PKK İLE GÖRÜŞMELERDE KİM KAZANDI

AKP ile PKK arasında İmralı’da Öcalan ile başlayan ikinci müzakere süreci ile bir mütarekeyi yani ateşkesi gerçekleştirdi. Yapılan anlaşma üç safhalı bir süreci öngörüyordu. Birinci aşama olan mütareke döneminde PKK, Türkiye’deki terörist unsurlarını Türkiye dışına çıkaracaktı. Bunu ikinci aşama izleyecek, ikinci aşamada AKP Hükümeti PKK’nın mütareke ve geri çekilmesine anayasal ve yasal reformlar yaparak karşılık verecektir. Bu aşamada yapılacak diğer hukuki düzenlemeler ile Öcalan ve diğer PKK liderlerinin sürecin sonunda hukuken affedilmeleri güvence altına alınacaktır. Normalleşme adı verilen üçüncü dönem de ise PKK silahlı mücadeleyi tamamen terk ettiğini duyuracaktır. (PKK’nın Türkiye dışında silahlı çeteleri bulundurup bulundurmayacağı açık değildir.) Öcalan ve PKK üst düzey kadroları serbest kalacaktır. MİT aracılığı ile AKP Hükümeti ile Öcalan arasında yapılan anlaşmanın genel çerçevesi budur.

Öcalan tarafından yapılan bu anlaşma Kandil’deki PKK kadroları tarafından büyük bir sevinç ile karşılanmamıştır. Aksine Kandil’deki PKK üst düzey yöneticileri, Öcalan ile AKP Hükümeti arasında yapılan anlaşmanın zamansız olduğunu, çok erken olduğunu düşünmüşlerdir. PKK liderleri hem bölgesel koşulların hem de Türkiye siyasetindeki sürecin PKK lehine geliştiği bir dönemde yapılacak bir anlaşmanın PKK’nın elde edebileceğinden daha az taviz elde etmesine neden olacağını ileri sürmüşlerdir. Kandil’in analizine göre, Suriye iç savaşı PKK/PYD’ye Suriye’nin kuzeyinde bir devletçik kurma imkanı vermiştir. Suriye’de iç savaşı Esad’ın kaybetmesi durumunda, PKK’nın fiilen hakim olduğu bu bölgede hukuken de kabul edilmiş bir özerk/federal bölgesi olacaktır. Bu bölgeden de destek alarak Türkiye’ye karşı güç projeksiyonu yapma imkanı kazanacak olan PKK daha etkili bir konuma erişecektir. Esad’ın kazanması durumunda ise Şam rejimi tarafından Türkiye’ye karşı desteklenecek bir PKK bugün olduğundan daha geniş imkanlara sahip olacaktır. Türkiye iç siyaseti açısından bakıldığında 2014 ve 2015 yıllarında gerçekleşecek üç seçim PKK’ya AKP üzerinde baskı ve şantaj politikası uygulayarak yeni tavizlerin yolunu açabilecektir.

Kandil’in bu direnmesini Öcalan, “Size onurlu bir barış sunuyorum” diyerek aşmamıştır. Kandil’deki kadro aksi yola girmesi durumunda Öcalan tarafından onursuzlukla suçlanmakla korkmuştur. Üstelik, 2000’li yıllarda dağa çıkan PKK’lılar “Sizler Öcalan’ı İmralı’dan çıkaracak nesilsiniz” diye yetiştirilmişlerdir. Öcalan’ın İmralı’dan çıkması bu kadar yakın iken, Kandil’in Öcalan’a karşı çıkması durumunda tabandan tepki gelebileceğini de hesaba katmış olabilir. Netice itibarı ile Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu gibi isimler ayak sürseler de dönemin KCK Başkanı ve Öcalan’a tartışmasız bağlı olan Murat Karayılan Öcalan’ın emrine uyarak, Türkiye içindeki PKK’lıların Kuzey Irak’a geri çekilmesi emrini vermiştir.

Temmuz 2013’de PKK geri çekilmenin gerçekleştiğini ileri sürülürken, Başbakan Erdoğan, PKK’lıların sadece % 15’inin Türkiye dışına çıktığını duyurmuştur. PKK, ikinci aşama olan anayasal ve yasal reformlar aşamasına geçilmesini isterken, Erdoğan, PKK geri çekilmesi tamamlanmadan ikinci aşama ile ilgili adım atılmayacağını duyurmuştur. Burada sorulması gereken hususun neden Erdoğan’ın ikinci aşamaya geçmeyi geciktirdiğidir. Çünkü Erdoğan, PKK’lıların yurtdışına çekildiğinin tamamlandığını söylese bunun doğruluğunu kontrol edebilecek kimse yoktur. Başbakan Erdoğan’ın ikinci aşamayı ertelemesinin nedeni, AKP’nin karşı karşıya olduğu oy kaybı sürecini daha da hızlandıracak bir siyasal adım atmamaktır. AKP, PKK ile müzakerelerin başlaması sonrasında her ne kadar kamuoyunu algı yönetimi ile ikna etmek için çalışmış ise de toplumun büyük bir kesimi, (% 65 civarı) Öcalan ile müzakerelerin sonucunun Türkiye’nin federalleşmesi/Öcalan’ın serbest kalması ile sonuçlanacağını düşünerek karşı çıkmaktadırlar. AKP Hükümeti Türk halkını saldırgan Suriye politikasının doğruluğuna ikna edemediği gibi, Suriye’nin Türk savaş uçağını düşürmesine, sınır kapısını bombalamasına ve nihayet Reyhanlı’da gerçekleşen katliama cevap verememesinden dolayı da oy kaybetmiştir. Erdoğan bu oy kaybı sürecini Gezi Parkı olaylarını tırmandırarak ve toplumu kutuplaştırarak aşmak istemiş ise de arzu ettiği sonucu alamamıştır. Çünkü istikrar isteyen merkez sağ seçmen AKP’den oylarını çekmeye devam etmiştir. Bu unsurların bir araya gelmesi, Erdoğan’ı süreci ertelemeye itmiştir. Bir yandan ikinci aşama ile ilgili yasal mevzuatta istenen düzenlemeler ile ilgili çalışmalar devam ederken, öte yandan Erdoğan, bu yazı da terör eylemi olmadan geçirecek şekilde zaman kazanmanın peşindedir.

Kandil ise Erdoğan’ın içine girmiş olduğu açmazın farkındadır. Gezi Parkı olaylarından dolayı Erdoğan’ın hem uluslararası planda yalnızlaştığını hem de içeri de zayıfladığını gören Kandil, AKP Hükümeti üzerindeki baskıyı artırmaya çalışmaktadır. Aslında PKK açısından ikinci açılım süreci çok olumlu gelişmektedir.Terör örgütü, kurulduğu tarihten buyana en önemli kazanım dönemine girmiştir.

Kazanımların başında gelen husus PKK’nın meşrulaşmasıdır. PKK artık devlet tarafından “terör örgütü” diye aşağılanarak dışlanan bir yapı değil, devletin dengi, devleti kendisi ile görüşmeye zorlamış, gelecekte bölgenin “kaderi” olacağı netleşmiş bir güç olarak kendisini görmekte ve göstermektedir. AKP milletvekili ve TBMM Çözüm Komisyonu Başkanı Naci Bostancı, “İmralı ve Kandille hükümet görüşüyor” demektedir.[1] Açılım destekçilerinden Mümtazer Türköne ise açılımın “ikinci aşamasının ise, Terörle Mücadele Kanunu gibi temel kanunlarda düzenleme ve Öcalan’ın cezaevi şartlarının iyileştirilmesi gibi geçmişin yükünü hafifletmeyi amaçlayan hükümet tasarruflarını kapsadığı anlaşılıyor. Gündeme geldiğine göre arada, PKK’ya Kürt kamuoyu nezdinde prestij sağlayacak anadilde eğitim gibi maddeler de mevcut olmalı” demektedir.[2] Anlaşılan PKK’nın yeterince kamuoyu etkinliği olmadığı için AKP hükümeti bu konuda PKK’ya yardımcı olmalıymış!

Gezi olayları sırasında Erdoğan’ın Öcalan’dan “terörist başı” diye bahsetmesi üzerine S. Demirtaş, “Onunla görüşen sensin. O terörist ise sen ne olursun” diyerek, meşrulaşma olgusunu ortaya koymuştur. PKK’nın son dönemde başlayan ormanlardan ağaç kesenlere Pazar cezası kesme, içki içenleri cezalandırma, yol kontrolleri yapma eylemleri toplumsal yaşamda güvenlik gücü algısı yaratmak ve meşru güç algısını güçlendirmek için yapılan eylemlerdir.

PKK’nın ikinci büyük kazanımı, kendi kitlesine ve onun ötesinde Güneydoğu Anadolu’da halkın çok büyük bir bölümüne yaşanan süreci PKK’nın devleti, AKP Hükümetini, TSK’yı yendiği algısını iletmede başarı olmasıdır.

Devlet tarafından muhatap alınan, liderinin mesajı meydanlarda okunan ve bölgenin geleceğini temsil ettiği inancını aşılayan örgütün üçüncü kazanımı ise açılım sürecini ikili iktidarı, yani devlet iktidarı yanında örgüt iktidarını tesis etmek için değerlendirmesi olmuştur. İç İşleri Bakanı Muammer Güler, 10 Haziran 2013’de yaptığı değerlendirmede terör örgütünün ikili iktidar çabalarını şu şekilde değerlendirmiştir: “Çözüm sürecini alternatif devlet yapılanması gibi algılamaya çalışanların veya böyle bir süreci inşa etme çabalarının da bir arcı olarak görmemek lazım.” İkili iktidarın somut görüntüsü, asker kışlalarında, polis karakollarında hapis iken PKK’lıların açık şekilde silahları ile artık sadece dağlarda değil, sosyal alanlarda gezmeleri, kent merkezlerine yaklaşmalarıdır.

PKK’nın nasıl bir devlet inşa etme ruh hali içinde olduğunu PKK yöneticilerinin yaptığı benzetmeler de ortaya koymaktadır. Murat Karayılan, PKK Genel Başkanlığı ve Konseyinden bahsederken, “Bunu devlet sistemiyle kıyaslarsak eğer, cumhurbaşkanlığına tekabül ediyor” demektedir. Remzi Kartal, Kongra Gel yasama organı ise KCK Yürütme Konseyi hükümettir, demektedir.[3] PKK, belediyeleri de ikili iktidarın bir diğer organı olarak inşa etmeye çalışmaktadır. PKK denetimindeki belediyeler iki dilliğin ötesinde bazı hususlar (örneğin evlenmek isteyenlerin Kürtçe bilmesi ZORUNLULUĞU gibi) tek dil olarak Kürtçeyi kabul etmektedirler.

PKK’nın bu süreçte dördüncü dev kazanımı, Öcalan’ın bir mahkumdan siyasal bir lidere dönüşmesidir. Üstelik Time Dergisi’ne göre Öcalan dünyanın en etkin 100 lideri arasına girmiştir.

PKK’nın ikinci açılım sürecindeki beşinci kazanımı PKK’ya katılımın 1992 seviyesini aşacak şekilde yoğun olması neticesinde sağlanan terörist artışıdır. Bu süreçte PKK yurtdışına çekilmesi gerekirken, Türkiye içindeki terörist sayısında bir patlama yaşanmıştır. Sadece 4, 5, 6 Temmuz 2013 günlerinde PKK’ya 400 kişi katılmıştır.[4]AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, PKK’ya katılımın 2000 kişiyi aştığını ileri sürmüştür.[5] Muhtemelen PKK’nın dağ kadrolarına gerçekleşen katılım sayısı 2000 rakamının da üzerindedir. Öte yandan PKK’dan kaçan militanlarda güvenlik güçlerine teslim olmaktadırlar. Eğer PKK çekilecek ve “barış sağlanacak” ise, hem de bu kadar yakınken, neden PKK’lılar teslim olmaktadırlar?

Son dönemde güvenlik güçlerine teslim olan PKK’lılardan birisi verdiği ifade de PKK’nın terörist sayısını artırarak, yeni bir savaşa hazırlanmaktadır. Kısa bir süre önce teslim olan S.A. adlı PKK’lı PKK’nın yemin töreninde konuşan PKK liderlerinden Duran Kalkan’ın “Rojavayı ele geçirdik. Burada askerlerimiz bulunmakta. Buranın kontrolu tamamen bizim elimizde.Geri çekilmek diye bir şey yok. Aksine katılımlar artarak devam ediyor. Önder Apo’nun hedefi 20-25bin asker sayısını 100 bine çıkarmak. Bu sayıya yaklaşıldığında askerler şehirlere inerek halk savaşı başlatacak” dediğini açıklamıştır.[6]

PKK eğer AKP Hükümetinden istediklerini istediği zamanda alamaz veya istediklerini almasına rağmen daha fazlasını istediği için yaşanan süreç bozulur ise diye bir çatışma sürecine yönelik olarak hazırlıklarını son hızı ile sürdürmektedir.

Terör örgütü bu kazanımlar ile yetinmeyecektir. Başbakan Erdoğan’ın 2. Aşamada yapılacak sözü verilen anayasal ve yasal düzenlemeleri siyasi kaygılar ile ertelemesi durumunda PKK, kentlerde sokak gösterileri, kırsalda ise terör eylemlerine başlayacaktır. Kış koşulları PKK’nın kapsamlı terör eylemleri yapmasını engellese de burada önemli olan sayı değil psikolojik etkidir. Zaman PKK’nın lehine gelişmektedir. Yaşanan sürecin AKP ve Öcalan’ın istediği gibi gelişmesi halinde nereye varacağını, BDP Van Milletvekili Nazmi Gür şöyle özetlemektedir: “Bu süreç bizleri Kürdistan topraklarında özgürlüğe götürecektir. Önümüzdeki yerel seçim sonrasında özerkliği kutlayacağız” demektedir.

PKK kazanımlarını geliştirirken, Türkiye kaybetmeye devam etmektedir. PKK’nın her kazanımı Türkiye’nin kaybı anlamına gelmektedir. Tabii ki, Türkiye’nin terörsüz bir ortama ihtiyacı vardır. Türkiye, terör sürecinde binlerce insanının kaybetmiş, yüz milyar TL’ye yakın bir para harcamıştır. PKK dışında kimse terörün devamını isteyemez ve istememektedir.

Terörün aşılması için iki yöntem vardır. Bunlardan birisi mücadele yöntemidir. Türkiye bu yöntemi, 1984’den 2002 sonuna kadar kullanmıştır. Bunun neticesinde PKK, bağımsız, birleşik Kürdistan hedefinden 1999’da Öcalan’ın ifadesi ile “Üniter-Milli devlet ile sorunumuz yok” noktasına çekilmiştir. Öcalan yakalanmış, PKK terör örgütü Türkiye dışına çıkmış, binlerce mensubu ölmüş, binlerce mensubu PKK’dan ayrılmıştır. Terörle mücadelenin neticesi budur.

2003’den itibaren Türkiye’de terörle mücadele zihniyeti durmuştur. Yapılan hukuki düzenlemeler PKK ile mücadelenin alt yapısını ortadan kaldırmıştır. Bu adımların anlamı ancak 2013 yılında Başbakan yardımcısı Beşir Atalay,” Açılım aslında AKP’nin programında vardı ve biz iktidara gelir gelmez açılıma başladık” şeklindeki açıklamasını yapınca anlaşılmıştır. 2006 yılında PKK ile Oslo müzakereleri başlamıştır. 2009’da müzakereler ve PKK açılımı aleniyet kazanmıştır. Olso görüşmelerinde PKK’ya hoşgörü ile yaklaşıldığı devlet/hükümet yetkisi tarafından PKK’lılara ifade edilmiştir. 2013 itibarı ile terörle müzakerenin Türkiye’yi getirdiği nokta budur. Bir devlet terörü mücadele dışında bir yol ile aşmayı deneyebilir. Ceza verme hakkından vazgeçebilir. Ancak bunları yaparken, devlet ayağa düşmez, ayağa düşürülmeye izin vermez.

Bugün Türk devleti Güneydoğu Anadolu’da PKK tarafından ayağa düşürülmektedir. PKK’nın Türk devletini ayağa düşürmesine izin verilmektedir. Güneydoğu Anadolu’dan şehit haberleri gelmemektedir ancak her geçen gün ülke topraklarının bir bölümü üzerinde bir terör örgütü meşru güç haline gelmektedir. Şehit gelmektedir ancak devletin yanında eline silah almış insanlar PKK tarafından infaz edilmektedir. Terör örgütü AKP Hükümeti seyrederken, sözde “şehitlikler” açmakta, asayiş adını verdiği gruplarla önce Cizre’de sonra diğer ilçe ve illerde yol kontrolları yapmaktadır. PKK’lılar yayla şenliklerinde gösteriler yapmakta, belediyeler sanki bir başka ülkenin belediyeleri imiş gibi davranmaktadırlar.

Evet, birkaç aydan buyana PKK öldürmeyi durdurduğu için şehit gelmemektedir ancak uğruna 1071’den buyana Haçlı Seferleri ile başlayıp en sonra yine 1918’deki Haçlı Seferine kadar ve nihayet 1984’den buyana on binlerce şehit verdiğimiz ülkemizin bir parçası, ayağımızın altından kaymaktadır. Mevcut PKK açılımı politikasının baştan aşağıya tekrar değerlendirilmesinin vakti gelmiştir ve geçmektedir.

(Ümit Özdağ 21.yy)


İlgili yazılar

Acizlik değilse nedir?

Diyarbakır’da bir süredir çocukları terör örgütü tarafından kaçırılmış aileler oturma eylemi yapıyorlar. Sayıları son olarak 10’a ulaştı. Aileler devletin bir

Milli irade!

Seçime 3 ay kaldı Milletvekilleri çok gergin, İktidar gergin, Muhalefet gergin… Hoşgörü, kardeşlik, tolerans yerini tepkiye bıraktı. 7 Haziran’da yapılacak

Çınarım’a…

Baba çınara benzetilir… Ulu, güvenli ve koruyucu, sanırım haklılar. Altı yıl oldu babamı kaybedeli hem de babalar gününden önce… Belki

Bir Cevap Yazın