ZORUNLU İNKILâP TARİHİ DERSİ YÖK’ÜN ESERİ MİDİR? KALDIRILMASI NE ANLAMA GELİR?

Son günlerde hızla artan bir şekilde üniversitelerimizde okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinin YÖK’le birlikte zorunlu bir ders olarak okutulduğu, 12 Eylül askeri darbesinin bir sonucu olduğu, darbelerle yüzleşilirken bu dersin de zorunluluktan çıkarılması gerektiği tartışılmakta hatta ciddi adımlar da atılmaktadır.

• Zorunlu İnkılap Tarihi dersi gerçekten YÖK’ün eseri midir?
• Bu ders yalnızca bir rejim dersi midir?
• Zorunluluktan çıkarılması ne anlama gelir?

Yeni Türkiye Devleti’nin önder ve kadrosu tam bağımsızlık ülküsü ile dışarıda emperyalist güçlere, içeride onların işbirlikçilerine karşı eylemsel mücadelesini yürütürken aynı zamanda “zihniyet” mücadelesi içine de girmiştir. “Eski” olan her şeyin tamamen reddedildiği bu mücadelede, yeni devletin üzerinde oturacağı düşünsel temel yani siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal yapı, başta Mustafa Kemal olmak üzere ülkenin en yetkin kişilerince daha savaş ortamında halka anlatılmaya başlanmıştır. İşte bu günlerde Mahmut Esat Bozkurt genç Cumhuriyetin ders kitaplarının İhtilâlin benimsediği ilkeler çerçevesinde yeniden yazılması gerektiğine dikkati çekmiş, ilk adım, Cumhuriyet henüz bir yaşını doldururken atılmış ve 1924’te ortaöğretim tarih programlarına Bağımsızlık Savaşı, Lozan Antlaşması, Cumhuriyetin ilânı ve halifeliğin kaldırılması gibi konular eklenerek gençlerin bilinçlendirilmesine başlanmıştır.

1925 yılında açılan Ankara Hukuk Mektebi’nde ise Türk İhtilâli’nin felsefesi ilk kez Mahmut Esat tarafından “İhtilâller Tarihi” konulu konferanslarda ele alınmış, birinci ve ikinci sömestrde haftada iki saat olan bu derslerde dünya ihtilâlleri ile Türk ihtilâli karşılaştırmalı olarak verilmiştir.

1930’lara gelindiğinde gerek iç, gerekse dış ekonomik ve siyasal gelişmelere bağlı olarak Türk İhtilâli’nin anlamını, yeni devletin ideolojisini hem halka hem de gençliğe anlatma ve aşılama çabası hız kazanmıştır. Bu konuda “Vatandaş İçin Medenî Bilgiler” kitabı öncü olmuştur. İnkılâba bağlı gençler yetiştirme düşüncesi lise ve dengi okullarda uygulamaya geçirilerek 1931-1932 öğretim yılında lise ve öğretmen okullarının son sınıflarına “Türk İnkılâbı ve Cumhuriyet Devri Tarihi” dersi konmuştur. Türk Tarih Kurumu tarafından liselerde okutulmak üzere dört cilt olarak hazırlanan tarih kitaplarının IV. cildi “Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Dönemi”ne ayrılmıştır. İnkılâbın halka “bizzat halk tarafından” öğretilmesi için CHP Genel Merkezi’nce illerde seçilen 1300 “hatibe” bu konuda kurs verilmeye başlanmış, Halkevleri de düzenlediği konferanslarla devrim düşüncesinin yığınlara aktarımında etkin rol oynamıştır.

1933 yılına gelindiğinde Maarif Vekâleti’nce alınan karar doğrultusunda “Türk İnkılâbı ve Cumhuriyet Devri Tarihi”nin daha kapsamlı öğretimini sağlamak amacıyla derslerin lise ve öğretmen okullarının her üç sınıfında da okutulması kararlaştırılmıştır. Bu girişimle, gençlerin “Türk Milli Devletinin kuruluşu, millî istiklâl mücadelesi, cumhuriyet devrinde memleketin terakki ve inkişafı hakkında” daha geniş bilgilerle donatılması amaçlanmıştır.

1932 yılında Maarif Vekili Dr. Reşit Galip Bey ise devrim düşüncesinin, oluşturulacak bir İnkılâp Enstitüsü ile verilmesinin daha uygun olacağını gündeme getirmiş, 1933’te yapılan üniversite reformu ile Darülfünûn’un yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuş, Üniversite gençliğini faşist, nazi ve komünist akımlardan korumak, Cumhuriyet ideallerine bağlamak, devrim anlayışını onlara benimsetmek amacıyla üniversitenin Tarih Şubesi’ne bağlı olarak bir İnkılâp Enstitüsü oluşturulmuştur. Enstitünün kürsü fahrî başkanlığını üstlenen Maarif Vekili Reşit Galib Bey, 1 Ağustos 1933’teki açılış töreninde yaptığı konuşmada;

“…İnkılâp Enstitüsü, hukukî, siyasî, adlî, içtimaî, iktisadî ve malî sahalarda ve umumî surette millî kültür sahalarında Türk inkılâbını doğuran sebepleri, Türk inkılâbının ana unsurlarını, prensiplerini, inkılâptan doğan Türk istikbâlini her safhasında tetkik edecektir….”

diyerek Enstitülere yüklenen anlamı ortaya koymuştur. Bu cümlelerin ışığında İnkılâp Enstitüsü’nün görevi; Şevket Süreyya’nın da dikkati çektiği gibi, “inkılâbın ideolojisini yapmaktır”.

İnkılâp Enstitüsü’nde; Yusuf Hikmet (Bayur); İnkılâbın dış politikasını, Yusuf Kemal (Tengirşenk); ekonomi politikasını, Mahmut Esat(Bozkurt); İnkılâbın hukuki ve adli tarihini, Recep Peker; askerî konuları anlatmakla görevlendirilmiştir. Enstitünün Aralık’ta açılması, derslerin Mart ayında başlaması ve derslerin bir bölümünün konferans şeklinde yapılması saptanmış, derslerin üç ay süre ile haftada dört gün ve öğleden sonraları verilmesi, üniversite son sınıf öğrencileri ile Harp Akademisi, Mühendis, Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi son sınıf öğrencilerinin derslere devam etmesi kararlaştırılmıştır. Derslere devam zorunluluğu benimsenmiştir. Öğrenciler sınavlara hazırlanırken Enstitüde verilen dersler yanında Nutuk ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından yayınlanan Tarih IV’ten de sorumlu olacaklardır. Üniversiteden mezun olabilmek içinse Enstitüde verilen derslerden başarılı olma koşulu aranmıştır.

Maarif Vekâleti, İstanbul’un ardından 9 Mart 1934’te Ankara’da da bir İnkılâp Kürsüsü açılmasını kararlaştırmış, gerek İstanbul’da gerekse Ankara’da verilen İnkılâp derslerinin Halkevleri’nde yinelenerek Türk ulusunun devrimin amacı ve hedefi doğrultusunda bilinçlendirilmesi sürdürülmüştür.

İnkılâp Tarihi derslerinin yürütülmesi sorumluluğu 15 Nisan 1942’de 4204 sayılı kanunla, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne bağlı olarak kurulan Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü’ne verilmiş, dersin adı İnkılâp Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştürülmüş, fakülte ve yüksekokullarda baraj dersi niteliği kazandırılmıştır. 27 Mayıs 1960’tan sonraki süreçte; Türk İnkılâp Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti dersi, 20 Mart 1968’de Türk Devrim Tarihi olarak ismi değiştirilmiş, ancak kapsam ve amaç korunmuştur. Ders, bütün fakültelerde iki sömestr, yüksek okullarda ise bir yıl süreyle okutulmaya başlanmıştır. 12 Eylül 1980’den sonra “devrim” sözcüğü “inkılâp” olarak değiştirilmiş, dersin adı Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi olarak düzenlenmiştir. 6.11.1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri uyarınca dersin tüm üniversitelerde okutulması ve içeriğinin YÖK tarafından belirlenmesi kabul edilmiştir. 1991 yılından itibaren ise “bir eğitim ve öğretim yılında 60 saatten az olmamak üzere okutulmasına” karar verilmiştir. Bu yıldan sonra bir çok üniversitemiz, alt sınırı kullanmış, ama derslerin okutulmasını sağlamıştır. Günümüzde genellikle üniversitelerin birinci sınıflarında, bazı üniversitelerde de ikinci sınıflarda, haftalık 2 saat üzerinden iki dönem halinde okutulmakta ve devam zorunluluğu aranmaktadır.

Sonuç olarak;

1- İster “İnkılap Tarihi” deyin isterseniz “Devrim Tarihi” bu dersin zorunlu bir ders olması tıpkı Kurtuluş Savaşı gibi, Çağdaşlaşma yarışı gibi Türkiye’nin gerçeklerinden ve gerekliliklerinden süzülüp gelmiştir. YÖK’le zorunlu olan bir ders değildir.

2- Her devlet, özellikle bir ihtilal sonucu kurulduysa oluşturduğu yeni devletin amaç ve ilkeleri doğrultusunda gelecek kuşaklarını yetiştirmek zorundadır. Aksi takdirde ihtilali başarıya ulaştırsa da devrimini tamamlayamaz.

3- İnkılâp Tarihi dersleri bir rejim dersi olmaktan öte daha kapsamlı bir anlam ifade etmektedir. Diğer bir değişle hamasi bilgiler veren kuru bir rejim dersi değildir. Daha ilk günden itibaren derslerin veriliş şeklinde izlenen yol; genç kuşakların karşılaştırma yapmasını, niçini, nedeni ve nasılı irdelemesini sağlayacak ve kendi yargılarını oluşturacak bir yoldur.

4- Bu ders dünyayı dize getiren bir İmparatorluğun nasıl ‘hasta adam’a dönüştüğünü, kendilerini demokrat diye tanımlayan ama yalnızca kendi kıtaları için demokrat olanların pençeleri ve çizmeleri altında nasıl can çekiştiğini, can havliyle ayaklanıp çoban ateşlerinin nasıl yakıldığını, nasıl tam bağımsız bir ülke, onurlu bir ulus yaratıldığını ve tüm bu adımlar atılırken ödenen bedelleri anlatır. Niçin anlatır? Bir daha aynı hatalar yapılmasın diye. Yani ders almak için.

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersi, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasıdır. Cumhuriyet kuşaklarının bu dersten yoksun bırakılması onları bitkisel hayata bağlamak demektir.


İlgili yazılar

KAYBEDENİ BELLİ SAVAŞ

Seyyar satıcı Muhammed Buazizi 17 Aralık 2010 tarihinde aracına el konulmasını gerekçe göstererek, intihar girişiminde bulundu. Buazizi’nin bu eylemi, Tunus’ta

Güneşin Gizemli Bahçesi

İnsanoğlu rahat ve gönenç (refah) içinde yaşamak ister. Bu da dünya üzerindeki nimetlerden daha fazla yararlanmakla, daha fazlasını tüketmekle olanaklıdır.

“AFŞİNİN KEÇİSİ GİBİ OKUMAK”

Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilere kitap okumayı sevdirmesi başka, kitap önermesi başka bir şey. O nedenle daha 2004 yılında Bakanlık ilk

Bir Cevap Yazın