Oray Eğin’den Cumhuriyet analizi!

Oray Eğin’den Cumhuriyet analizi!

Perşembe günü Cumhuriyet‘in internet sitesinde en çok okunan ikinci haber Hülya Avşar‘ın nasıl kilo verdiğine dair bir foto galeriydi. Çoktandır gazetenin içinde ve dışında bir değişim tartışması sürüyor, tiraj dibe vurduğundan beri gazete ayakta kalmak için birtakım yenilikler yapmaya çalışıyor kendince. Buldukları çözüm foto-galeri mi?

Geçen hafta Cumhuriyet‘te ne olduğunu öğrenmek için gazetenin içinden kimi kaynaklarla görüştüm, malum dışarıya da yansıyan ciddi bir sıkıntı var. Bu, zamanında Hasan Cemal‘lerin gönderilmesi gibi ciddi bir ayrışmaya dönüşür mü, bekleyip göreceğiz ama şimdiden bazı işaretler gelmeye başladı. Mustafa Balbay mesela; Aydın Engin‘in gazeteye geri gelmesine itiraz ederek izne çıktı. Cumhuriyet bildiğimiz anlamda bir süpermarket gazetesi değil, ideolojik duruşu yayın çizgisini belirliyor. Dahası, Ergenekon davasına da ister istemez taraf olmuş bir yayın organı.

Sabahın köründe bu sahte Ergenekon soruşturmasıydı İlhan Selçuk‘u gözaltına alan. Merdivenleri o yaşında üçer-beşer çıkan Selçuk bir daha toparlayamadı ve hayatını kaybetti. Aynı Ergenekon soruşturması Mustafa Balbay‘ı yıllarca hapse tıktı.
Aydın Engin (ve saf eşi Oya Baydar) yalan yanlış deliller üzerine kurulan davalara alkış tutuyordu o yıllarda. Şimdi Cumhuriyet‘e yazı yazmak için davet edilmesi düpedüz gazetenin kimliğine ihanet.

Cumhuriyet‘in yeni yazarlara ihtiyacı var mıydı sahiden? Hali hazırda Emre Kongar, Mine G. Kırıkkanat, Utku Çakırözer, Orhan Bursalı, Nilgün Cerrahoğlu ve Can Dündar gibi pek çok iyi yazarı var zaten; ihtiyacı olan belki de daha az yazar. Ama elindeki malzemeyi bile öldürebiliyor Cumhuriyet. Türkiye’nin en çok okunan yazarı Bekir Coşkun‘u nasıl sakladıklarını, sonunda da kaçırdıklarını unutmayalıım.

Asıl sorun Cumhuriyet‘in yönetilememesi. Düpedüz birileri bu gazeteyi, böyle bir gaze-teye en çok ihtiyaç duyulan zamanda içeriden sabote ediyor. Başka bir açıklama bulamıyorum.Cumhuriyet Vakfı diye bir adres gösteri-liyor, yeni atamaların karar mercii olarak. Bu vakıf Aydın Engin‘in Ergenekon davasına yaklaşımını bilmiyor olamaz, bile bile okura ve gazetenin kimliğine inat mı onu yazar olarak seçtiler?

Cumhuriyet‘tekilere neler olup bittiği soruyorum ve herkes Hikmet Çetinkaya‘yı işaret ediyor. “Hikmet Abi” gazetede “İlhan Abi” rolünü oynamaya başlamış. O da köşesinden vakfı işaret ediyor ama belli ki vakfın üzerinde etkisi epey kuvvetli.
Kimileri, Hikmet Çetinkaya‘nın son yıllardaki siyasi kafa karışıklığına da işaret ediyor. Türkiye’de hiç kimse yazamazken Cemaat gerçeğinden bahseden usta gazeteci son yıllarda bu konulara pek değinmemişti, eleştiriler karşısında da “Yıllarca yazdım ya” demişti. Bir şey diyemem, bu konuda haklı, hepimiz Fethullah Gülen‘i ondan duyduk ilk kez. Ama şaşırdığım bir şey var: Türkiye’de siyasi ayrışma pek çoğumuzun kişisel ilişkilerini de zedeledi, ama Hikmet Çetinkaya‘nın ne Oral Çalışlar ne de Aydın Engin‘le dostluğu bozuldu.

Şaşırtıcı olan gelişmelerden biri de yakın zamanda gazetenin yazarlarından Leyla Tavşanoğlu‘nun Pensilvanya ziyaretiydi.  Bildiğim kadarıyla gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız da Çetinkaya‘nın sağ koluydu. Gazete içinden kimi çevreler vakıftaki Akın Atalay, Hikmet Çetinkaya ve İbrahim Yıldız‘ın Ergenekon ve Balyoz’un doğru olduğunu düşündüklerine işaret ediyor. Rüzgar dönünce onlar da saf değiştirdi, deniyor; nitekim Türkiye sarsılırken Cumhuriyet‘in bu konuda ne kadar kor-kak habercilik yaptığı ortada.
Yakın tarihte Cumhuriyet Vakfı‘ndan Alev Coşkun, Koç‘un adamları tasfiye edildi, İnan Kıraç pasifize edildi. Böylece gazetenin daha gelenekçi ke-simlerinin de sesi kısıldı. İlk başlarda böylesi bir değişime itiraz eden Mustafa Balbay da sonradan vakıfla anlaştı.

Ne ilginç ki şimdi Mustafa Balbay bizzat dışlananlar arasında.

Daha da şaşırtıcı olanı İbrahim Yıldız‘ın da kendisini dışlanmış hissettiğinin konuşulması. Cumhuriyet içinden aldığım bilgiye göre Genel Yayın Yönetmeni de bugünlerde küskünler safına katılmış; yetkilerinin bir kısmı da Murat Sabuncu‘ya devredildi. Bunlar gerçi olumlu adımlar, Cumhuriyet‘te bir kan değişimi kaçınılmazdı.

Gazetenin kimi çalışanları Can Dündar‘ın kapısının Genel Yayın Yönetmenliği için çalınacağından emin. Ben Dündar‘ın böylesi bir yükün altına, hele hele herkesin geleneksel olarak birbirinin kuyusunu kazdığı bir gazetede gireceğini zannetmiyorum.
Bütün bunlar neden mi ilgimi çekiyor, neden mi bu kadar üzerinde duruyorum? Çünkü Cumhuriyet’i önemsiyorum.

Es­ki med­ya alış­kan­lık­la­rı

Ye­nİ med­ya­nın da es­ki med­ya­dan hiç­bir far­kı yok ga­li­ba. Der­ya Sa­zak ge­çen­ler­de Yur­t‘­un ba­şı­na atan­dı; bi­raz di­na­mizm ge­re­kir di­ye bek­li­yor­dum. İlk kez bi­rin­ci say­fa­sı­na bak­tım şöy­le mi. Sür­man­şet­te ne var­dı bi­li­yor mu­su­nuz? Dur­du Öz­po­la­t‘­ın bir yer­de yap­tı­ğı lü­zum­suz bir açık­la­ma. Dur­du Öz­po­lat kim, ne­den söy­le­di­ği önem­li? Alt ta­ra­fı sı­ra­dan bir CHP mil­let­ve­ki­li. Ama Yur­t‘­un pat­ro­nu o yüz­den sür­man­şet­te. Bu­nun dı­şın­da hiç­bir ha­ber de­ğe­ri yok. Ev­ren­sel öl­çüt­ler­de ha­ber de­ğe­ri ol­ma­yan bi­ri­nin sırf sa­hi­bi ol­du­ğu için bir ga­ze­te­nin sür­man­şe­ti­ne yer­leş­ti­ril­me­si ne­dir? Pat­ro­nun em­ri­ne ama­de den­mez mi bu­na?

Med­ya ye­ni­le­ne­cek­se, ba­ğım­sız ga­ze­te­ler ayak­ta ka­la­cak­sa, ba­sın­da­ki es­ki kö­tü ge­le­nek­ler­den kur­tu­la­rak bir ye­re iler­le­me­li.

New York da mu­ha­fa­za ede­mi­yor

Bu lo­kan­ta ki­ra­ya ye­nil­di

Bİr şe­yi mu­ha­fa­za et­me ko­nu­sun­da New Yor­k‘­la İs­tan­bul ara­sın­da cid­di bir ben­zer­lik var. İs­tan­bu­l‘­un yer­le bir edip ye­ri­ne da­ha çir­ki­ni­ni kon­dur­ma ko­nu­sun­da si­ci­li da­ha ka­ba­rık ger­çi. Ama New Yor­k‘­un da gü­nah­la­rı yok de­ğil. Mu­az­zam Penn

Tren İs­tas­yo­nu­‘nu yı­kıp ye­ri­ne ber­bat bir bi­na yap­mış­lar­dı, son­ra­dan ba­zı bi­na­lar ‘land­mar­k’ ilan edi­le­rek yı­kım­dan kur­tul­du.

Bu land­mark me­se­le­si geç­ti­ği­miz gün­ler­de yi­ne gün­de­me gel­di, zi­ra şeh­rin Uni­on Squ­are böl­ge­siy­le öz­deş­le­şen Uni­on Squ­are Ca­fe ad­lı lo­kan­ta­sı yük­sek ki­ra­ya da­ya­na­ma­yıp ka­pa­na­ca­ğı­nı açık­la­dı. Man­hat­ta­n’­da en pa­ha­lı şey me­kan; ev, ma­ğa­za, lo­kan­ta ol­ma­sı fark et­mi­yor, gay­ri­men­kul akıl ka­çır­tı­cı bir hız­da de­ğer­le­ni­yor.

Tür­ki­ye­‘de de bu­lu­nan Sha­ke Shack ham­bur­ger­ci­le­ri­nin ku­ru­cu­su Danny Me­ye­r‘­in sa­hi­bi ol­du­ğu Uni­on Squ­are Ca­fe za­ma­nın­da çı­ğır aç­mış­tı. Ucuz bir yer de­ğil­di, hiç­bir za­man ol­ma­dı. Ama aşı­rı pa­ha­lı da de­ğil­di. Ba­sit, ko­lay ama ta­dı gü­zel ye­mek­le­rin ve iyi ser­vi­sin me­ka­nıy­dı. New York res­to­ran­la­rın­da ça­lı­şan­lar (özel­lik­le ma­it­re d’­ler) müş­te­ri­ye te­pe­den ba­kar sü­rek­li ‘Ha­yı­r’ der, Uni­on Squ­are Ca­fe bu­nun ak­siy­di.

Ali­ce Wa­ter­s‘­ın Ber­ke­le­y‘­de baş­lat­tı­ğı ‘farm-to-tab­le­’ ya­ni hiç iş­len­me­miş ta­ze seb­ze ve mey­ve­le­rin su­nul­du­ğu bir ye­mek akı­mı­nın da tem­sil­ci­siy­di Uni­on Squ­are Ca­fe. Yıl­lar için­de ma­sa­la­rın­dan epey ün­lü isim geç­ti, en­te­lek­tü­el­le­rin bu­luş­ma nok­ta­sıy­dı. Şim­di pek çok ben­zer lo­kan­ta var, en gü­zel­le­rin­den bi­ri Ro­se­mary.

Me­ğer, lo­kan­ta­yı ma­kul ki­ra­lı bir yer­de aç­mak is­ti­yor­muş. Eğer aça­maz­sa bu­ra­sı da New Yor­k‘­un ta­ri­he ge­çip kay­bo­lan lo­kan­ta­la­rı ara­sı­na ka­rı­şa­cak. Wo­ody Al­le­n‘­ın sık sık uğ­ra­dı­ğı Ela­ine­‘s gi­bi… Bu ara­da bir za­man­lar üni­ver­si­te öğ­ren­ci­le­ri­nin sa­ba­ha kar­şı uğ­ra­dı­ğı Be­re­ket Dö­ner de ge­çen­ler­de yük­sek ki­ra yü­zün­den ka­pı­sı­na ki­lit vur­du. İs­tan­bu­l’­da na­sıl 100 yıl­lık lo­kan­ta­lar bir­bi­ri ar­dı­na ka­pa­nı­yor­sa, New Yor­k’­ta da bu me­kan­la­rın ka­de­ri ay­nı.

Las Ve­gas not­la­rım

– Ke­sin ola­rak ka­rar ver­dim: Dün­ya üze­rin­de en nef­ret et­ti­ğim yer Las Ve­gas. (Ta­mam, bel­ki Sa­ray­bos­na da­ha ön­de­dir.) Es­ki­den o sah­te­li­ğin ken­di­ne öz­gü es­te­ti­ğin­den zevk alı­yor­dum, uzak­tan hâ­lâ ca­zip gi­bi gö­rü­nü­yor, ama içi­ne gi­rin­ce her adı­mın­dan nef­ret edi­yo­rum.

– Haf­ta içi gi­der­se­niz otel­le­rin ge­ce­li­ği 17 do­la­ra ka­dar dü­şü­yor. Şeh­ri ku­mar fi­nan­se et­ti­ği için her büt-çe­ye gö­re eğ­len­ce var. Ama ka­la­ba­lık, çok ka­la­ba­lık ve kö­tü bir kit­le­ye, her şe­yin va­sa­tı­na ha­zır­lık­lı olun. Ve de­ğiş­mez Ve­gas no­tu: Kim­se otel seç­mi­yor bu­ra­da, çün­kü hep­si bir­bi­riy­le he­men he­men ay­nı.

– Dün­ya­da ka­pa­lı alan­da hâ­lâ si­ga­ra içi­len na­dir yer­ler­den bi­ri Ve­gas. Çün­kü in­san­la­rı ne pa­ha­sı­na olur­sa ol­sun ku­mar ma­ki­ne­le­ri­ne ba­ğım­lı ha­le ge­tir­mek is­ti­yor­lar. Otel­le­rin mi­ma­ri­si de için­den çı­kıl­ma­sı im­kan­sız şe­kil­de dü­zen­len­miş.

– Pa­ris, New York, Ve­ne­dik, Ro­ma, Mı­sır yan ya­na. Pa­ris Ote­l’­de şeh­rin kas­vet­li gri ha­va­sı­nı bi­le ya­rat­ma­yı ba­şar­mış­lar, he­lal ol­sun. Her yer çok ama çok ka­la­ba­lık. Ye­me iç­me adı­na en ca­zip şey açık bü­fe­ler, ön­le­rin­de uzun kuy­ruk­lar var. Lo­kan­ta­lar boş, ama ta­lep ya­rat­mak adı­na in­san­la­rı bek­le­ti­yor­lar ka­pı­da.

– Bir ke­re iyi ye­mek yi­ye­bil­dim: Las Ve­gas şe­hir mer­ke­zin­de, otel­le­rin ol­du­pu sti­p’­te de­ğil. Gi­den­ler not al­sın, Le Tha­i çok iyi çık­tı.

– Kast sis­te­mi hiç­bir yer­de bu ka­dar ba­riz de­ğil: Da­ha faz­la pa­ra ve­rir­se­niz bü­fe­de ön sı­ra­ya ge­çe­bi­li­yor­su­nuz. Ge­ce ku­lüp­le­rin­de ma­sa tu­tar­sa­nız içe­ri ko­lay gi­re­bi­li­yor­su­nuz, yok­sa Cal­vin Har­ris için eli­niz­de bi­le­ti­niz ol­sa bi­le iki sa­at kuy­ruk bek­le­me­niz ge­rek. Da­ha faz­la pa­ra ve­rir­se­niz kuy­ruk bek­le­me­den check-in ya­pa­bi­li­yor­su­nuz otel­de. Da­ha faz­la pa­ra ve­rir­se­niz, kuy­ruk bek­le­me­den check-out ya­pa­bi­li­yor­su­nuz.

– Bü­tün der­gi­ler Cea­sars Pa­la­ce Ote­l’­in için­de­ki Bacc­ha­nal Buf­fe­t’­yi öve öve bit­re­mi­yor. Yüz­ler­ce ye­me­ğin ol­du­ğu bir açık bü­fe; Ja­pon Mut­fa­ğı­’n­dan yen­geç ba­cak­la­rı­na, mi­ni ham­bur­ger­le­re ka­dar Ve­ga­s’­ın ka­osu­nu yan­sı­tı­yor. Hiç­bir şey özel­lik­le kö­tü de­ğil, ama özel­lik­le iyi de de­ğil. Her şey stan­dart, her yer­de ye­ne­bi­le­cek tat­ta. Ame­ri­kan sa­na­yi­si­nin gu­ru­ru bu se­ri üre­tim ve stan­dar­di­zas­yon.


İlgili yazılar

Nail Güreli Yaşamını Yitirdi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önceki Başkanlarından Nail Güreli bugün İstanbul’da vefat etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Olcayto

AKP ile Cemaat arasında kavga

İktidarın yayın organı Yeni Şafak Gazetesi ile önemli destekçisi İsmail Ağa Cemaati arasında kavga başladı..

Fetullah’ın amiraline selam durmam!

Balyoz davasından 16 yıl hapis cezasına çaptırılan Kardak TİM’inin komutanı Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, 3.5 yıl sonra tahliye oldu.

Bir Cevap Yazın