini ortaçağdaki krallıklarla karıştıran yönetimlerinde sayısı hiçte az değildir. Ve bu durum hassasiyetle üstünde durulması gereken bir konudur.
Ben bu konuya, kültürel ve sanatsal projelerle çok fazla zaman geçiren ve bu projeleri ülkemin her yanında her kesimden insana sunma derdi taşıyan bir kişi gözüyle bakmak istiyorum. Çünkü belediyeler kültürel ve sanatsal anlamda bulundukları bölge halkına hizmet verebilecek en güçlü kuruluşlardır. Çoğu belediyede kültürel ve sanatsal etkinliklerden sorumlu müdürlükler veya birimler vardır. Eğer para döngüsünün çok fazla olmadığı bir yerde yaşıyor iseniz, size belediyeden başka kültürel etkinlik sunacak pek kurum bulamazsınız. Gerçi artık kalabalık ve zengin bir yerleşim yerinde otursanız da çok fazla değişen bir şey olmuyor. Çünkü sanatsal etkinliklere itibar eden kuruluşların sayısı gün geçtikçe azalıyor. İşte tam da burada belediyeler çok önemli bir görevi üstlenmek durumunda olmalılar. Çünkü proje üreten kurumların sayısı azaldıkça yerinde sabit kalma durumu çok yüksek olan belediyelerin yükü ve sorumluluğu daha da artmaktadır. Ve tıpkı diğer hizmet alanları gibi kültürel etkinlikler de bir halkın yararlanması gereken en önemli hizmetler arasındadır. Sosyalleşme adına çok önemli sonuçlar doğuran bu etkinliklerin, titizlikle irdelenmesi ve halka ihtiyacı olan projelerin sunulması gerekmektedir. Peki, yerel yönetimler ve karar verici mekanizmaları bu konuda ne kadar yetkin ve bilgi sahibidir. Acaba gerçekten kültürel ve sanatsal bilgisi ve öngörüsü olan kişiler mi bu birimlerin başındadırlar. Yoksa bu birimlerin başında olmak mensup oldukları parti ve başkana olan yakınlıkla mı belirlenmektedir. Düşünsenize siz bir yerleşkedeki en güçlü kurum ve karar verici mekanizmasınız ve koca bir bölge halkının kültürel yaşantısı sizin iki dudağınızın arasında veya kişisel beğenilerinizin belirleyiciliği ile düzenlenmektedir. Eğer cesur bir başkana ve her türlü baskıya rağmen insanına gerçek sanatı sunma ve tanıtma derdi olan yöneticileriniz varsa siz şanslı bir bölgede yaşıyorsunuz demektir. Ancak popülist bir yönetim ve içi boş, yozlaşmış projelerle, amacı üç beş ünlü üzerinden halkın gözünü boyayan bir yönetici topluluğuna sahipseniz vay halinize. Ben bu ikinci durumla maalesef çok karşılaştım.
Yani halkını koyun gibi görüp, onların beğenilerine önyargı ile bakan ve yaptıkları sözde sanatsal etkinliklere çok yüksek paralar harcayıp halkını hep aynı tarz faaliyetlerle boğan yöneticilerin bu popülist ve içi boş yaklaşımları bana ortaçağdaki krallıkların insana bakış açısını hatırlatmaktadır. Ve bizler hep bu yöneticilerin sıkıntısını çekeriz. Çünkü sanattan veya kültürün ne demek olduğundan bihaber olan kişiler sanatsal uygulamalar üretemezler. Magazin programlarında kimi daha çok seyrediyor ise, o sene etkinliklerinde onlara yer verirler. Sen diğer tarafta sanat yapıyormuşsun, kültürel çeşitliliklerle ilgileniyormuşsun kimin umurunda. Eğer medyada fazla yerin yoksa bu beyzadelerin programlarında veya projelerinde yer bulamazsın. Ve böylece kral ne derse o olur. Sonra senin sanatının içine de tükürürler, seni görmezden de gelirler veya binlerce insanın adına rahatlıkla karar verip koskoca bir halkın, kendilerinin belirlemeyecekleri bir sanattan anlamayacakları şeklinde zavallıca ve katı bir cahillikle ahkâm keserler. Halkımız ancak bu başımızdaki ‘modern’ krallardan kurtulduğunda, bunların yol açtıkları kültürel kısırlıktan da kurtulacaktır. Çünkü bu ülkede halkına saygı duyan entellektüel ve bilgili yöneticiler ve çok kaliteli etkinlikleri de var. Aynı topraklar üzerinde farklı dünyalarda yaşayan insanlarız. Farklı dünyalar da yaşamaya itirazım yok ama hizmet verme iddiası ile başa geldiği koltuğu sığ bir bakış açısıyla yönetip, kendini kral gibi gören bilgisiz ve kültürsüz yöneticilere itirazım var. Umarım bundan sonra yerel yöneticiler, halkın onlara emanet etmiş oldukları mevkilere daha saygılı davranırlar. Herkese saygılarımla…


İlgili yazılar

MEHTER DEĞİL ONUNCU YIL MARŞI

Pazarı bekleyemedim yazımı kaleme almak için. Çok değil bir hafta önce bir sohbet ortamında Demokrat Parti’yi, 1950, 54 ve 57

AĞLAYANLAR ÜLKESİ

Yarışması olsa eğer, “En iyi ağlama rolü” ödülünde rakip tanımayacak, Başbakanın ‘ağlamadan sorumlu’ yardımcısı, Yine görevini yerine getirmiş. “Türkiye’nin ağlayan

SIRA BİZDE

Evet ama neyin sırası bu …. Bir ülke düşünün ve yönetim şekli demokrasiden ileri demokrasiye geçiyor. İnsanların yaşam şeklinde de

Bir Cevap Yazın