YUNAN VE ETHEM GÜÇLERİ ARASINDAN ÇEKİP ÇIKARILAN ZAFER: İNÖNÜ

92 yıl önce bugün İnönü önlerinde başlayan muharebelerde şehit düşen Türk askerleri tam bağımsız demokratik hukuk devletinin tohumlarını kanları ile birlikte kutsal Anadolu toprağıyla buluşturmuşlardır. Onları onurla ve minnetle anarken yazdıkları tarihi bir kez daha hatırlamak ve hatırlatmak yurtseverlik borcudur.

Yunan Saldırısının Amacı

Papulas:”Mustafa Kemal ile gürûhu pek çabuk devrilecektir.”

“Hedefimiz Eskişehir’dir”

“Küçük Asya hızla Kuva-yı Milliye’den temizlenecektir”

Doğu Sorunu’nu çözüme ulaştırmak üzere büyük devletlerin, San Remo Konferansı’nda son biçimini verdikleri barış antlaşması, 11 Mayıs 1920’de Osmanlı Hükümeti’ne bildirilmişti. Lloyd George bu antlaşmayı Türklere kabul ettirebilmek için Yunanistan’ın Anadolu’daki istilacı emellerine onay vermişti. Yunan Küçük Asya Ordusu, 22 Haziran 1920’de Milne Hattı’nı aşarak Bursa-Uşak ve Nazilli üzerinden harekete geçmiş; 24 Haziran’da Alaşehir, 30 Haziran’da Balıkesir ile Nazilli, 8 Temmuz’da Bursa’yı ele geçirmişti. Doğu Trakya’da ise 26 Temmuz’a kadar Tekirdağ, Çorlu, Silivri, Edirne ve Kırklareli’ni işgal etmişti. Yunanlıların başarılı ilerleyişi karşısında Osmanlı Hükümeti 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalamıştı. TBMM ve hükümeti ise bir yandan Sevr’i tanımamış, imzalayanları vatan haini ilan etmiş öte yandan var olan askerî örgütlenme ile düzenli bir ordu karşısında etkili olup olunamayacağını tartışmaya başlamıştı. Tam bu günlerde Ali Fuat Paşa komutasındaki Batı Cephesi Komutanlığı’nın -Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Bey’in tüm karşı koymalarına karşın- 24 Ekim’de giriştiği Gediz taarruzunun başarısızlıkla sonuçlanması bu cephede yeni bir düzenlemeye gidilmesini zorunlu kıldı. 9 Kasım 1920’deki Bakanlar Kurulu kararı ile cephe ikiye ayrıldı. Batı Cephesi Komutanlığı’na Albay İsmet Bey, Güney Cephesi Komutanlığı’na da Albay Refet Bey atandı.

Düzenli ordunun kurulmasına yönelik olarak atılan bu adım başta Demirci Mehmet Efe ve Çerkes Ethem olmak üzere bölgedeki düzensiz birliklerin direnişi ile karşılaştı. Direniş, Mustafa Kemal ve kimi TBMM üyelerinin tüm uzlaşma girişimlerine karşın kırılamadı. Demirci Efe ile Ethem’in direncinin isyana dönüştüğü günlerde Yunanistan’daki askerî hazırlıklar da hız kazandı. 15 Aralık tarihli Atina Ajansı Anadolu seferine devam edileceği ve harekât için gerekli dış yardımın sağlandığı haberlerine yer verdi. 19 Aralık 1920’de Yunan tahtına oturan Kral Konstantin ise Venizelos’un benimsediği Megali İdea/Büyük Düşünce ile şekillenen Anadolu politikasını sürdürme kararı aldı. Küçük Asya Ordusu Komutanı General Papulas ise basına verdiği demeçlerle “Mustafa Kemal ile gürûhunun pek çabuk devrileceğini” iddia etti. General Papulas, yeni kurulmakta olan Türk ordusu güçlenmeden bir taarruz harekâtını zorunlu buluyordu. Hedef Eskişehir’in işgali idi. Askerî ve siyasî çevrelerde de Eskişehir istasyonu ile şehrin işgaline büyük önem veriliyordu. Zira, Ankara ve Konya’ya giden iki demiryolu hattının kesiştiği Eskişehir işgal olunur ise, hem Ankara ile Afyonkarahisar cephesi arasındaki hem de Mustafa Kemal’in karargahıyla Geyve geçitleri arasındaki ulaşım hattı kesilebilecekti. Böylece Türk ordusunun güçlenmesi önlenecekti.

Yunan Saldırısının Başlaması ve I. İnönü Zaferi

Yunan Küçük Asya Ordusu bu amaçlar doğrultusunda 6 Ocak’ta Bursa ve Uşak cephelerinde saldırıya geçti. İnegöl’ün doğusunda mevzilenen “Kemalî kuvvetleri”ni yararak Banaz, İnegöl ve Yenişehir’i ele geçirdi. Aynı gün Uşak cephesinde de ilerleyen Yunan orduları Kütahya’yı bombaladı. Batı cephesi birliklerinin önemli bir kısmı Gediz’de Ethem ile çarpışırken Yunan kuvvetleri Yenişehir ve Bilecik’ten İnönü mevzilerine ilerlediler. Bölgedeki Türk alayı Pazarcık’a çekildi. Yunan ordusu Karaviran-Nazifpaşa hattına vardı. Yunan ilerleyişi karşısında İsmet ve Refet beylerin komutasındaki Türk birlikleri Ethem üzerine başlattıkları harekâta geçici olarak ara vermeyi kararlaştırdı ve İnönü mevzilerine doğru harekete geçti.

8 Ocak’ta Ethem, Gediz’i işgal ederek Kütahya üzerine yürürken Kazpınar-Karaköy-İncirli hattına ulaşan Yunanlılar Çivril ve Pazarcık’ı işgal etti. Pazarcık tepelerindeki Türk birliklerini de Eskişehir’e geri çekilmek zorunda bıraktı. 9 Ocak’ta ise Yunan Ordusu’na bağlı Adalar Fırkası’ndan bir kol Bozüyük’ü, İzmir Fırkası’na bağlı bir kıta ise saat on ikide Bilecik’i işgal etti ve İnönü mevzilerine geldi. Yunan ordusunun hızlı ilerleyişi General Papulas’ın beyanatlarına da yansıdı. Papulas, eğer Yunan ordusuna özgürce hareket edebilme olanağı tanınırsa Küçük Asya’yı hızla “Kuvayı Milliye”den temizleyeceklerini iddia etti. Oysa aynı tarihlerde Yunan ordusu Türk karşı saldırısı karşısında hızla geri çekilmeye başlamıştı. Zira, Yunanlılar 6 Ocak’ta başlattıkları taarruzun ilk üç günü sonunda Eskişehir’e iki istasyon yaklaşırken Anadolu güçleri artçı muharebelerle Söğüt ile İnönü arasındaki müstahkem mevkilere yerleşmişti bile.

Bu günlerde Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas, ajanslara verdiği demeçte Her türlü düzen ve disiplinden yoksun olan “Mustafa Kemal kıtaatının”, askeri mühimmatı, telgraf ve telefon haberleşmesi “mükemmel olan” Yunan ordusu karşısında direniş gösteremeyeceğini, Mustafa Kemal’in Ankara’daki karargâh-ı umumisi ile İstanbul’daki ilişkisini istedikleri her an kesebileceklerini ve zamanı gelince “erzak ve mühimmatını kervandan başka bir vasıta ile nakl edemeyecek” bir hale sokabileceklerini iddia ediyordu. Atina gazeteleri Bursa ve Eskişehir civarındaki “Yunan başarısı”nı sütunlarına taşırken Vakit Gazetesi Yunanlıların çoktan “Eskişehir Kapanına” kıstırıldığını okuyucularına duyuruyordu.

Zira TBMM Orduları 9-10 Ocakta İnönü mevzilerinde sürdürdüğü çetin mücadeleler sonunda Yunan ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı. Ardından da “şiddetli” bir izleme harekâtına başladı. 12 Ocak’ta Bozüyük’ü boşaltan Yunanlılar, çekilme harekâtına Bilecik ve İnegöl yönünde devam etti, aynı gün Pazarcık’ı, 13 Ocak’ta ise İnegöl ve Yenişehir’i boşaltılarak ilk mevzilerine geri döndü. Yunan ordusu çekilme hattı boyunca bölge halkına da eziyet etmekten de geri durmadı. Hatta, olaylara tanık olan bir Fransız miralayı gördüklerini ilgili makamlara ileteceğini bildirerek Yunan vahşetini önlemeye yöneldi.

Yunan Hükümeti Türk Zaferini Yalanlıyor

Zafer, Mehmetciğindi. TBMM ordularının İnönü’de elde ettiği zafer İstanbul’da

Ali Kemal ve Refii Cevat gibi Anadolu’da sürdürülen mücadeleye öfkeyle bakan yazarlar ve onların gazeteleri tarafından da kabul ediliyordu. Yunan Hükümeti de bu gazeteleri hedef aldı. Bir resmi tebliğ yayınladı ve “Türk matbuatının, askerlerimizin mağlubiyeti hakkındaki neşriyatı haiz-i ehemmiyet değildir” diyerek zafer haberlerini yalanladı. Aynı tebliğde Yunan ileri harekâtının amacının yalnızca TBMM ordularının gücünü öğrenmek ve yığınaklarını dağıtmak olduğu da iddia edildi. Yunan Hükümetine göre, sonuçta, yenilerek geri çekilmek zorunda bırakılan Türkler “verilen emre uygun olarak” İnönü’ye kadar izlenmiş amaca ulaşıldığı için de İzmir fırkası mevzilerine geri dönmüştü. Harekâtın başında Küçük Asya’yı hızla “Kuvayı Milliye”den temizleyeceklerini iddia eden Papulas şimdi uğranılan bozgunu, “ordunun keşif taarruzundan gururlu bir geri çekilmesi” olarak değerlendirmeyi uygun buluyordu.

Oysa, Yunan güçleri taarruzun başında yayınladığı resmi tebliğde belirttiği Eskişehir’i işgal etmek yönündeki amaçlarına ulaşamadığı gibi İnönü’de tam bir “hezimete” uğramıştı. Avrupa’nın da kabullendiği bu bozgunun büyüklüğü ve önemi Yunan gücünün iflas ettiği anlamına geliyordu. Yunan harekâtı başladığında İzmir cephesine gitme kararı alan Kral Konstantin’in birkaç gün sonra bu kararından vazgeçmesi de Yunan bozgununun en önemli kanıtıydı. Ortaya çıkan somut gerçek Yunan güçlerinin “başlarını önüne eğerek geldikleri yerlere doğru firar” ettiğidir diyen Vakit gazetesi de Yunanistan için yapılacak en doğru hareketin, daha fazla boşa kan akıtmaksızın Anadolu topraklarının boşaltmak olduğunu vurguluyordu.

Anadolu’daki Yunan harekâtını dikkatle izleyen İtilaf Devletleri basını da Türk zaferini sütunlarına taşıdılar. 12 Ocak tarihli İtalyan gazeteleri Yunanlıların Bursa cephesinden giriştikleri taarruz hareketinin sonuçsuz kaldığını, “Kemalcilerin” Yunan hatlarını üç noktadan yardıklarını ve amaçlarının Yunanlıları İzmir’e sürmek olduklarını duyurdu. Chicago Tribüne gazetesi ise ‘Mustafa Kemal’in Ermeni cephesinden [Doğu Cephesi] getirdiği kuvvetleri Yunan hatları ilerisinde gizlemeyi başararak ani bir saldırı ile Yunan direnişini kırdığına, pek çok esir ve savaş levazımı elde ettiğine dikkati çekti. Tan gazetesi ise Bursa ve Uşak cephelerinden gerçekleştirilen iki şiddetli Yunan saldırısının Türk direnişi karşısında sonuçsuz kaldığını, durumu “oldukça vahim” bulan Papulas’ın Krala bir rapor sunduğunu ve Yunan ordusunun önemli kayıpları olduğunu belirtti ve Papulas’ın düşünülen büyük saldırıyı daha uygun bir zamana ertelemek zorunda kaldığına işaret etti.

Zafer, Çağdaş Türkiye İnancını Perçinliyor

Yunan resmi makamları ve basını Ocak ayı boyunca saldırının bir hazırlık amacı taşıdığı yönündeki iddialarını sürdürerek İnönü’deki başarısızlıklarını örtmeye çalıştı. Batı Cephesi Komutanlığı ise Çerkes Ethem üzerine yönlendirdiği harekâtı da başarı ile sonuçlandırdı. Gördes yönünde yapılan izleme harekâtı sırasında bölgedeki halka eziyet etmekten geri durmayan Ethem, beraberinde iki bine yakın kuvvet ve yanlarındaki dört top ile birlikte Yunan tarafına sığındı. Bu birlikler Yunanlılarca Gördes’te toplandı. Yunan genel karargâhının 26 Ocak 1921 tarihli tebliğine göre, o güne dek 25 subay, 1200 er ile birlikte Ethem, ağabeyleri Reşit ve Mehmet Tevfik Yunanlılara sığınmıştı.

Yunan ordularının İnönü’de yenilgiye uğratılmasının ardından Çerkes Ethem isyanın da bastırılması Anadolu’nun her tarafında büyük sevinç gösterilerine sahne oldu. Yozgat, Akyazı, Zile, Niksar, Tokat ve dolaylarında Ethem aleyhinde mitingler düzenlendi. Eskişehir ise [I.] İnönü Zaferi dolayısı yapılan kutlamalara ev sahipliği yaptı. Törenler, milletvekilleri Abdullah Azmi ve Rasih beylerin konuşmaları ile başladı. Resmi geçitlerle bitirildi. Törenlere uçaklar da katıldı. Eskişehirliler, İnönü’deki başarının mimarı olan Miralay İsmet Bey’e bir at ile Hacıbektaş taşından bir yazı takımı, subaylara ise iki yüz tane ağızlık armağan etti. Şehirde orduya yardım kampanyası başlatıldı. Beypazarı halkı da hazırladıkları kumaşları ordunun hizmetine sundu. Safranbolu halkı ise yaralılara verilmek üzere üç bin lirayı aşkın bir para yardımında bulundu.

İnönü’de TBMM Orduları gerçek bir zafer kazandı. Bu zafer Anadolu’da Milli Mücadele’yi yürüten Mustafa Kemal ve arkadaşlarına Türk halkının haklı güvenini kazandırdı. Bu güven içte 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Yasası’nın yani Türkiye Devleti’nin ilk anayasasının yapılmasına olanak tanıdı. Böylece egemenlik el değiştirirken ihtilalin ilk gününden itibaren vurgulanan Türk milletin kayıtsız şartsız egemen olduğu ve kendi geleceği hakkında yine kendisinin karar vereceği ilkesi Anayasal bir nitelik kazandı. Zafer; 12 Mart 1921’de kabul edilen İstiklal Marşımızın ilham kaynağı oldu. Öte yandan Demirci Mehmet Efe’nin ardından Çerkes Ethem’in başlattığı ayaklanmanın da bastırılması o güne kadar İngilizler-Saray-İstanbul Hükümeti üçgenince planlanan ve Müslümanın Müslüman kanı akıtmasına neden olan iç ayaklanmaları da bitirdi. TBMM’nin tüm gücünü asıl düşmana yöneltmesinin önünü açtı. İnönü’deki muharebelere kimi milletvekilleri de katıldı. Neşet, Yusuf Ziya, Ziya Hurşit, Memduh, Rıza, Sabit, Sami ve Hamdi Namık beyler er olarak muharebelerde yer alırken Operatör Emin, Dr. Fuat ve Abidin beyler de hekim olarak cepheye koştu. Böylece İnönü’de elde edilen zafer TBMM ile ordu ve halk arasındaki bütünleşmenin de ilk örneği oldu.

Zafer dış politikada da etkisini gösterdi. O güne değin Anadolu’daki mücadeleyi desteklemek konusunda çekimser kalan Rusya, TBMM Hükümeti ile 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması’nı imzaladı. Böylece Rus yardımlarının önü açıldı. İtilaf Devletleri ise Londra’da yapılacak barış görüşmelerine TBMM Hükümeti’ni de çağırmak, dolayısıyla o güne kadar tanımadıkları yeni Türkiye Devleti’ni hukuksal olarak tanımak zorunda kaldılar.

Mustafa Kemal Paşa ise meşru hakkını İnönü mevzilerinde başarı ile savunan Anadolu halkına hitaben bir beyanname yayınladı. “Biz kan dökmek arzusunda değiliz. Ancak vesait-i sulhiye ile kazanılmış bir adalet istiyoruz. İstiklâl ve hâkimiyetimizi temin eden yeni bir sulh istiyoruz. Yunanistan fütuhat siyasetinden feragat ederse ona karşı dost davranmak emelindeyiz” diyen Mustafa Kemal Paşa, çağdaş gelişmelerin gerisinde kalan Türkiye’nin bütün zamanını “hars ve irfana hasr etmek” zorunda olduğuna dikkati çekti. Böylece bağımsızlık ve barıştan yana tavrını ortaya koyan Mustafa Kemal, daha bu günlerde Türkiye’nin önüne çağdaş uygarlık hedefini koyarak hedeflediği Türkiye’yi iç ve dış kamuoyu ile paylaşmış oldu.

Bu nedenle İnönü önlerinde kazanılan zafer yalnızca tam bağımsızlık ülküsü ile yola çıkan Türk insanın meşru haklarını elde etmek konusundaki kararlılığını ortaya koymakla kalmadı aynı zamanda Türk’ün uygar dünyada almak istediği yeri de kan ve barut kokuları arasında dünya kamuoyuna gösterdi. Türk ulusu 23 Mart’ta başlayıp 1 Nisan’da bitecek olan ikinci Yunan saldırısını da aynı başarı ile sonuçlandıracak, zafer; Vakit Gazetesi’nin sütunlarında “Varan İki” notu ile karikatürize edilecekti.


İlgili yazılar

Başkanlık Maratonu

Demokratik düzenimizde istikrarsızlık her alanda yaygınlaştıkça iktidarlar hemen sosyal ve ekonomik şirinlik düzenlemeleri yaparak halkın önüne çıkarlar. AK Parti her

SANAT SEVİCİLER OLMASAYDI DA OLURDU

” Tiyatro muhalefettir!.. Bütün politikacılar muhalefette iken tiyatroyu hep tutarlar. İktidara geldiklerinde de tiyatroya karşı olurlar. Bir ülke mutlaka ve

İNLERİNİZDE BİLE RAHAT OLAMAYACIKSINIZ…

Berkin’in adını ağzına almadan ettiği sözleri duyunca, benim gibi bir sürü insanın dili tutuldu fikrimce. Evladını iki gün önce toprağa

Bir Cevap Yazın