ZAVALLI YASAKÇILAR

Ne zavallıdır şu yasakçılar… Keşke çocukken arada başlarını okşayan bir el olsaydı da dokunma duyusunun ne işe yaradığını öğrenebilselerdi. Delikanlılık günlerinde olsun şöyle sahildeki şezlongda bir kez sızana kadar içebilselerdi, denizi dinleyip yıldızları seyrederken… Denizi dinleyip yıldızları seyrederken yanlarındaysa sevdikleri yüreklerini açabilselerdi ya da uzaktaysa sevdikleri aynı yıldızları gördüğünü düşünüp teselli bulabilselerdi. Çakırkeyif bir şiir okusalardı sevgiye dair ya da bir şiir dinlemiş olsalardı yüreğinden sevgi taşan birinden. Caddede elinden tutarak yürüyecekleri bir sevgilileri olsaydı, içlerinden gelince sımsıkı sarılıp hatta öpebilselerdi… Daha kendine bakamaz küçücük çocukken bir sokak kedisi sahiplenmelerine izin verilseydi mesela. Hasta iken tedavilerine birkaç doz da sevgi eklenseydi keşke. Sevginin sevileni de seveni de saran iyileştiren bir şey olduğunu öğrenebilselerdi. O zaman açıkça yaşamalarına izin verilmediği için yaşamadıkları ve öğrenemedikleri insani yaşama karşı bu denli yasakçı ve düşman olmazlardı belki. Belki kendilerinden bile bu denli nefret etmezlerdi.

Dalgaları seyretselerdi mesela… Dalgaların kayaları nasıl dövdüğünü ve bazen de nasıl okşadığını uzun uzun izleselerdi ne kaçardı hayatlarından. Suyun kayada bıraktığı izlerde sert olmanın güçlü olmaya yetmediğini kayaya şekli suyun verdiğini görseler anlarlardı belki sevginin de zorbalıktan daha güçlü olduğunu… Bir erguvan ağacını sevselerdi mesela. Şubat ayındaki kesif yalnızlığına bakarken, iki ay sonra ne muhteşem olacağını bilip bir kez olsun gülümseyerek göz kırpsalardı erguvan ağacına. Yeşili cüzdanlarında değil doğada sevselerdi keşke. Belki sevmeyi bilselerdi beton yığınları oluşturmak için ormanları katletmezlerdi. Bir kuşun sesi yüreklerine değmiş küçücük bir kardelen yollarına çıkmış olsaydı keşke…

Keşke gerçekten sevilselerdi bir kez olsun. Tahtın koşulsuz hesapsız beklentisiz seven birinin gönlünde olduğunu bililerdi belki. Bilirlerdi de iktidar için bunca zulmü reva görmezlerdi kimseye o zaman. Bu kadar yapışmazlardı mevkie makama ve korkmazlardı bu kadar gitmekten… Sokrates’in baldıran zehrini niye içtiğini, Pir Sultan Abdal’ın yolundan niye dönmediğini de anlarlardı belki inanmış olsalardı kendilerine. Belki bilirlerdi ne iktidarın ne yaşamın sonsuz olmadığını…

Ayça Güneş


İlgili yazılar

Anneler Can’dır.

Bugün anneler günü annelerimizin elleri öpülecek; mutfak robotu, el blendırı, ya da benim gibi hayırlı evlatsa (!) düdüklü tencere alındı

Müzakerecilikten iç savaşa

Onur Öymen 2009 yılında TBMM’nde “Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir” dediğinde neredeyse linç ediliyordu. Devletin yapısını ve işleyişini bilmeyen tüccar

Bugün Lozan Antlaşması’nın 93. Yılı…

İsmet İnönü konferansın açılışında Lloyd George’a meydan okuyarak çıktığı kürsüden haykırıyor… “Her yaşta ve her mevkide Türkler, kadın ve çocuk,

Bir Cevap Yazın