YOLUN AÇIK OLSUN BAHÇELİ!

Bahçeli ve onun yönetimindeki MHP’nin Türkiye’nin karşılaştığı sorunları anlamada, tavır koymada ciddi sorunları bulunuyor. MHP’nin “milliyetçiliği”nin bir “Türk Milliyetçiliği” olmadığı kesin.

“Türk Milliyetçiliği” Osmanlı devletinin son yıllarında başta Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi çok sayıda düşünürün katkılarıyla, araştırma ve incelemeleriyle devrimci ve birleştirici bir siyasal çizgi olarak çıktı. Atatürk ve onun yol arkadaşları bu düşüncenin hem teorik hem pratik yönünü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş ve kuruluş sürecinde zenginleştirdiler. Soy ve sopa indirgenmiş bir anlayıştan her zaman uzak durdular.

MHP bu milliyetçiliği hiçbir zaman tam olarak kavrayamadı. Mümtaz Turhan ve Erol Göngör gibi “devrimci milliyetçilikten” uzak, soğuk savaşın enstrümanlarına yakın, dolayısıyla anti emperyalizm ve kapitalizmin yıkıcılığı karşısında sessiz aydınların etkisinde bir yol izledi. Partinin lideri olarak Alparslan Türkeş, millet yerine devleti kutsayan bir çizgi geliştirdi. Bu çizgi, devlet adına yapılan bütün yanlışları zamanla onaylayan, hatta devlet adına kullanılmasına yol açtı.

MHP, Türk milliyetçiliğinin devrimci geleneğini sahiplenme yerine”Türk-İslam Sentezi” adı verilen ucube bir görüşe yakın durdu. Bu ideolojik anlayış, her zaman Atatürk ve devrimlerine uzak duran bir anlayış olarak gelişti. 12 Eylül darbesiyle bir süre devletin ideolojik görüşü olarak benimsenen bu çizginin Türkiye’de birleştirici olmaktan çok ayrıştırıcı sonuçlar yarattığını görmek uzun sürmedi. Bugün 12 Eylül’ün bu anlayışının yarattığı yıkımlarla uğraşıyoruz.

12 Eylül sonrasında MHP, daha dengeli bir çizgi izleyerek, bu yanlış anlayıştan kısmen uzaklaştı. Geçmişte sürekli dış düşman üzerinden söylem geliştiren MHP, Türkiye’nin kendi sorunlarına odaklandı. 90’lı yıllarda Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü konusunda izlediği çizgi, her zaman takdir topladı. Bu takdir MHP’nin kitlesel bir parti haline gelmesini sağladı.

2002 seçimlerinde partinin baraj altında kalması buna karşılık Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne yönelik saldırılarda MHP’nin direnişçi çizgisine duyulan özlem, 2007 seçimlerinde partiyi yeniden öne çıkardı. Ne var ki MHP 2007 ve sonrasında AKP’nin politikaları karşısında bir türlü kendisinden beklenen direnişçi tavrı sergileyemedi.

Geldiğimiz noktada MHP, Türkiye’yi dönüştüren AKP karşısında nerede durduğu sorgulanan bir parti olmuştur.

MHP, AKP’nin uygulamalarından rahatsız olduğunu her defasında belirtmesine karşın, bu uygulamaların durdurulması noktasında hiçbir şey yapmayan, hatta destek olan bir parti kimliği kazanmıştır. İşte bunun son örneği Cumhuriyet Bayramını resmi törenlerin dışında kitlesel biçimde kutlamak isteyenlere AKP’nin gösterdiği tavıra destek olan söylemidir.

Bahçeli’nin söylediklerini cümle cümle okuyarak üzerinde duralım:

1. Cümle: “Bazı sivil toplum kuruluşlarının Ortadoğu’daki bazı özentilere heveslenerek ‘halk hareketi başlatıyoruz’, ‘halk yürüyüşü yapıyoruz’ derken bir krize Türkiye’yi sokmaları ve bunu da bazı siyasi partilerin çok sıcak sahiplenmeleri doğru değildir.”

Bahçeli bu cümleyle TGB ve CHP’yi hedef almakta. TGB’yi Arap ülkelerinde ortaya çıkan halk hareketleri gibi bir hareket yaratmakla suçlayıp, CHP’nin de buna sahip çıktığını ileri sürmekte.

Yanlış!

Çünkü; TGB Türkiye’de böyle bir hareket başlatacağını iddia etmediği gibi kimsenin de TGB’yi bu yönüyle ciddiye alacağını sanmıyoruz. CHP’ye gelince Bahçeli, CHP’nin tavrını sadece bugün yaşananlara indirgeyerek son 10 yılda Milli Bayramlar konusunda AKP’nin yaptıklarını aklamakta, CHP’nin geliştirdiği politikalardan da habersizmiş gibi davranmaktadır. 19 Mayıs ve 30 Ağustos Bayramlarıyla ilgili yaşanan olayları yaşanmamış kabul etmekte. 2004 Yılından bu yana AKP Milli Günleri itibarsızlaştırmak için elinden geleni yapmaktadır. Önce bu bayramların resmi törenlerle kutlanmasına karşı çıkan bir tavır sergilediler. Hatta 23 Nisan ve 19 Mayıs Bayramlarında AKP’li Belediyeler konserler düzenlediler. Resmi törenlerde “SAP GİBİ DURMAMAK” gerektiğini söylediler. Son iki yıldır ise milli bayramların kaldırılması gerektiğinden dahi söz ettiler, ediyorlar.

CHP bu ülkenin kurucu partisi olarak Milli Günlere hak ettiği değeri verebilmek için AKP’ye yönelik sayısız uyarılarda bulundu. Ne yazık ki AKP bildiğini okumaya devam etti. Sayın Bahçeli, AKP milli günlere yönelik alerjisinin yarattığı bu birikimi nedense görmek istememektedir.

2. Cümle: “Yıllardır yapılmış bayramların içerisinde neyi yapmak istiyorlarsa oraya gelmek suretiyle bu bayramı milletçe kutlamanın, ama eğer bir tepki de koyacaklarsa o tepkiyi de oradaki davranışlarıyla koymalarında yarar vardır.”

Bunlar yapılmadı mı Sayın Bahçeli? Başta Deniz Baykal olmak üzere CHP’nin sözcüleri, Sayın Kılıçdaroğlu bu uyarıları yapmadı mı?

Daha 2005 yılında Cumhuriyete ve onun değerlerine karşı yaşanan olaylardan dolayı Baykal 25.10.2005 tarihli Grup toplantısında şu çağrıyı yapmak zorunda kalmıştı:

“Hepimiz şunu çok iyi bilmeliyiz ki; Türkiye’de cumhuriyet düzeninin kurulmuş olması, alışılmış, sıradan bir bayram olarak kutlanışıyla değeri, önemi ölçülebilecek bir noktada değildir. Cumhuriyetimizin anlamını, değerini, bu artık sıradanlaşmış bayram kutlamaları törenleri çerçevesi içinde anlamak, irdelemek ve yorumlamak olanağı yoktur.”

3.Cümle: “Yoksa alternatifler ortaya koyarak Türkiye’nin bölünmesine her alanda katkı sağlamak cumhuriyetçilik de değildir, milliyetçilik de değildir, vatanseverlik de değildir veya demokrat olma, özgür olmakta anlamını taşımaz.”

Sayın Bahçeli, ağzından çıkan sözle kulağı duyamayacak kadar yaşananlardan uzaktır. Demek Cumhuriyete sahip çıkmak bölücülüğe hizmet oluyor. Şu işe bak, bu ülkede ders kitaplarından Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri şiddete övgü içerdiği için çıkarılıyor, Bahçeli’nin sayesinde çocukların önüne zoraki Kur’an konuluyor, bu bölücülük olmuyor, yüreklerinde Cumhuriyet ellerinde Türk Bayrağı’nı gururla taşıyanlar bölücü oluyor. Bölücülük sıfatı, AKP’nin payandası Bahçeli’ye yakışıyor. CHP’nin yaptığı Cumhuriyete sahip çıkmaktan öte bir anlam taşımıyor. Alternatif ve bölücü olan AKP’nin resmi törenlerin içini sulandırmasıdır. Alternatif olan odur.
4. Cümle: “O bakımdan 29 Ekim günü yapılacak bayramın Türkiye’de bir krizin işareti olarak görülmesi yanlış olur. Türkiye’yi de önemli sıkıntılara sokabilir.”

Evet ortada bir sıkıntı var. PKK Bayraklarıyla eylem yapanlara özgürlük alanı yaratan AKP Valilerininin Cumhuriyetçilere yasak demesi asıl sıkıntı işte budur. Eğer ortada bir yasaklama tavrı olmasaydı, bugün 29 Ekim bir gerginlik günü değil kardeşlik günü olacaktı, olacak da. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

5. Cümle: “Bu yanlışlıktan vazgeçilmelidir, ama siyaseten Cumhuriyetin kazanımlarının bu iktidar tarafından nasıl tahrip edildiğini, nasıl örselendiğini, nasıl yok edildiğini herhangi bir geniş alan yaratan eylemlerin başlangıcı olarak değil, Meclis’te veya kamuoyunda aydınlar aracılığıyla, siyasiler aracılığıyla, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yapmaları ülkemiz açısından daha doğru olacaktır.”

Bir daha tekrar edelim, yıllardır yapılanlar bunlar değil mi? AKP’nin istediği de tam olarak bu. Karşısındaki muhalefet sadece salonlarda konuşan, ama halkın arasında olmayan bir muhalefet olsun istiyor.

Sayın Bahçeli, siz bu şekilde devam edin. Yolunuz açık olsun.

Bu ülkeyi Türk Milliyetçileri kurdu, cumhuriyeti onlar getirdi. Bizi kul ve tebaa olmaktan çıkarıp yurttaş yapanlar onlardır. Onlardır bu ülkede mezhep ve tarikat kavgalarını sonlandıran, onlardır “yurtta barış dünya da barış” ilkesini ortaya koyan, onlardır “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözüyle Türklüğün ne olduğunu bize gösteren.

Cumhuriyeti koruyacak olanlar da Türk Milliyetçileridir. Atatürk’e onun Milliyetçililk anlayışına sonuna kadar sahip çıkacak olanlardır.

Arif Nihat Asya’nın şu dizeleri size cevap olsun:

BAYRAK

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı…
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen !
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim !


İlgili yazılar

MÜJDE… BAŞBAKANIMIZ ARTIK SIKINTI ÇEKMİYOR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın güncellenmiş mal varlığı Başbakanlık resmi internet sitesi tarafından yayınlanınca rahatladık. Biliyorsunuz. Kendisi çok sıkıntı çekti. Yeri

Şu Çinliler bir tek fıtratın sahtesini üretemedi

Ali KARAŞAR Nihayet bunu da gördük, Çin, iPhone, Mercedes ve Eiffel Kulesi’nden sonra, sahte pirinç üretti.   Plastik, patates ve

TENCERE TAVA HEP AYNI KAFA

10 günü dolduran Gezi Parkı eylemlerinin ülkede bazı taşları yerinden oynatacağına Başbakan Erdoğan’a rağmen inanıyorum. Bir şeyler mutlaka değişecek, bazı

Bir Cevap Yazın