DUDAK (LEB) DEĞMEZ SANATI

İlk olarak Tarık Akan ve Şerif Sezer’in baş rolünü oynadığı ‘Deli deli olma’ filminde görmüştüm ‘dudak değmez’ veya halk diliyle ‘leb değmez’ sanatını. Film, Kars dolaylarındaki bir köyde geçiyor ve filmin kahramanlarının başından geçen olaylarla beraber, ara sıra da köydeki ozanların kahvede akşamları bir araya gelip, bir konu belirlemeleri ve o konu üzerinden birbirleriyle bağlamaları eşliğinde atışmalarına sahne oluyordu. Filmin konusu tam olarak aklımda kalmamışsa da hafızamda tam olarak kalan şey, dudak değmez sanatı ve yörenin ozanları idi. Anadolu’da her bölgenin kendi karakteristiğini taşıyan ozanlar vardır. Farklı bölgelerdeki değişik kültürler, içlerinden birçok insanın duygularını ve iç dünyasının yansımalarını tam bir halk kültürü olan ozanlık geleneği ile dile getirmelerini sağlamıştır. Hepsinin kendine özgü bir havası ve şeklini almış olduğu yöresel izler vardır. Bu bağlamda dudak değmez sanatını veya kültürünü belki ilk defa duyan okurlarımız var ise onlara kısaca şöyle açıklayabiliriz; Halk edebiyatında, atışmada icra edilen bir söz sanatı olup, Dudakların birbirine değmesiyle çıkan harfleri kullanmadan yapılan atışmaya denir. Âşıklar dudaklarının arasına, dik pozisyonda bir iğne yerleştirip “doğaçlama” olarak, içinde b, f, p, m, v harfleri bulunmayan sözcükler kullanarak hem çalarlar hem de atışırlar.

Evet, teknik olarak tanım yukarıdaki şekilde. Ülkemizin neresini kazsanız altından belkide dünyada ya hiç görülmeyecek yâda az görülecek çok çeşitli kültürel zenginlikler fışkırıyor. İnsan bu kültürleri keşfedip içine birazcık daldığında karşısına öyle farklı boyutlarda yeni şeyler çıkıyor ki, gerçekten de bu duygunun tarifi ve hazzı imkânsız. Günümüzde içinde bulunmuş olduğumuz ‘kof’ yabancı hayranlığını bir kenara bırakıp ilk önce burnumuzun dibindeki değerleri görebilirsek, sanırım dünya kültürlerini ve sanatsal çeşitlilikleri daha kolay anlayıp kavrayacağız. Bir an için düşünün, köydesiniz ve günün tüm yorgunluğunun ardından köy halkının kadın-erkek, genç-yaşlı bir araya gelip sohbet ettiği ve köy halkının içinden çıkan birkaç ozanın, sırayla dudaklarının arasına bir iğne sıkıştırıp birbirlerine içinde mizahi bir dilin tavan yaptığı deyişlerle atışmaları ve tüm köy halkının beraberce eğlenmesi, zamanında Anadolu insanının bir dağın başında da yaşasa, sosyal ve kültürel yaşama ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
Dudak değmez sanatı artık eskisi gibi yaşatılıyor mu veya ne kadar yaşatılıyor tam olarak bilmiyorum. Veyahut da köy halkı, akşamları bir araya gelip ister dudak değmez olsun veya daha başka ozanlık kültürlerinin birlikte meşk edildiği bir ortamda olsun, sosyal ve kültürel zenginliklerini ne kadar paylaşıyor çok merak ediyorum. Ama bildiğim ve özlediğim tek şey, o filmdeki kahvehanede insanların birbirleri ile olan paylaşımları. Yoksa artık sadece filmlerde mi yaşanıyor bu sahneler. Sanırım şu an için öyle. Ama ben hiçbir zaman bu ülke insanından umudunu kesmemiş birisi olarak, Anadolu halkının üstüne serpilmeye çalışılan ölü toprağını dağıtacağına inanıyor ve dudak değmez sanatını yaşatmaya çalışan ozanlarımızın nezdinde tüm ozanlarımıza sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Onlar bu toprakların kültür muhafızları ve taşıyıcılarıdır. Herkese saygılarımla…


İlgili yazılar

Önce hükümeti koruma kanunu çıkarılmalı!

Ahmet Davutoğlu’na koalisyon kurma görevini veren Cumhurbaşkanı ortada hiç bir şey yok iken,  “Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı gibi büyük projeleri

YORUMSUZ

Halkı zincire vurmak için Aynı zincirleri taşıyormuş gibi görünmek lazımdır. (Voltaire) Kimileri bin türlü kötülük edip tek bir hesap vermeden

BÖCEK OLMAYI…

Partisinin kongresini kendi geleceğini kurtarmak için kullandı. Ağladı, ağlattı. “Vereceğiniz her görevi yaparım” diyerek, amacını ortaya koydu: “Çankaya’ya beni çıkarın.”

Bir Cevap Yazın