Kerhen oy kullanmak!

Kerhen oy kullanmak!

Ali MANAZ

Uzun süredir ingiltere’de yaşayan gazeteci dostum, arkadaşım, kardeşim Ali Manaz 10 ağustosta ilki yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçimi için gümrük kapısında oyunu kullandı. Ali Manaz oyunu kullandıktan sonra ülkesinde kısa bir tatil yaptı ve siyasi gözlemlerini www.yakinplan.com  için yazdı.

Önceki gün gümrük kapısında 10 Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçimi için oyumu kullandım. Oyumu kullandıktan sonra da not defterime “oyumuzu KERHEN kullandık” diye kaydettim.

Evet kerhen yani isteksizce kullandım oyumu.

Ankara’da gazetecilik yaptığım yıllarda Sol’un tüm renklerini tanıma fırsatım oldu. Kürt gazeteciliğinde de Kürt solunu ve öncülerini tanıdım. CHP yönetimi içinde de, İmralı’ya giden HDP’lilerden de çok arkadaşım var. Hatta ulusalcı kesimin o Cumhuriyet mitinglerinin öncülerinden de arkadaşım var. Dolayısıyla kutuplaşan bu kesimlerin, duyguları okşayan, kendi kitlesinin anlık moralini yükselten çıkış ve jestler bana hitap etmiyor.
Katı bir gerçekçiyim. Günümüze de bu pencereden bakıyorum.
Siyaset biliminde partiler iktidar olmak için kurulur.

Tek başına veya ortaklaşa.

12 Eylül faşizmi 70’lerde kitle hareketleriyle iktidar şansını yakalayan Türkiye Solu’nun etkin kurumlarına ve öncülerine saldırdı güçsüzleştirdi. Emin olmak için de gelecek potansiyel sol nesili, İslamo-faşist kurum ve uygulamalarıyla devşirdi. Bunları beraber gördük. Görüyoruz.

Sola esas güç kaybettiren darbe de maalesef solun kendisinden geldi. Hatırlarsanız  80’lerin ikinci yarısında SHP Mecliste Kūrt halkına faşistler tarafından  yapılan insanlık dışı uygulamalara karşı etkili bir muhalefet yapıyordu. SHP’deki Kürt vekiller de o günlerde, bugünkülerden daha etkiliydi. Bu vekillerin Paris’teki Kürt konferansına katılmaları, ardından disiplin ve ihraç geldi.

Ben hala o eylemi yanlış olarak değerlendiririm. SHP yönetiminin o günkü yanlışına bir başka yanlışla, karşılık verildi. Merhum Turgut Özal’ın desteğiyle HEP’in kurulması  ve oyların bölünmesiydi o yanlış.

Son çeyrek yüzyılda gördük ki o gün Kürtler’in merkez soldan koparılması, sağa alternatif olabilecek solun 12 Eylül’de kırılan koluna yenisini ekledi. Merkez sol artık ebediyen sağa alternatif olamayacak pozisyona düşürüldü.

Bu eylem Türk Sol’una değil aynı zamanda Kürtlere de büyük darbe vurdu. Kürtlerin ayrı ve etnik bir parti olarak örgütlenmeleri onları toplumun nezdinde ötekileştirdi, faşizan devlet unsurlarının kolay hedefi haline getirdi.
Oysa, Kürt siyaseti, Kars’tan Urfa’ya kadar, SHP/CHP içinde kalsaydı, bu kadar Kürt köyü kolayca yakılabilir miydi? 17 bin cinayet işlenebilir miydi?  Hatta silahlı Kürt kanadı ve öncüleri, Türkiye’nin geri kalanıyla daha makul bir asgari müşterekte birleşemez miydi? Kürt siyasetini bugün yanıtlaması gereken soru budur.

Ve Eğer Kürtler SHP/CHP içi de kalsaydı, CHP barajın altında kalır mıydı, bugün yüzde yirmilere hapsolmuş, Kūrt illerinde adeta tabela partisine dönmüş, Erdoğan’ın ciddiye almadığı kronik bir muhalefet partisi olur muydu?

Bu acı gerçeğin faturasını emekçiler, demokratlar ödedi, ödüyor.

Çeyrek yüz yıl önceki bu dışlama ve ayrışmanın belki de en kötü etksi, Kürtler’in fonksiyonel davranma yeteneklerini yitirmesine neden oldu. Onları o günden bugüne dek hep reaksiyonel davranmaya itti. Halen de reaksiyonel davranıyorlar ve bu da (medyanın da manipülasyonlarıyla) Türkiye’nin diğer kesimlerindeki empatinin ve hoşgörūnūn aşınmasına neden oluyor. Özellikle kapasitesi olmayan bazı Kürt kadroların reaksiyenel çıkışları onları itici ve hazmedilemez konuma düşürdü.

Kürtler’in en hassas noktası, Kürtçe’ye yönelik ırkçı ve inkarcı çıkışlara 80’lerde,  SHP’li Turgut Atalay cesur bir çıkışla karşı çıkmıştı. Diyarbakır’li Atalay bir Çerkez idi. Diyarbakırlılar da kendisini belediye başkanı seçti.
Karşılıklı bir parti-halk sahiplenmesiydi bu.

Şahsi inancım o ki, solun içindeki hiç bir ayrılık, kırgınlık veya farklılık, sağa karşı iktidar şansından daha önemli değil. Ülkemizdeki demokrasi sorununu, emekçilerin haklarını, ezilenlerin sorunlarını çözecek, hepsinin demokratik bir anayasa ile haklarını teminat altına alabilecek olan güç, soldaki olgun, ilkeli işbirliği ile elde edilebilir. Burada kastım işbirliğinden uzak durmuş Kemalist ve Kūrt solculardır.

Tıpkı HEP gibi, sağcı iktidarın kurdurttuğu ve objektif olarak Erdoğan ve AKP’nin gücünü soldan pekiştiren bir parti olan HDP’nin de, solun iktidar şansına katkı sunması gerekir. Bunun için de parti insiyatifini gizli veya açık bir şekilde kimselerle paylaşmaması gerekir.

Peki solda Kürtler ile Kemalistler’in sol iktidar alternatifinde sağa karşı işbirliği yapmaları çok mu zor. Bence değil. Tanığı olduğum bir örnek vereyim.

Hiç kimse Musa Anter kadar Kürt ve Uğur Mumcu kadar Kemalist değildi. Yıllarca kendi köşelerinde birbirlerini kıyasıya eleştirdiler. Ve ikisi de bir gün, tesadüfen bizim gazetenin Ankara bürosunda karşılaştılar. Doğrusu ev sahibi olarak önce tedirgin olmuştum.

İki saat kadar sonra ise, oradaki herkesi şaşırtan muazzam sihirli formülün tanığı olduk o formül  iletişim di. O  günden sonra Musa Amca ve Uğur ağabey, birbirlerine karşı farklı davrandılar, Musa amca Kūrtluğünden Uğur Ağabey Kemalistliğinden vazgeçmedi ama anlaştılar birbirlerine daha saygılı ve hoşgörüyle baktılar.

Bir örnek de halen yaşadığım Britanya’dan vereyim: İngiliz Solu’nun radikal ve efsanevi lideri Tony Benn. Tonny Benn hem devleti hem de partisi İşçi Partisi’ni, emekçilerin, ezilen halkların ve İrlandalı’ların hakları konusunda hep eleştirdi. (Benim de kendisiyle söyleşi için bir kez gittiğim) Holland Park’taki evi, adeta sol kanadın merkezi gibiydi. Ve Tony Benn, partinin diğer kanadından gelen Tony Blair başkanlığında partisinin iktidara gelmesine ise hep destek oldu, eleştiriletini de sürdürerek.

Bir günlük iktidarlarının yüz aylık muhalefetlerine bedel olduğunu çok iyi biliyordu Tonny Benn.

Günümüzde ülkemizin sosyal demokrat bir iktidara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Bunun için de bu iktidarın doğal parçası olan Kürt solcular ile Kemalistler arasında bir kurumsal ve kalıcı iletişime ihtiyaç var.
Katı gerçekçiliğimle bakarak şunu görüyorum; sosyal demokrat bir iktidar şansı ikisinden birini yok sayarak, dışlayarak mümkün değil.

Aksi taktirde daha nice seçimlerde oyumuzu KERHEN kullanmaya devam edeceğiz.

 


İlgili yazılar

17-25 aralık savcıları görevden uzaklaştırıldı

17-25 aralık  operasyonu savcıları HSYK 2. daire tarafından görevden uzaklaştırıldı. Celal Kara, Muammer Akkaş,  Mehmet Yüzgeç ve Zekeriya Öz hakkında

Meclis 17-25 aralık tartışmasıyla başladı

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve MHP Grupbaşkanvekili Oktay Vural  17 ve 25 Aralık soruşturmalarının sil baştan TBMM’de ele alınmasını

RTÜK kararına iptal davası

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in görevden alınması talebiyle RTÜK’e yaptığı başvurunun “Başbakan Yardımcılığına ve bilgi

Bir Cevap Yazın