GÖÇ

Ermeniler ile Türkler yüzyıllardır kardeşçe yaşam sürdürüyordu. Bazı Ermeniler Osmanlının devlet kademelerinde bakanlık da dahil olmak üzere üst düzey yönetici bile olmuşlardı. Edebiyatçılar, müzisyenler, mimarlar, bürokratlar ve tıp adamları ve daha birçok mesleğin sahibi olarak saygın bir konumdaydılar.

24 Nisan 1877 günü Rusya, Osmanlı Devletine savaş ilan etmiş. Başlayan ‘93 Harbi’ Edirne Mütarekesi imzalanana kadar on ay sürmüştü. ‘93 Harbi’ Osmanlının yenilgi ile sonuçlanmış, Ruslar  batıda Yeşilköy (Ayastefanos)’e Doğu Anadolu’da, Rus kuvvetleri Erzurum’a yaklaşmıştı. Savaşlarda on binlerce insan ölmüş, kaçanlar da İstanbul kapılarına dayanmıştı.

Osmanlılar için çok ağır şartlar içeren Ayastefenos Antlaşması’na göre, Bulgaristan Prensliği kurulacak, Karadağ, Sırbistan ve Romanya’ya tam bağımsızlık verilecekti. Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli Ruslar’ın güdümünde olan bu otonom prenslik olacaktı. Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya verilip, Karadağ ve Sırbistan’ın bağımsızlıkları tanınacak, Osmanlı Devleti, Rusya’ya 245 milyon altın savaş tazminatı ödeyecekti.

Rus Prensi Grandük Nikola’yı Yeşilköy’de karşılayan Ermeni Patriği Narses’in de  bazı talepleri vardı. Ermenilerin yaşadıkları vilayetlerde yenilikler yapılması ve haklarının korunması istekleri, 13 Temmuz’da imzalanan Berlin Antlaşması’na eklenmişti. Osmanlı Devleti de, 4 Haziran 1878’de imzalanan Kıbrıs Antlaşması’yla, gayrimüslimler lehine yenilikler yapmayı kabul ediyordu.

Ruslar ‘ın Ermenileri savunma görüntüsüyle Kuzey Kafkasya ve Doğu Anadolu topraklarını ele geçirme harekâtının altında Akdeniz’e ve Hint Okyanusu’na ulaşma hevesi vardı.

Ruslar’ın bu niyetinin farkında olan İngiltere ve Fransa, daha 1800’lü yılların başında Ortodoksluğun bir kolu olan Gregoryan Türkiye Ermenileri ile Protestan ve Katolik Ermenileri birbirine düşürmeyi başarmışlardı.  1820 yılında Katolik ve Gregoryan Ermeniler arasında meydana gelen olaylarda Ermenilerden beşi idam edilmiş bazıları da sürgüne gönderilince Fransa, İngiltere ve Rusya bu olayı kullanarak Avrupa’da Ermeni lobileri oluşturma girişimlerini hızlandırdılar.

İsviçre’deki Ermeni milliyetçileri ‘Hınçak’ komitesini kurdular.  Bir süre sonra İngiltere’ye taşınan Hınçaklar, 1880 yılında liberallerin seçimi kazanmalarıyla ilk hayalî Ermenistan devletini ilan ettiler. ‘Vilâyât-ı Sitte’ yani, Erzurum, Van, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’in tamamı Erzincan, Hakkari, Bingöl, Malatya, Amasya, Tokat, Giresun ve Ordu’nun bir kısmı da hayali Ermenistan’ın sınırları içindeydi.

Hınçaklar İstanbul, Halep ve İzmir gibi şehirlerde şubeler açmaya başlarken, Ruslar da ‘Taşnak’ Ermeni komiteleri oluşturuyor,  Fransızlar ise, Güneydoğu Anadolu’da “Ermeni lejyonları” meydana getiriyorlardı.

Osmanlı 1893’te vilayet gelirlerinin 500 lira artırılması kararı alınca, Muş valisi de uygulamaya geçmiş. Sason’daki Ermeniler, bu karara itiraz etmişti. Gelen tepkiler üzerine Hükümet vergi almaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Ancak Muş valisi vergi toplama ısrarını sürdürünce Müslüman halk arasında da protestolar başlamıştı.

Bunu fırsat bilen Ermeni komitaları Ermeni köylerini basarak katliamlar yapmış ve bunu Müslüman halk üzerine yıkınca Ermeniler isyanı başlatmışlardı.  Hükümet, Muş valisini görevden aldıktan sonra isyanı bastırmıştı ama Hınçak ve Taşnak komiteleri, olayı Avrupa’ya taşımışlar ‘Türkler Hıristiyanları katlediyor’ propagandası yapıyorlardı.

Hükümet, içinde Fransız ve İngiliz temsilcilerin de bulunduğu bir heyeti bölgeye göndererek incelemeler yaptırmıştı. Fransa Dışişleri Bakanı Gabriel Hanotaux, bölgede bir Ermeni sorunu olmadığını, olayların Berlin Antlaşması’nı istismar etmek isteyen güçlerin provokasyonundan kaynaklandığını belirtirken,  İngiliz Lord Salisbury olayı istismar etmeye devam ederek bölgede yerel meclisler kurulmasını ve Ermeni temsilcilerin de yer almasını istiyordu.

İngilizlerin talepleri kabul edilmeyince, Ermeni Patriği İzmirliyan, İstanbul’da 30 Eylül 1895’de yüzlerce Ermeni ayaklanarak bir subayı öldürdüler. Trabzon’daki Ermeniler de İstanbul’daki olayları desteklemek için ayaklandılar.

26 Ağustos 1896 günü İstanbul’daki bazı Ermeniler, Osmanlı Bankası’nı işgal ettiler. Çevreye toplanan halk üzerine bombalar atarak dağıttıktan sonra istekleri yerine getirilmediği takdirde bankayı bombalayacakları tehdidinde bulunuyorlardı. Bazı Ermeniler bombalarla Bâb-ı Âli’ye saldırdılar. Bunlara tepki gösteren bölgedeki gümrük hamalları ellerindeki kalın sopalarla isyancı Ermenileri etkisizleştirip ellerindeki silahları almışlardı. İstanbul halkı da isyancı Ermenilere karşı saldırıya geçince İstanbul savaş alanına dönmüş, yüzlerce işyerleri tahrip edilmişti. Olayları kışkırtmak için Avrupa’dan getirilen Taşnak komitacıları, bir Fransız vapuru ile İstanbul’dan kaçmak zorunda kaldılar. 

Ermeni organizasyonları her fırsatta eylemlerini sürdürmeye çalışıyorlardı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü Taşnak ( Milliyetçi Ermeniler ) komitesinden bir grup, özel olarak yaptırılmış bir arabanın içine saatli bomba yerleştirerek, Yıldız’daki Hamidiye Camii’nin kapısına yakın bir yerde Abdülhamit’in namazdan çıkış saatine göre ayarlamışlardı.  Bomba belirlenen saatte patlamış, onlarca kişi ölmüş ve yaralanmış ama, II.Abdülhamit kurtulmuştu. Bu olay üzerine istibdat devrini eleştiren Tevfik Fikret “Bir lâhzai teahhur” adlı şiirini yazmıştı. Bu şiirinde Tevfik Fikret:

 “Ey şanlı avcı, dâmını bî-hûde kurmadın!

Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!

Dursaydı bir dakikacağız devr-i bî-sükûn

Yahut o durmasaydı, o iklîl-i ser-nigûn” diyerek dönem aydınlarının baskıcı diktatör Abdülhamit’in ölmemesinden duyduğu üzüntüyü dile getirir.

Bu olayın sorumlularından Belçikalı Jores ve diğerleri idama mahkum edilmişti ama Jores, Brüksel’in araya girmesiyle affedildi. II.Abdülhamit’e hafiyelik yapmak üzere Saray’ın hizmetine alınarak  beş yüz altın yol harçlığıyla Abdülhamit’in hafiyeliğini yapmak üzere Avrupa’ya gönderildi.

31 Mart olayları sonrasında Abdülhamit’in tahttan indirilmesini fırsat sayan Adana Ermenileri, bağımsız Kilikya Ermenistan’ını kurmak için piskopos Museg’in Avrupa’dan temin ettiği modern silahlarla ayaklandılar. Emperyalist devletlerin kışkırtmalarıyla yıllardır birlikte dostça yaşadıkları Türklere karşı katliamlara girişen Ermeniler bir devlet kuracaklarına o kadar inandırılmışlardı ki, Mersin  Ziya Paşa Gazinosu’nda “Yaşasın Ermenistan Kraliyeti, Yaşasın Ermeniler” sloganlarıyla inleyen tiyatro gösterileri sahneleniyordu.

Ermeniler her yerde saldırıya geçince Türkler de kendilerini savunmak zorunda kalıyorlardı. Meydana gelen olaylarda tutuklanan ve idam edilen Türklerin sayıları Ermenilerin kat kat üstündeydi. Devlet güçleri halkı katliamcılara Ermeni komitacılarına karşı korumadığı için halk kendisini korumak zorunda kalmıştı. Kasıtlı olarak yayılan katliam haberleri Türkleri ve Ermenileri birbirine karşı iyice galeyana getiriyordu. Bu kargaşa ortamında içgüdüsel olarak halk kendisini korumaya çalışıyordu. Türk ve Ermenilerin oluşturduğu haydutluk çeteleri de fırsattan yararlanarak evleri basıp, çiftlikleri yağmalıyorlardı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bölge örgütleri olayları önlemek için olağanüstü çaba harcarken, Ermeni ileri gelenleri de olayları kışkırtabilmek için onlardan daha fazla çaba harcıyorlardı. Avrupa’dan temin ettikleri modern silahlarla amaçlarına ulaşacaklarından neredeyse emindiler. Kanlı çatışmalar sürerken Hükümet, Adana’da Divan-ı Harp kurarak, 50 Türk ve 3 Ermeni’yi idama mahkum etmişti.

31 Ekim 1914’te Rus orduları, Doğu Anadolu’yu işgale başladığında Ermenilerin büyük desteğine sahiptiler. Ermeni komitacıları, kadın-erkek, yaşlı-çocuk demeden Türkleri katlediyor binlerce insan, evini, toprağını, malını-mülkünü bırakıp yollara düşerek doğudan batıya göçüyordu. Kimi yollarda ölürken, kimi de açlığa, yoksulluğa mahkûm olmuştu. Kaçma fırsatı bulamayanlar Ermeni komitacıların işkencesiyle katlediliyordu.

İskenderun Körfezi’nin başlangıcı olan Re’sulhınzır’dan başlayarak Dörtyol, Musababa, Halep, Antep, Urfa ve Zeytun taraflarında yapılacak bir Ermeni ihtilalinin, Suriye’yi Anadolu’dan ayırabileceğini hesaplayan Fransız ve İngilizler Çanakkale muharebelerinin en müthiş anlarında Ermeniler’i ayaklandırmışlardı.

Amerikan Milli Ermeni Komitesi Başkanı Miran, Ermeni isyanının emperyalist ülkelerin çıkarları için gerekli olduğunu, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektupta  açıkça ortaya koymuştu. Bu nedenle Ermeniler Klikya’ya gönüllü sevketmek için hazırlık yapıyorlardı. Sis, Haçin, Zeytun, Fırnıs, Maraş ve Fındıcak’ta isyan bayrağı açarak Toroslardan Akdenize kadar olan yerleri savaş alanı yapacaklardı. Böylece Osmanlı ordusunun Mısır’a ilerlemesini de engelleyeceklerdi.

İstanbul’da ise Talat Paşa Hükümeti, Anadolu’yu yaşanmaz hale getiren ve Ermenilerin Ruslarla birleşip Türklere yaptığı zulmü ve ihaneti önlemek için 24 Nisan’da ‘Tehcir Kararı’nı almıştı.

16–55 yaş arasındaki bütün Ermeniler, Bağdat demiryolu hattından en az 25 kilometre uzağa yani şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecekti.

Yüzyıllarca barış içinde yaşayan iki toplum Avrupa ve Rusya’nın kışkırtmalarıyla, birbirine düşman edilmiş, Ermeniler zorunlu göçle karşı karşıya bırakılmıştı.

Aldığı techir kararıyla Hükümet, ihanet eden Ermenilerin Türk askerlerine zarar vermesini önlenmeye çalışıyordu. 1915 yılının Haziran ayında başlayan göç, yerel jandarma ve mülkî amirlerin kontrolünde yapılıyordu ama, savaş şartlarının getirdiği olanaksızlıklar çok sayıda Ermeni’nin yollarda açlık ve hastalıktan ölmesine neden olmuştu.


İlgili yazılar

Kılıçdaroğlu nasıl bir MYK oluşturacak?

Tek başına aldığı karar sonucu meydana gelen Ekmeleddin İhsanoğlu depremi CHP’lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu salladı ama yıkamadı. Eğer yeterli güçlendirmeyi yapamazsa

ENDÜLÜS’TEN ANADOLU’YA FLAMENKO…

Bu yazımda sizlere, kökleri İspanya’nın Endülüs bölgesine ait olan, müziğinde ve dansında, Arap Yarımadasının izlerini taşıyan Flâmenko müziği ve dansını

Farklılıklara Saygı Duymak ve İnsanları Sevmek

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasında partiyi sağcılaştırmasına yönelik eleştirilere cevap verirken şu cümlesi üzerinde durmak istiyorum: “Kimliğe ve inanca

Bir Cevap Yazın