POP STAR, DANS STAR, YETENEK STAR…

Yazımı çok fazla uzatmadan sonlandırmayı düşündüğüm anda, televizyonda dönüp duran ‘star’ yarışmalarına, birkaç okurumdan gelen mesaj üzerine, bir iki kelime etmeden geçmeyeyim dedim. Yaşamış olduğumuz yüzyılda her şeyin ama her şeyin kar amaçlı alınıp satılmak istendiği bir ortamda ‘star’larında bu acımasız çarktan nasiplerini almamaları imkansız doğrusu. Bunun en güzel ve çarpıcı örnekleri hemen hemen her kanalda yayınlanan ‘star’ yarışmaları. Bu örnekler benim açımdan bir bakıma sevindirici ve bir bakıma da üzücü bir hadise olarak beynimi meşgul ediyor. Sevindirici tarafı şu ki, yapılan onca yarışmada birçok ‘star’ adayı birbirlerini elemek için kıyasıya çaba sarfediyor ve bu da bana ülkemizde ne kadar çok kendine güvenen ama keşfedilemeyip sanki bu yarışmaları bekliyormuşçasına hünerlerini sergileyen yurdumun insanlarının çokluğunu gösteriyor.
Üzücü tarafı ise, bu kadar çok ‘star’adayımızın olduğu bir coğrafyada , jürideki kendini ispatlamış ‘büyük star’larımızın bir kişiyi veya iki kişiyi seçmek için harcadıkları çaba, enerji ve vaktin, onları çokça yorması ve maazallah hastalanma veya yorgun düşme ihtimali beni bir hayli geriyor. Bir an için düşündüğümüzde ‘büyük star’larımızın başına bir şey geldiğinde o zaman kim seçecek ‘yeni star’larımızı söyler misiniz?
Evet, ülkemizin bu’ kanayan yarasına’ kısaca bir giriş yaptıktan sonra meseleye biraz daha ciddi baktığımızda karşımıza çıkan sonuç, meselenin gerçekten yürek burkan bir durum olarak dikkati çekiyor olmasıdır. Sadece benim hatırlayabildiğim 7 veya 8 ayrı kategoride ayrı ayrı zamanlarda yarışmaların yapıldığı ve bunlarında her birinin en az iki veya üç sezon arka arkaya yapıldığı istatistiğinden yola çıkarsak, ortada bu yarışmalardan kaynaklı ‘star’lık kimliği kazandırılan sadece yukarıdaki hesaba göre 24 veya 25 tane ‘star’ımızın olması gerektiğidir. Hesap kabaca böyle. Şimdi bana sadece bu hesaba uyan 25 tane ‘star’lık ünvanı kazanıp, şu anda alanlarında zirvede olan üç isim veren okuyucumuza gerçekten güzel bir yemek yedirmek isterim.
Ortada onlarca yarışma ve bu yarışmalara katılan binlerce insan olduğunu düşünüp memlekete üç tane ‘star’ kazandıramamışsak acaba sorun bu yarışmalara katılanlarda mıydı? Yoksa yarışmacılara o büyük birikimleriyle yol gösteren ve engin fikirlerini yarışmacılara ve bizlere aktarma çabası içinde olan o ‘büyük star’larımızda
mıydı? Ya da yarışmalara mesaj atarak katılan halkımızda mıydı? Bence kabahat kesin olarak yarışmaya mesajlarıyla katılan halkımızdadır…

Öyle ya, zaten AŞIK VEYSEL’i türkü star yarışmasında, EROL BÜYÜKBURÇ’u pop star yarışmasında, ZEKİ MÜREN’i musiki star yarışmasında o büyük TV’ler ve büyük jürilerimiz, geleceği çok iyi analiz ederek seçti. Ve bizlere de alın biz seçtik siz de dinleyin denildi.

Yazımın bundan sonraki kısmında gerçekten de lafı sulandırmadan bir iki kelime edecek olursam, bugüne kadar ulusal tv’ler, bu işlere el atmadan önce gerçekten de yapılan yarışmalarda ülkemizde ‘star’lık kimliği kazanan bir çok sanatçı ismi verilebilir. Zaten bu isimlerin seçilmiş olduğu yılları araştırdığınızda çoğunlukla 60’lı ,70’li yıllara denk düştüğünü göreceksiniz. Meselenin özü, ortaya çıkarılan her şeyin hızla tüketildiği bir dünyada, televizyon ekranlarına onlarca kez çıkarılıp yarıştırılan insanların, bu süre zarfında zaten kendilerini izleyene ezberlettirip, tükenme ve akabinde unutulma sürecine daha yarışırken girmesidir. Çünkü, ortada kültür ve sanat adına yapılan veya bu kaygı güdülen, bir durumun olmaması ve jüri olarak ortaya çıkarılan sanatçılarında, gerek maddi gerekse manevi kaygılarla tv’ lerin bu tüketim kültürüne alet olmaları, işin vehametini arttırmaktadır.
Zaten seyirci istese de bu hıza ayak uyduramaz. Çünkü izlediği yarışmanın birincisi daha eskimeden yerine bir ‘star’ daha çoktan seçilmiş oluyor. Sonuç olarak da bu tarz yarışmalarda maddi olarak da manevi olarak da ‘star’ olabilecek insanların seçilemeyeceği, ortada sadece reyting uğruna ve tabiki para uğruna yapılan bir kısır döngünün bizlere dizi filmlerin başka bir versiyonu olarak sunulduğu gerçeğidir.

Aslında ortada böyle bir sorun yok. Sanırım bunlar bizim kuruntularımız sadece. Bu yarışmaları yapan da, katılan da, seçen de, izleyen de memnun. Ama en azından bu konu üzerine bir iki söz söyleme imkanı yaratıp bu konuyu bana hatırlatan okurlarıma çok teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum…


İlgili yazılar

Tarhan’ın sosyal medya partisi

Adettendir yeni bir kuruluşa hayırlı olsun demek! Ama ben bu yazıda Emine Ülker Tarhan’a hayırlı olsun demeyeceğim. Neden mi? Emine

UYGULAYICILARININ KALEMİNDEN KEMALİZM-3

-III- İLKELERİN TAMAMLANMASI VE TANIMLANMASI 1930’ların başından itibaren dünyada ve Türkiye’de gelişen olaylar Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik ilkelerine Devletçilik

DUYDUK Kİ ZİHNİYET DEĞİŞİYORMUŞ!

Duyduk ki Milli Eğitim Bakanlığında zihniyet değişikliği oluyormuş. Olsun olmasına da terk edilen zihniyetin ne olduğunu yerine yerleştirilmeye çalışılan zihniyetin

Bir Cevap Yazın