Berlin’deyken, Mustafa Kemâl ile haberleşen ve uzaktan onun politikasını izleyen Talat Paşa 1921 yılı Şubat’ında, İngiliz Aubrey Herbert ile yaptığı görüşmelerde, Sevr Antlaşması’nın hükümlerinin değiştirilmesi halinde, Ankara’ya giderek Kemâlistleri barışa yanaştıracağını söylemişti. Çünkü Mustafa Kemâl’in belirleyeceği bir sürede Anadolu’ya geçmeyi tasarlıyordu.
. Ermeniler, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle yaşamından ümidini kesmiş olan Makiryan’a: “ Nasıl olsa bir yıldan fazla yaşayamayacaksın. Bu durumda, dünyadan ayrılmadan önce, bir grup Ermeni’yi öldüren Talat’ı ortadan kaldırman en iyi hareket olur” demişler ve Talat Paşa’yı öldürmesi halinde, kendisini ölümden ve hatta hapis cezasından kurtaracaklarını söylemişlerdi.
13 Nisan 1909’da “31 Mart Olayı”olarak bilinen gerici ayaklanmanın ertesi günü Adana’da yapılan Ermeni İhtilali provaları dokuz gün sürmüştü. Ermeniler, Avrupalı devletlerin Osmanlı’ya askeri müdahale yapmasını beklerken, Balkanlardaki Sırp, Bulgar,Yunan ihtilal komiteleriyle işbirliği yaparak emperyalizme uşaklık eden Ermeniler halkları birbirine kırdırmışlardır. 1908 Ağustos’unda İttihat ve Terakki Cemiyeti adına Talat Bey, Cemal Paşa ve Bahattin Şakir ve Taşnakzutyun Ermeni İhtilal Komitesi adına Malûmyan ve Şahrikyan’ın yapmış olduğu görüşmelerde: “Taşnakzutyun örgütünün gizlilikten çıkarak açık bir örgüte dönüşmesi kararı alınarak karşılıklı işbirliği yapma” kararı alınmıştı. Talat Paşa Ermenilere karşı yaklaşımını. “Komitelere karşı daima a’zami müsamahayı gösterdim” diye dile getirerek insancıl yakla-şımını ortaya koyarken, Talat Paşa’nın muhalifleri onu sert bir şekilde, “Ermeni canilerine dokunmayıp sırf Avrupa’ya hoş görünmek için zavallı Türkleri cezalandırmışlardır!” Diyerek eleştiriyorlardı. Daha sonra meydana gelen olaylarda da Talat Paşa insancıl yaklaşımlarını sürdürmeye devam etmiş ve Ermenilerin iddia ettiği gibi ırkçı yaklaşımlar içinde olmamıştı. Talat Paşa’nın insancıl yaklaşımının altında onun geleneksel aile yapısı ve Aleviliği önemli rol oynamıştır. Mondros ateşkes görüşmelerinin imzalanmasından önce 1918 yılı Ekim ayı ortalarına doğru Talat Paşa ve Cemal Paşa, Enver Paşa’yı da ikna edip, Ahmed İzzet Paşa’ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek Almanların Loreley gemisiyle İstanbul’dan ayrılmışlardı. Talat Paşa’nın babası Kırcaali’nin Çepelce, anne tarafı da Dedeler köyünden “Dağlı” olarak bilinen ve Batı Anadolu’dan buraya göçmüş Türk soylu ailedendi. Bu aile, daha sonraları Edirne’ye gelmiş, 1874 yılında Edirne’de doğan Talat Paşa, öğrenimini tamamladıktan sonra Edirne telgrafhanesinde çalışmaya başlamış, Abdülhamit’e karşı sürdürdüğü mücadele onun üç yıl kalebentliği cezasına çarptırılmasına neden olmuştu. Daha sonra af nedeniyle cezadan kurtulunca Hukuk öğrenimi yapmış, 1906 yılında Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak, 1908 yılında milletvekili olarak Meclisi Mebusan’a girmişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderlerinden Enver ve Cemal Paşalar düşünceleri itibariyle askeri kanatta yer alırken Talat Paşa sivil kanatın temsilcisi idi. O esnafların ve diğer halk ke-simlerinin örgütçüsü olarak, İttihat ve Terakki’nin askerileşmesine karşın sivilleşmeyi sağlamak için mücadele yürütüyordu. O, Mustafa Kemal’in destekçisi ve Anadolu’da bağımsız bir Türk devletinin yaşayabilmesi için Ruslar ile Ermeniler arasında tampon bir bölge oluşturulması fikrinin savunucusuydu. Anadolu’ya geçmeyi tasarlayan Talat Paşa, Mustafa Kemal’den dönüş tarihini bekliyordu. 15.Mart 1921 günü Sogomon Teyleryan adlı bir Ermeni tarafından Berlin’de vurularak öldürüldü. Demokrat birisi olan Talat Paşa için Jön Türk Hareketi önderlerinden ve Meclis-i Mebusan Başkanı Ahmet Rıza şöyle diyor; “Talat Paşa bizim halkımızı iyi anlamıştı. O gerçekten seçkin bir kişilikti. Talat Paşa o çevrede kirlenmemiş olsaydı, biz onunla bu ülkeyi kurtarabilirdik” Talat Paşa, Osmanlı devlet sistemi içinde Türklerin egemen olmasını savunmuş, yurt dışında olduğu süre içinde çevresini Mustafa Kemal’e destek olmaları için yönlendirmişti. Talat Paşa kendisini şöyle anlatır; “Ben bir tarikat bağlılığı bakımından Bektaşi’yim. Ali Âba’nın muhibbiyim. Anadolu ve Rumeli’ni mutlak bir Türk yurdu yapan manevi hareketin içinde Bektaşiliğin özel bir yeri vardır. Bu gerçeği elbet bir gün gelecek, o güzelim diyarların nasıl evlad-ı fatihan vatanı oluşumuna gelebildiğinin gerçek içeriğini araştıranlar, yadsınması olanaksız kanıtlamaya ulaşacaklardır. Türk’ün dışındaki öğelerin tarihin bilinen devirlerinden, Anadolu’yu devralan Selçuklular’dan yönetimi ele almalarıyla Anadolu’yu Türkleştiren Osmanlı Hakanlarının taşıdığı san olan Sultan-ı İklim-i Rum’a dayanılarak Rumeli olarak anılan; taşı, toprağı, suyu, havası ile bizden olan bu beldelerin gerçek anlamda Türklük özelliğini kazanmasında, Bektaşiliğin nasıl öncülük yaptığını çocuklarımız mutlaka anlayacaklardır. İşte bu ulusal yapıdan dolayıdır ki, Bektaşi’yim ve Ali Âba bağlısıyım. Hiçbir zaman bu inancımı saklamadım. Saklama gereği duymadım. Bana yapılan ikinci suçlama ise Masonluğumudur. Evet; Bektaşi olduğum gibi, aynı zamanda Masonum. Nasıl ki Bektaşiliği ulusal bir yol olarak kucakladımsa, Masonluğu da uluslararası insansal sevgi ve kardeşliğin, tüm insanlık için mutluluk ve rahatlık sağlayacak yolun, daha çok düşünsel aydınlatma kaynaklarından gördüm ve kabul ettim. Böylesi uluslararası sevgi ve kardeşlik ulusunu layık erdemin onun kişiliğinde toplamış olduğuna inanarak da, Osmanlı Masonluğunu Kemal-i Fahr ile kabul ettim ve gereğini yerine getirdim. Bu sözlerimle ne Bektaşiliğin ve şu bu tarikatın, ne de Masonluğun veya şu bu cemiyetin savunma veya reddini yapıyor değilim. Bizden sonra birbirlerinin erdemliliğin veya bayağılığını ararken konuları dayanak yapmak yerine, kişisel yeğlemeler dışına çıkmış niteliklerini esas alanlarını öneriyor, daha hoşgörülü ve her şeyi ‘Nasıl bir vatan düşlemişti ve bu yolda neler yaptı’ sonucuna bağlamalarını öneriyorum” Hakkında sık sık şikayetlerde bulunularak görevden alınması için ısrar edinilen, ancak Enver Paşa’nın desteklediği ve onun görevden alınması halinde Enver Paşa’nın “Ben de görevden istifa ederim” tehditleriyle makamını koruyan Levazım Müdürü İsmail Hakkı Paşa, Talat Paşa’ya da yaranmak için özel hazırlanmış ekmek göndermişti. Talat Paşa ise bunu kabul etmeyerek, halkın yediği fırın ekmeğini tercih etmişti. İşte o Talat Paşa ülkesini terk etmek zorunda kaldığında, annesi de oturduğu evin kirasını ödeyememiş ve sıkıntıya düşmüştü. Osmanlı tarihinin ender görülen namuslu sadrazamlarından birisi olan Talat Paşa ile ilgili olarak Falih Rıfkı Atay Talat Paşa ile ilgili şöyle yazıyordu: “Talat Bey , Meşrutiyetin bir çok adamları gibi bir Şarklı, üstünde Tanzimat cilası bile olmayan bir Şarklı idi. Fikre benzer bir sözü hatırımda kalmıştır. Romanya’yı gezip dolaştıktan sonra, dönüşte, bir Ermeni gazetesine hasbıhal kılıklı demişti ki; “Biz devlet sosyalizmi yapmalıyız!”

İlgili yazılar

Başı Faruk Çelik çekiyor

Faruk Çelik’in üst düzey görevlere getirdiği 12 bürokratının da Artvinli olması dikkat çekti. CHP Sözcüsü Haluk Koç’un açıkladığı kamuya sınavsız

Laiklik Ne Zamandır Suç Oldu?

Emniyet güçlerinden ilginç uygulama. Laikliği savunan ve bunu kahvehanelerde anlatan gençler gözaltına alınıyor. İstanbul Beyoğlu’nda kahvehaneleri dolaşarak IŞİD’i lanetleyen ve

Soruları paylaşan saptandı!

ÖSYM, Yükseköğretime Geçiş Sınavından (2015-YGS) sonra, soru kitapçığının bir sayfasını, sosyal medyada paylaşan kişinin kimliğinin tespit edildiğini ve adayın sınavının

Bir Cevap Yazın