AVUKAT GÖZÜYLE SİLİVRİ

Süheyla Tezcan

13 Aralık’ta Silivri’deyiz diyerek Aydın’dan CHP’li Belediye Başkanlarımızın katkılarıyla temin edilen yedi otobüs dolusu adalet arayan insanla çıktığımız yolu, derecelerin ekside olduğu bir havada Silivri kampüsü’ne alınmayan ve E-5 karayolunda önleri kesilen otobüslerin yanında sona erdirerek yürümeye başladık.

Kampüse vardığımızda duruşma yapılacak bina önüne gelebilmek için, kendilerine verilen emirlerden kanuna uygun ya da aykırı olanları ayırt edebilecek yeterlikte olmayan ve verilen tüm emirleri yerine getirmeye çalışan jandarma bizi durdurdu. Yanımda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Aydın Milletvekili eşim Bülent Tezcan ilk engeli geçti. Ancak ben ve CHP Aydın İl Başkanı Barkan Kalınomuz Avukat kimlik kartlarımızı gösterip, siyasi sıfatlarımızı da ekleyerek nihayet ilk kapıdan içeri girebildik. Ana bina girişinde ise oldukça saçma olan ama erkeklerin hep söylediği gibi ”Askerlikte mantık yoktur”u aratmayacak bir kuralla karşılaştık. Asker, tamamen kimlik yerine geçen ve fotoğrafım olan Avukat kimlik kartımı bırakarak, kapıda verilecek olan hiçbir resmi nitelik taşımayan ve bir tanıdığa rahatlıkla verilebilecek şekilde olan Avukat kartı olmadan içeri girmemin mümkün olmadığını söyledi.

Evet, cezaevine girerken uygulama böyledir. Ancak bu uygulama Avukatın, tutuklu ya da hükümlü ile cezaevinde görüşme yapabilmesi içindir. Biz ise duruşma salonuna girmeye çalışmaktayız. Bunun doğru olmadığını, Avukat kimlik kartımla girmeme izin vermeleri gerektiğini, benim gibi içeri girmek için çaba sarf eden onlarca kişinin presi altında ifade etmeye çalışıyordum. Sonunda içeri girmeyi başardık. İçeride bulunan kalabalığın arasında Avukat odasını bulup duruşmayı beklemeye başladık.

Bekleme esnasında; destek olmaya gelen, aralarında mensubu olduğum Aydın Barosu Başkanının da bulunduğu Baro Başkanları ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin çoğunluğu hukukçu milletvekilleri ile sohbet etme imkanı yaşadık. Ve sonunda tarihe kara bir leke değil, kara bir delik olarak yazılacak duruşmanın başlayacağı haberinin gelmesi ile duruşma salonuna girilmeye başlandı. Kara bir delik diyorum, çünkü bu davada birbiri ile dünya görüşü ve sosyal yaşantısı itibariyle bir araya gelmesi mümkün olmayan insanlar aynı delikten içeri atıldılar.
İl Başkanımız Barkan Kalınomuzla birlikte cübbelerimizi giyip salona girerek Avukatlara ayrılan bölüme oturduk. Salon bir kapalı spor salonu şeklinde, sahada tutuksuz ve tutuklu sanıklara ayrı ayrı yer ayrılmış, sanık avukatlarına girişe göre sağ tribünlerin tamamı ayrılmış, sol tribünlerin olduğu tarafa ise gazeteciler ve milletvekilleri oturmuştu. Seyircilerin oturdukları yerler ve heyetin olduğu kürsü karşılıklı olarak potaların bulunduğu yerlere yapılmış. Bir süre sonra sanıklar içeri alınmaya başlandı ve salonda bir alkış tufanı koptu. Teker teker içeri alınan tutukluları izlemeye başladık.
Çoğunluğu ülke genelinde ve dünyada bilinen bir kısım sanıklar, sanki bir resmi davete gidiyormuş gibi oldukça bakımlı ve özenli görünmeye çalışmışlardı.
Bu arada yüzlerine yerleşen cezaevi çizgilerinin, salona girip tribünleri gördükten sonra nasıl kaybolduğunu gördüm. Ve kapıdan jandarmalar arasından elleri havada tutuşmuş olarak Mustafa Balbay’la Tuncay Özkan salona girdiğinde, bizlerle onlar arasında, içlerimizden fışkıran o sevinç coşkusunun havada nasıl çarpıştığına tanık oldum.

Gülmenin, ağlamanın, sevincin aynı oranda, aynı anda ve aynı kişide yaşanabildiği nadir anlardan biriydi? Bu an?dı, ama anın dakikalarca sürdüğünü orada gördüm. Balbay ve Özkan ellerini açık olarak ileri uzatıp, kapalı olarak geri çekerek sevgiyi havada kapıyor ve iyi dilekleri içlerine alıyorlardı. Bir süre sonra heyetin salona gelmesi ile an bölündü ve onlar sırtlarını ilk kez halka dayamanın verdiği rahatlıkla duruşmanın başlamasını beklediler. Duruşma geçildiği andan itibaren bir yargılama değil, bir infaz başladı. Mahkeme, yargılama yapmıyor, o beklenen son için kendilerine verilen görevi yerine getiriyordu. Orada hukuk yoktu.
Gözlerimizin önünde, tüm vekaletli Avukatların direk müdahalesi ve vekaletsiz Avukat bizlerin desteğine rağmen usul kuralları katlediliyordu. Şunu özellikle belirtmek istiyorum:
Bu mahkemelerin yargısız infaz yaptıklarını, hukukun uygulanmadığını, aynı çuvala bir biri ile ilgili olan-olmayan insanların doldurularak, binlerce klasör hazırlanarak içinden çıkılması mümkün olmayan bir dosya haline getirilen bu davanın tarihe bir kara leke olarak geçeceğini ??? duyarlı herkes hiç usanmadan söyledi, ben de dahil. Ama, ama bu söylediklerimize bizzat tanıklık etmek oldukça sarsıcıydı. Mahkeme Başkanı usulsüzlüklere karşı çıkan Avukatları azarlıyor, konuşma hakkı isteyenlere söz vermiyor, tüm Avukatların masalara vurması ile duruşmanın bu şekilde yapılmayacağını anladığından söz isteyen Avukatın beyanını zapta geçiyormuş gibi Avukat söz istedi.
‘Bu aşamada söz verilmesine gerek olmadığından iddianamenin okunmasına devam edildi’ diyerek duruşmaya devam ediyor. Bu duruma da Avukatlardan ve salondan tepkiler gelmesi üzerine ‘Avukat her duruşma konuşmaz’ diyor. Bir hakimin ağzından böyle bir sözün nasıl çıktığına, bir Avukat olarak inanamıyorsunuz.
Duruşma esnasında yaşanan gerginlikler nedeniyle verilen aralardan birinde Balbay’ın Avukatı, bu duruşmada heyetin saygılı davrandığını, bunun salonda bulunanların ve dışarıdakilerin desteğinden kaynaklandığını, başka zamanlarda heyetin çok daha ileri gittiğini söylüyor.
Yani benim kulaklarıma inanamadığım sözler ve gözlerime inanamadığım uygulamaların, şimdiye kadar yapılanların en iyisi olduğu, heyetin bugün böyle bir desteğin olacağını tahmin etmediği ve saygılı davrandıkları söyleniyordu. Yani, şahit olduğumuz bu gerçekler bir filmde olsa: ”Yok artık bu kadar da olmaz” dedirtecek şekildeydi.
Ama duruşma bitip akşam saat 20.30 sıralarında salondan ayrılırken kulaklarıma inanamadığım ”Lütfen her duruşmada birileriniz olsun. Yoksa bunlar bizi perişan ederler burada” diye bağıran Mustafa Balbay’ın sözleri, Avukat Bey’in söylediklerini teyid etmişti. Mahkeme başkanının sözleri karşısında kulaklarına inanamıyor insan. Biz Avukat olarak mahkemeden talepte bulunuruz. Bu taleplerimizin zapta geçmesini isteriz. Zapta da talebimizin aynen geçmesi için ısrar ederiz.
Bunun nedeni; Yerel mahkeme tarafından kabul edilmeyen bir talebin, temyiz aşamasında tekrar ileri sürebilmesidir. Ancak Silivri?de tüm Türkiye?de uygulanan hukuk değil, SİLİVRİ HUKUKU uygulanıyordu ve Avukatlar konuşturulmuyordu. Zorla söz alabilirlerse, hukuki çerçevede olsa da reddedileceğini bildikleri ve müvekkilleri lehine olan bir konudaki talep ve beyanlarını zapta geçirtemiyorlardı. Bu zapta geçirtememek pısırıklıktan değil, Mahkemenin tutumundandı ve Avukatların eli-kolu bağlıydı. Aksine, o gün orada bulunan meslektaşlarımın tamamı hem meslekleri adına hem de hukuk adına onurlu bir mücadele verdiklerini gördüm.
Sanıkların ve sanık Avukatlarının hukukun uygulanması için kelimenin tam anlamı ile çırpındıklarını ve çaresizliklerini gördüm. Ergenekon davasının gerekli olduğunu söyleyenler için şunu belirtmek isterim: Bahsettiğim usulsüzlüklere tarafımızca gösterilen bu tepkiler, orada bulunan sanıkların hepsi ya da bir kısmı için Mahkemenin ayrıcalıklı davranmasını istediğimizden değildir. Aksine tüm yargılananlara uygulanması gereken usul hükümlerinin ayrıcalıklı olarak Silivri yargılamasında uygulanmamasındandır.

Sanıklar ve vekilleri tarafından yapılan tüm itirazlar; ceza yargılamasında yer alan usul maddelerinin uygulanması talebine yöneliktir. Uygulanması istenen bu usul hükümleri; bu hükümleri ihlal edenler de dahil hepimize bir gün gerekli olabilir. İşte bu yüzden sağ-sol demeden ADALET İÇİN bu yapılanlara karşı çıkmamız gerekmektedir.

İTİRAF: Bir Avukat olarak Silivri’de yaşanan bu hukuk katliamını biliyordum. Bu katliama seyirci kalınmaması gerektiğini biliyordum. İçten bir şekilde konu ile ilgili olarak okuduğum her yazı ve kitapta sarsılıyordum. Samizdat’ın sayfalarında, defalarca çeşitli yazı ve kitaplarda yer almış hukuksuzluk ve düzmeceleri okuduğumda duvara çarpmış gibi oluyordum. Bunları okuyup, kendi kendime isyan ederken, kendimi bizzat bunları yaşayanlara destek olmuş gibi hissediyordum.

ÖZÜR DİLİYORUM: Bazı gazeteler sayfa sayfa yazdı bizi uyandırmak için. Bazı köşe yazarları hemen her yazısında yazdı bizi uyandırmak için. Cezaevinde kitaplar yazdınız bizi uyandırmak için. Oysa biz o kitapları, sevdiklerimizle beraberken, uykuya dalmak için başucu kitabı yaptık ve sizi anladığımızı zannettik. Okuduklarımızı kendimiz gibi düşünenlerle paylaşarak sizlere destek olduğumuzu sandık. Gidince anladım ki; bunları yaparak bizler sadece ruhumuzu rahatlatmışız. Sakın bizi affetmeyin! Ve bu isyana kulak verenlere ve özellikle hukukçulara diyorum ki; Lütfen bir duruşmaya gidin, izleyin. Onların yaydıkları enerjiye dokunun. İnanın o andan sonra bazı hisleriniz oraya gitmeden öncekiler gibi olmayacak. Daha hiçbir şey için geç değil! Her şey yeni başlıyor.


İlgili yazılar

Helal olsun adil düzene

Adaleti öteleyen, yapanın yanına kâr bırakan, ağlayan annelerin bir bölümüne sahip çıkan, ölen çocuklarının ırkına, dinine bakarak üzülen ya da

DİRENEN GENÇLİĞE…

Türkiye önemli ve tarihi günler geçiriyor. Başta ODTÜ’lüler olmak üzere, üniversite gençliği totoliter, otoriter yönetime, sultan-padişah Tayyip’e direniyor. Çok da

HALK İNANMIYOR

Bugünlerde internette bir video geziyor. Videoyu izlemek herkesin harcı değil. Böyle bir dehşeti korku filmlerinde bile görmediniz çünkü. Videoda sergilenen

Bir Cevap Yazın