II. ABDÜLHAMİT

Bugünlerde nedense aklıma hep II. Abdülhamit ve siyasal tavrı geliyor. Hani ülkemin bir bölümünün “Kızıl Sultan” diğer bölümünün “Ulu Hakan” dediği 34. padişah.
Sonra… bugüne geliyorum…
Aklımdan geçen bilgileri sizinle de paylaşmak isterim.
II. Abdülhamit padişahlığının ilk günlerinde yeni bir devrin padişahı gibi ümit verici davranışlarda bulunmuştu.
Tavrında kişisel ve keyfi bir yönetim kurmak amacında olduğuna dair hiçbir iz yoktu.
Sadrazam Rüştü Paşa’ya; “Ben sizi katiyen bırakmayacağım, benim babam, milletimin babasısınız. Sizin reyiniz olmadıkça hiçbir [şey] icra etmeyeceğim” diyerek Babıâli’nin bağımsızlığına saygı duyacağını da göstermişti. Oysa gerçekte Abdülhamit, Rüştü Paşa’nın “ikiyüzlü, kabiliyetsiz, bütün hareketlerinin sahte” olduğuna inanıyordu.
Mithat Paşa’ya da Anayasayı ilan edeceği konusunda vermiş olduğu sözünü yinelemişti. Hatta Yeni Osmanlıların en ateşli üyelerinden Namık Kemal’i bile huzuruna kabul etmiş, ona “Allah için olsun Kemal Bey, hep birlikte çalışalım, bu devlet ve saltanatı eski halinden yüksek bir mertebeye getirelim” diyerek o günün liberalleri ile işbirliği yapmak niyetinde olduğunu da hissettirmişti.

Üstelik Abdülhamit tam özgürlük yanlısı olduğunu da açıklamıştı. “Keyfi idare bazı kimseler için pek zevkli ve pek hayırlı şey olabilse dahi doğrudan doğruya millet ile yine doğrudan doğruya hükümdarını mesut eylemeyeceği ve bir memlekette tam hürriyet zararlı olmak şöyle dursun, tersine, millet ile hükümdarı bir can taşıyor gibi bir vücut eyleyeceği, aşikardır”

Bunun dışında halk ile ilişki kurmaya büyük önem vermişti. Ayasofya Camii’nde, halk arasında namaz kılmıştı. Ayrıca anlamı son derece büyük adımlar atmıştı. Örneğin padişahlık bahşişini kendi kesesinden ödemiş, saray masraflarını kısmış, vükelanın yanında oturmasına hatta sigara bile içmesine izin vermişti.

Ne var ki bu özgür ve demokrat tavır çok uzun sürmedi.

Zoraki sadrazam yaptığı Mithat Paşa’nın hazırladığı Hatt-ı Hümayun metni karşısında ilk tavrını ortaya koydu. Bu metinde meşveret (danışma) yönetiminin kabul edilmesi, saraydaki memur sayısının azaltılması, hanedan masraflarının kısılması, suçu sabit olmadıkça memurların görevine son verilmemesi, başıbozuk asker teşkilatının kaldırılması, şeriata ve insanlığa aykırı düşen kölelik ve cariyeliğin kaldırılarak saraydakilerin özgür bırakılması konularında padişahtan yemin etmesi beklenmekteydi. II. Abdülhamit bunların hiçbirini kabul etmedi. Eski tarz bir Hatt-ı Hümayun yayınladı.
Hanedan tarihi onu kuşkulara sürüklüyordu. Hiç kimseye güvenmiyor, her an kendisine yönelik bir saldırı bekliyordu. III. Selim, devleti kurtarmak istediği için katledilmişti, II. Mahmut katledilmekten Alemdar Mustafa Paşa sayesinde son anda kurtulmuştu. IV. Mustafa padişah yapılmak istendiği için katledilmişti. Abdülmecit, Kuleli Vakası’nda katledilmekten son anda kurtulmuştu. Abdülaziz önce tahttan indirilmiş, sonra intihar etmiş ya da öldürülmüştü. V. Murat önce aklını yitirmiş, ardından tahtan indirilmişti. Abdülhamit, hanedan üyelerinin yüz yüze kaldığı bu felaketlerin, birkaç nazırın yaşamına malolan Çerkez Hasan trajedisinin etkileri altında yaşıyordu.

Babıâli ile Saray arasındaki ilişki ve mücadelenin yapısını kavramış, keskin bir kılıç üzerinde yürüdüğünü görmüştü. Gaflete kapılan, zayıflık gösteren padişahlara merhamet gösterilmediğini, hata yapan başkası olsa bile sorumluluğun padişaha yüklendiğini anlamış, hatta kısmen de olsa gözleriyle görmüştü.

Belki bu yüzden her şeyden ve herkesten kuşku duyuyordu. Bu kuşkuculuğunda baba sevgisinden yoksun büyümesinin etkilerini de kendisi itiraf etmişti.

“Her insan hayat istikameti yönünden, olayların ve en çok eğitimin mahsulüdür. Hangi şartlar içinde yetişmiş olduğum unutuluyor. Kardeşlerim ve kız kardeşlerim şımartılmış idiler. Bana gelince –bilmediğim sebeplerden dolay- babamdan [Abdülmecit] ekseriya fena muamele görüyordum. Çocukluğumdan beri karakterim vakarlıdır; oyunları az sever, insan varlığının ciddi meseleleri üzerinde düşünürdüm.”

Sevgisizlik kuşkuculuğu tetiklemiş, kuşkuculuk ise giderek onu kalabalıklar içinde yalnızlaştırmıştı. “Etrafımdakilerin beni anlamadıklarını görmekle kendi içime kapanmaya başladım. Ağabeyimden sonra tahta çıktığımda etrafımı, dolapçı ve beni esir etmek isteyen insanlarla çevrilmiş gördüm. Bunun üzerine hayatımı ve tahtımı muhafaza etmek için hileye karşı hile ile karşı koymam gerekti.”

İşte bu son cümle Abdülhamit’in tahta çıkışından (31 Ağustos 1876) yaklaşık 18 ay sonra hız verdiği baskıcı politikalarının gerekçesi oldu.

Yeni dönem 13 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı kapatıp halk temsilcilerinin sesini kısmasıyla başladı. Hafiye teşkilatı döneme damgasını vurdu. Ülke, jurnal denizinde yüzmeye başladı. Özgürlükler askıya alındı. Özel yaşama ve özel mülkiyete yönelik kısıtlamalar onu izledi. Basın sansürlendi. Öyle ki özgürlük, bomba, ihtilal gibi sözcükler artık kullanılamıyordu. Hatta “acaba V. Murat tahta yeniden geçirilmek mi isteniyor” düşüncesiyle bütün Murat’lar “Mi’rat” yapıldı.
Osmanlı’nın “istibdat” dönemi olarak adlandırılan bu dönemde Abdülhamit pek çok atılım da yaptı. En büyük atılımı eğitim alanında oldu. Toplumun eğitimle şekilleneceğine inanmıştı. İlk kız okullarını o açmıştı. Ulaşım da devrim niteliğinde adımlar atmıştı. Hicaz demiryolu Dünya Müslümanlarının bağışları ile gerçekleştirilen ilk yerli girişim oldu. Osmanlı toplumu telefonla onun döneminde tanıştı. Telgraf hatlarının yaygınlaşması ve ulaştığı noktalardaki hava durumunun merkeze bildirilmesi ise “hava durumu” raporlarının başlangıcı oldu. Bunlar uygulamaya konan önemli reformlardı. Uygulamaya geçmeyen, proje olarak kalan düşünceleri de vardı. Haliç’e ve Boğaziçi’ne köprü yaptırmak gibi. Ama, donanmayı Haliç’te kaderine terk ederek kuşkularına da yenilmişti.
İşte aklımdan birbiri ardına geçen bu düşünceler içinde Abdülhamit’in tekrar tekrar kendime yinelediğim; “Bunun üzerine hayatımı ve tahtımı muhafaza etmek için hileye karşı hile ile karşı koymam gerekti.” cümlesi oldu.
Bu cümle içinde de “hayatımı ve tahtımı muhafaza etmek için” amacı öne çıktı.
Bugünü düşünmeyi sürdürüyorum…


İlgili yazılar

Bir oy bir oydur

Bir vatandaş olarak; yalana, talana geçit vermemek için, Tek adam diktatörlüğüne karşı, parlamenter sistemin devamı için, Pazartesi sabah uyandığımda “öteki”

Haberi Cumhurbaşkanından öğreniyorsak..

Haberi,  bölgedeki  yasaklamalar nedeniyle ancak akşam üzeri alabildik. Olay, operasyona giden askerlerin öğleden sonra saat 3′ te operasyon için zırhlı

Antigone…

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Danışmanlığını yapan bir arkadaşımız vardı. Birgün onunla konuşurken şunu sormuştum, “Demirel bu kadar siyasi krizle, eleştiriyle,

Bir Cevap Yazın