OKUL VE KIYAFET-1

Doğrusu eğitim sistemine yönelik Milli Eğitim Bakanlığının yeni kararları, epeyce bir konu birikimine yol açtı.

Bir yandan öğretmenlerin yaşadığı sorunlar, bir yandan da Bakanlığın öğretmenlere yönelik uygulamaları, öğrencilerin ve velilerin 4+4+4 yasasından kaynaklı şikâyetleri, yükseköğretim yasası hazırlıkları derinlemesine tartışılması gereken konular Kimi yetkililerin, İmam-Hatipleri “arka bahçe” olarak görmesi ve bu okullarda yaşananlar da bu konulara eklenmeli.

Biz bu konuları tartışalım derken Bakanlık yeni ve bir o kadar da radikal kararlar almaya devam ediyor.

İşte bunlardan biri de okullardaki kılık kıyafeti düzenleyen yönetmelik değişikliği.

Milyonlarca öğrenciyi, nerede ise çocuğu olan herkesi ilgilendiren böylesine bir konuyu ancak yönetmeliğin Resmi Gazetede yayımlanmasıyla birlikte öğreniyoruz. Dolayısıyla atı alan üskadarı geçtikten sonra ancak konulara dair görüşlerimizi ifade edebiliyoruz.

Böyle olunca da bizim yaptığımız, kamuoyu oluşturmak, kamunun kararına katkı vermek yerine, bu uygulamalar karşısında yerimizi belirlemekten öte bir anlam ifade etmiyor.

Kılık kıyafetle ilgili yönetmelik yayınlandıktan sonra Başbakan, İspanya’dan “böyle bir talep vardı. Yapılan değişiklik bu talebi karşılamak için yapıldı” dedi.

Oysa ben de bir veli olarak zorunlu eğitimin kaldırılmasını, çocuğumun bu iktidarın eğitim anlayışından etkilenmeden yetişmesini istiyorum ama benim talebim karşısında Sayın Bakan, sopa göstermeyi tercih ediyor. Çocuğunuzu okula göndermez iseniz cezaya katlanırsınız deyi verdi.

Sonuçta yapılan değişikliklerin toplumdaki talebin karşılanmasıyla bir ilişkisi olmadığını anlayıveriyoruz. Yapılan, kendi anlayışlarına toplumun talebi denilerek bir meşruiyet sağlamaktan öte bir anlam taşımıyor.

Söz konusu olan sadece kendi çocukları olsa yapılanları (bu da yanlış ama, çünkü çocuğun kendi hakları vardır) bir yere kadar anlayabiliriz. Oysa benim çocuğum da bu kararlara tabii.

Her ne ise bize şimdilik katlanmak düşüyor, biz de çaresiz biçimde katlanıyoruz.

Bu uzun girizgahtan sonra konumuza dönebiliriz. Bu yazımızda okullarda kılık kıyafet konusunu ele almaya görüşlerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Okul ve Özellikleri

Önce temel bir ilkeyi ortaya koyalım.

Okul, muhataplarını olduğu gibi kabul etmez. Onları değiştirmeyi, geliştirmeyi esas alır. Oysa okulun muhatap olduğu öğrenciler, veliler ise okulun kendilerini olduğu gibi kabul etmesini ister. Zaman zaman öğretmen dahi kendini değerleri yoluyla okula taşımak ister. Eğitim sürecine müdahil olur.

Kimi zaman veliler şöyle düşünürler. Çocuk benim çocuğum. Devlet benim çocuğumun ne giyeceğine neden karışıyor?

Önce şunun bilinmesi gerekir.

Her iş, muhatabından kendi doğasına uygun davranmasını ister. Örneğin yolunuz hastaneye düşmüş ise, doktorun söylediklerine harfiyen uymak zorundasınızdır. Ona, ben böyle istemiyorum demeniz kolay kolay mümkün olmaz. Çünkü doktorun kullandığı bilgi, ona dayanarak gösterdiği davranış, bir keyfiyetin ürünü değil, yaptığı işin, o işe dair bilginin bir gereğidir.

Eğitimde de durum bundan farklı değildir.

Bu yaklaşımın arkasında okul ve işlevlerinin ne olduğunu bilmeme, kavramama vardır.

Kıyafet konusunu ele almadan biraz okul ve işlevleri üzerinde durmak yararlı olacaktır.

Okul doğası gereği, eğitim politikalarını belirleyenler aracılığıyla kendine göre bir çevre analizi yapar ve bunu öğrencileri aracılığıyla dışarı taşımaya çalışır. Kendisini ise korunması gereken özel bir çevre olarak görür. Bu demek değildir ki okul içinde bulunduğu toplumdan soyutlanmış bir kurumdur. Tersine okul, toplumun bir parçasıdır. Farklılığı, kendi içinde bulunduğu toplumu, (biz buna çevre diyelim) bu çevreyi, denenmiş bilgiyle etkilemek istemesindedir. Okul, iş birliği içinde bulunsa dahi çevrenin kendisine egemenlik kurmasına izin vermek istemez.

Okul bu özelliği nedeniyle her zaman bir çatışma alanı olmuştur. Aslında bu çatışma iki bilgi alanının çatışması özelliği taşır. Okul bilimsel, evrensel, denenmiş bilgiyi temsil ederken, okul dışı; yaşantı yoluyla kazanılan geleneksel, sağduyuya dayalı bir bilgiyi temsil eder.

Okul, muhatapları karşısında yeni bir bilinç düzenleme alanıdır. Öğrenci, aile ve sokaktan edindiği kültüre dayalı bir bilinç ile okula gelir. Okul bunu korumak, geliştirmek ister.

Buradaki bilinç düzenleme faaliyeti sadece bilginin aktarılmasından, talep edene (talebeye) verilmesinden ibaret değildir. Muhatapta aktarılan bilgiye göre davranmayı, bu bilgiyi içselleştirmeyi, yaşamını bu bilgilere göre düzenlemeyi, değerlerini, duygularını bu bilgilerle ifade etmesini de ister. Bu özelliğiyle okul, öz ve biçim arasında uyumu zorunlu kılar. Hatta kimi zaman, bu özelliklerinin görünür olmasını zorlamak için öz ve biçim arasında biçimden yana daha baskın bir tavır sergiler. Örneğin yere tükürmenin yanlış olduğunu bilmek değil, onu yapmamak daha önemlidir. Bunun için yere tükürüp tükürmeme konusunda derinliğine bir ikna için bilgi aktarımı yoluna gitmez. Bu müdahaleci gücü ise elindeki bilginin denenmiş bir bilgi olmasından alır.

Okul, muhatabının bilinci üzerinde egemenlik kurmasını amaçlar, kendi bilincini başkasına teslim etmesine şiddetle karşı çıkar. Onun bu özelliği, özgürleştirme işlevinin temel gereğidir.

Okul doğası gereği eşitsizliğe dayanan bir iletişim ortamıdır. Bir tarafta öğretmen, diğer tarafta ise öğrenci vardır. Öğretmen ve öğrenci ilişkisi, ortam ne kadar demokratik olursa olsun, öğretmen ne kadar öğrenci merkezli düşünürse düşünsün bu ilişki eşitsizlik temeline dayalıdır.

Eğitim her zaman siyasal iktidarların ya da iktidar amaçlı siyasal örgütlerin ilgi odağı olmuştur. Bunda hiç kuşku yok ki eğitimin, kendine özgü özelliği belirleyici olmaktadır. Eğitimin niteliği, siyasal örgütlerin iktidarlarını kurumsallaştırması için gereksinim duyulan bütün değerlerin ve simgelerin oluşturulabileceği bir imkanı bu örgütlere tanır. Eğitimin genç nesiller üzerinde bir düzenleme ve biçimlendirme aracı olarak işlevsel olması, siyasal iktidarlar veya örgütlerin toplumu yeniden kurmaları projelerinde eğitime merkezde yer vermelerine neden olmaktadır. Bu yönüyle eğitim, politik örgütlenmelerin elinde bir toplumsal mühendislik işlevi üstlenir. Bu işin merkezi de okuldur.

Bütün bu özellikleri ile okul, aileden sonra bireyin toplumsallaşmasında en etkin kurumdur ve bireye bu süreçte en önemli katkıları sunar. Yine bu özelliğini, gücünü, kullandığı bilgiden alır. Eğer kullanılan bilgi; bilime, evrensel değerlere, öğrenciyle kurulan iletişim pedagojiye dayanıyorsa okul, bu işlevini başarılı bir biçimde yerine getirir.

Okul ortamındaki ilişki bugünden yarına hemen sonuç verebilen bir ilişki değildir. O nedenle, okula müdahale, saf haliyle politik olsa dahi bunun tüm sonuçları gözlenip doğruluğu ve yanlışlığı, hemen kanıtlanamaz. Dolayısıyla siyasal iktidarların yaptıkları kısa zamanda sonuçları üzerinden değerlendirmeye imkan tanımaz. Ama yinede ortaya çıkan emareler, nereye varacağımız noktasında bize yeterli deliller sunabilir. Özellikle eğitim tarihimiz bir tür reform çöplüğü ise olası sonuçları tahmin edebilmek zor değildir.

Okullarımızdaki kılık kıyafet değişikliği de tam olarak böyle bir konu. Birkaç yıldır bu konu ısrarla gündemde tutuluyordu. Bu tartışmaların başladığı tarihte yazdığım bir yazıda konuya değinmiştim. muratkaymak.com/?Syf=22&Mkl=142155

Bu yazımızda konuyu biraz daha açmaya pedagojik, sosyolojik ve tarihsel boyutlarıyla ele almaya çalışacağım.

(Devam edecek)


İlgili yazılar

Vasi tayini nedir ne zaman vasi tayini gerekir?

Vesayet; çeşitli sebeplerden dolayı kendi işlerini sürekli olarak yerine getiremeyecek durumda olan ve bu sebeplerden dolayı koruma altına alınması gereken

Çifte kavrulmuş LYS maratonu

Türkün aklı sonradan gelirmiş atasözünün nihai öznesi olan ben,  üniversite sınavına girme kararı aldım. Tabii ki son gün ve son

FAŞİST DİYENLERE BAKIN…

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, “Kral Çıplak” dediği için bugünlerde belli kesimler tarafından linç ediliyor. Güler’i linç edenlerin en

Bir Cevap Yazın