ALEYKÜMÜSSELAM

Mehmetçiğe ölmeyi emrederek Çanakkale’yi geçilmez kıldın.
‘Askeri savurganca kullandı’, zaferi aksakallı dedeler, kanatlı melekler sağladı dediler…

Ülkene ‘Hasta Adam’ dediler. Sen doğru ilacı buldun, halkına inandın, içindeki cevheri keşfettin, önce ‘ordu değil Meclis’ diyerek halkınla yürek yüreğe ‘medeniyet’ dedikleri tek dişi kalmış canavarı dize getirdin.
Sana; Misak-ı Milli sınırları içinde doğmadın, beş yıl da sürekli bir yerde oturmadın seçme seçilme hakkın yok dediler… Zaferden sonra bir köşeye çekilmeni beklediler…

Kurduğun partinin; tüm Türk halkını yani köylü, işçi, tüccar, sanayici tüm ekonomik unsurları kapsadığını, ülkenin kalkınması için her birine gereksinim olduğunu lafı dolaştırmadan söyledin. Bunun için adının “Halk Partisi” olduğunu açıkladın.
Parti’nin isminden, senin yoluna başını koyduğun ‘Halk” kelimesini attılar “Tek Parti” dediler.

“Egemenlik kayıtsız şartsız halkındır” dedin, işgal altında, işgalcilerin tüm engellemelerine karşın seçime gittin, cumhura cumhuriyetini almasının yolunu gösterdin.
Cumhuriyet karşıtı görünmekten korktukları için ‘cumhuriyet; alkışla, şenlikle olmaz içini de doldurmak gerek’ dediler.

Halife, Hz. Peygamberin siyasal ardası olduğu, Cumhuriyet ise çift başlı yaşayamayacağı üstelik hilafet kurumu, emperyalistlerin Türkiye’nin iç işlerine müdahale aracı olduğu içindir ki TBMM, yani HALK hilafeti kaldırdı.
Sindiremeyenler senin için ‘gelemediği makamı kaldırdı’ dediler. Hak dini İslam’ı yaşadıklarını söylerken haksızlık etmekten geri durmadılar…

Uygar dünyaya girmek için “Halkla beraber halk için” düşüncesini ilke edindin, Halkçılık ilkesini demokrasi olarak algıladığını yılmadan dillendirdin, ‘söz uçar yazı kalır’ sözünü unutmadın bir kez de Medeni Bilgiler kitabında yazdın.
Görmediler… Görmek istemediler… Göstermediler… Kemalizm, demokrasiyi içermez dediler.

Din tüccarlarının geçim kaynağına çomak soktuğunu bile bile “akla en uygun ve en doğal bir dindir” dediğin İslam’ı halkının kendi diliyle, anlayarak, bilerek yaşamasını sağladın. Yüce dinin kutsal değerlerinin siyasetçilerin elinde oyuncak edilmesini önledin. Demokrasinin olmazsa olması vicdan özgürlüğünü egemen kıldın.
Sana dinsiz dediler…

Ta Orta Asya’dan beri ruhu demokrat olan, uygarlık yaratan halkına ‘barbar’ dediler.
Sen halkının diline, tarihine, kültürüne sahip çıkmasını, unutulanları gün yüzüne çıkarmasını sağladın, düşünülmeyenleri düşündürttün, sorgulattın. Bilimin sınırlarını zorlamalarının yolunu gösterdin.
Sana Faşist dediler…

Tam bağımsızlıktan ne anladığını daha ilk günden söyledin, uygulayarak gösterdin. Saç teline kadar borçlu olarak devraldığın ülkenin borçlarını öderken, onu yarı sömürge yapan kurumlardan arındırdın, satın aldın, devletleştirdin, millileştirdin.
Sana devletçi dediler, dudak büktüler, Rusya’yı işaret ettiler, küçümsediler.

Olabildiğince Rum’u Anadolu’da bırakmak sevdasında olan Yunan Ege’de el ovuştururken, emperyalistlerin kışkırttığı Şeyh Sait; Türk’ü, Kürd’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Sünni’si ve Alevi’siyle Türk halkının kanı ile suladığı Anadolu topraklarında bir Kürt devleti kurmak için “Şeriat isterük” diye ayaklanmışken, gözünden sakındığın devrimi korumak için Takrir-i Sükûn Yasası’nı onayladın. Kaybedilen yüzyılları ‘hızla karşılamak ve hedefe ulaşmak için gereken önlemleri duraksamadan almak ve uygulamak’ yanlısı olduğunu da açıkladın.
Demokrasi tohumunun ancak bağımsız ve güçlü bir devlette yeşerebileceği gerçeğini görmediler… Anlamadılar… Anlamak istemediler… Özgürlükleri kısıtladığını söylediler. Sana diktatör dediler.

Halkına yaptıklarının hesabını vermek için günler ve saatler süren Nutuk’unu söyledin. Halk üzerindeki etkini bildiğin ama onu etkilemek istemediğin için Nutuk’unu okumayı seçim sonuna erteledin, namuslu ve demokrat davrandın. Olayların aktörleri yaşamdayken, her insan gibi öfkeni, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını yüreklice ortaya koydun. Belgelerini de ekledin.
Seni ve eserini Milli Mücadeleyi tek başına sahiplendiğin iddiasıyla suçladılar.
Yaşamının son günlerinde bile Bağımsızlık Savaşı ve Türk Devrimi milletin “memleket işlerindeki bilinçli birliğine dayanarak” başarıldı diyen seni duymamayı, duyurmamayı yeğlediler.

An geldi. Başarını yadsıyamadılar… O zaman; ya daha iyisini yapabilirdi dediler ya da biz daha iyisini yaptık dediler.
Sen istedin. TBMM senin için Medeni Yasa’yı değiştirdi; yasal mirasçıların saklı paydan yoksun bırakıldı. Böylece sen, halkının sana armağan ettiklerini yine halkına geri verebildin. Bu onurlu ve haklı duruşun karşısında gözler kör, kulaklar sağır, diller lâl oldu. Görmediler… Duymadılar… Söylemediler…

‘Türklük davam’ dediğin Hatay’ı almak için hasta yatağından kalktın, saatlerce orduları denetledin, düşmana gözdağı verdin. Hatay’ı Anavatanına kavuşturacak adımı attın. Yadsıyamadılar… Can dostun İsmet İnönü ile anlaşmazlık nedeni olarak göstererek başarını gölgelemeye yöneldiler.

Halkınla birlikte çağdaşlık yolunda ilerlerken sen, bir aile ocağından yoksun kaldın. Çocukları çok sevdin, özlemini dillendirdin. Onun için Ülkü’yü yanından ayırmak istemediğini söyledin.
Anlaşılamamaktan yorgun düştün. Anlatmaya çabaladıkça yalnızlaştın.
Yalnızlığını tek sevgilin olan halkının içinde, halktan biri gibi yaşamak istediğinde küçük bir çocuk gibi nöbetçileri atlatıp sarayından kaçmak zorunda kaldın. Belki en büyük korkun da halkına kavuşamadan yakalanmak oldu…

Sonra… gittin…
Geleceğe; Türk halkının çağdaş bir dünyada yer almasını sağlayan ve bunu nasıl devam ettireceğini özetleyen yöntemi “Kemalizm”i bıraktın.
Cephede dize getirdiğin düşmanların, halkınla el ele kazandığın uygarlık savaşımına “Türk Mucizesi” dediler… Hakkını teslim ettiler…
Sevgilin, yani halkın sana bir çiçek getirmek istedi. Ne var ki seni anlayamayanlar halkını da anlayamadılar… Ona terörist dediler…

Yüce Allah herkese senin son sözünü söylemeyi nasip etsin. Ve Aleykümüsselam¹…

————
¹ Kur’an-ı Kerim’e göre Melekler dünyada iyi işler yapan kulları Cennet kapısında’Selamünaleyküm’ diye karşılar. Atatürk’ün bu son sözü kendisini karşılayan Meleklere yanıtıdır. Bkz. Nahl: 32 (Takva sahipleri o kimselerdir ki): melekler canlarını hoş ve rahat oldukları halde alırlar: “selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete…” derler. Ayrıca bkz. Fussilet: 30, 31, 32. Ali Fikri Yavuz, Kur’an-ı Kerim ve Meâl-i Âlîsi.


İlgili yazılar

Ayıplı Dava

Günlerdir ülkenin farklı hastanelerinden isyan çığlıkları yükseliyor. Medya yer vermiyor, kimse kulak asmıyor. Deniliyor ki; yaralı IŞİD militanları Türkiye’de tedavi

Or’dan oy çıkmaz

Türkiye, tarihinin en önemli seçimlerinden birine günler kala, hukuksuzluğu zirve yapan ve üslubu dibe vuran bir cumhurbaşkanına tanıklık ediyor. Ana

KUVÖZDEKİ MESLEK: GAZETECİLİK

Emin Çölaşan ile düğmeye basılmıştı. Bekir Coşkun ile devam etti. İkisi de muhalifti. Üstelik bir de Atatürk’çüydüler. Laik Cumhuriyet yanlısıydılar.

Bir Cevap Yazın