PUSULASIZ KILIÇDAROĞLU

CHP, Atatürk’ün partisi.
Büyük kurtarıcı ve devrimcinin,”İki büyük eserinden birisi” CHP.

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Deniz Baykal…
CHP’nin genel başkanlarından bazıları.

Hepsi de Cumhuriyet ilkelerinin savunucusu, devrimlerin takipçisi olmuş. Halkın ‘din’ ile uyutulmasına, cahil bırakılmasına karşı mücadele etmiş.
Laikliğin ‘insan olmak’ olduğunu anlamış, özel hassasiyet göstermişler.

Kısacası, 6 Ok’ta toplamış varlık nedenlerini.

Günün birinde Amerika’nın BOP uygulamasının daha iyi, itirazsız uygulamaya konulabilmesi için “Kemalizmin ve laikliğin ortadan kaldırılması”na karar verildi. İç piyon belirlendi: AKP, Başbakan Erdoğan ve Çankaya’daki Gül.

Ama karşılarında bir türlü dizginlenemeyen, dizginleri ele geçirilemeyen yüzde 20-25’lerde de dolaşsa bir CHP vardı.

Tam bağımsızlıkçı, yüreklerinde Atatürk ruhu taşıyan, ülke yararını Amerika’nın çıkarlarının üzerinde gören bu azınlığı da yola getirmek gerekiyordu.

Yolu da bunuldu.
Bir kaset, arkasından CHP’yi ‘kuzu’ gibi uysallaştıracak bir genel başkan.

Yetmezdi…
Partinin genlerinin de değiştirilmesi gerekiyordu.
Fetullahçısı, sağcısı, liberali, döneği, Amerikancısı, Sorosçusu, Atatürk düşmanı…
Hepsi partiye yerleştirildi.

Yeni Genel Başkan, YCHP ile yola çıktı.
Halka inip iktidara gelecekti.

İktidara gelme uğruna;

Atatürk’e saldırılmasına,
Laikliğin yok edilmesine,
Eğitimin dinselleştirilmesine,
Küçücük kız çocuklarının bir bez parçasına mahkum edilmesine,
Ülkenin bölünmesine,
Terör örgütü ile sarmaş dolaş olunmasına, pazarlık yapılmasına,

Göz yumdu, karşı çıkmadı.

Halkla bütünleşme, iktidara gelme adına.

(İtiraz edenlere: Partide bu konularda hassas olanlara yönelik yarım ağızla göz boyamak için zaman zaman yapılan, ama bir türlü arkasında durulamayan açıklamalara bakarak yapmayın itirazınızı)

Peki neleri yaptı?

Tarikat ve cemaatlere saygı duydu, sağır sultanın duyduğu ve bildiği emniyetteki Fetullahçı yapılanmayı ‘görmedi’, devletteki kadrolaşma ile ilgili ‘bir izlenim’ edinmedi.

Atatürk’e saldıran partililerle ilgili bir girişimde bulunmadı.
Tam tersine CHP’nin yönetimde olduğu tek parti dönemini eleştirmede Başbakan Erdoğan’a stepne oldu.

“Partiden ulusalcıları ve Atatürkçüleri temizleyeceğiz” diyen parti yöneticisine susarak destek verdi.

Sarıklı-cübbeli din adamlarına iftar yemeği verdi.

Demokrasi kahramanı(!) Adnan Menderes ve arkadaşlarının mezarını ziyaret ederek çiçek koydu, “Bir ezberi bozdu.”
Böylece CHP’nin tarihini bilmediği gibi yakın tarih bilgisinin zayıflığını da ortaya koydu.

Şehit cenazeleri geldikçe ‘terörü lanetledi’ ama PKK’ya ‘terör örgütü’ deme cesaretini gösteremedi.

En çok zorlandığı, zig-zag çizdiği, çelişkiler yansıttığı konu da ‘terör’ konusu oldu ne yazık ki.

Örneğin:

Oslo görüşmelerinin ilk ortaya çıktığı günlerde sert bir şekilde eleştirdi.
“Teröristlerle görüştünüz” diyerek.

Başbakan sonunda görüşmeleri kabul etti. Sıkıntılıydı.
Ama o da ne.
“Biz görüşmenizden değil, gizli saklı yapmanızdan şikayetçiyiz” diyerek Erdoğan’ın değirmenine su taşıdı.

Terörü konuşmak için TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdı, iktidar ve MHP gelmeyince “Meclis’e gelmiyorlar ama Oslo’ya gidiyorlar” sözüyle yine yan çizdi.

Sonra CHP Sözcüsü Haluk Koç, günlerce Oslo görüşmelerinde neler olduğunu sordu. Sonunda bir belge açıkladı. Ülkenin bölünmesini içeren, vatan hainliğinin belgesini.

“Bu belge hükümete büyük darbe vurur” diye düşünenler, Koç’un olayın
üzerine giderek iktidarı sallamasını, Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan’ın “Biz Oslo’yu hazmetmedik, hazmetmeyeceğiz de” demesiyle mutlu oldular.

Öyle ya, CHP iktidara zarar verecek en büyük balığı tutmuştu.
İktidar sıkışmış, kıvırmaya başlamış, ‘bu işin altından nasıl kalkarız’ diye kıvranırken olan oldu.

Erdoğan ve sallanmaya başlayan iktidara yine can simidini attı.

“Eğer PKK’ya silah bıraktıracaksa terör örgütüyle görüşmelere devam edilmeli.”

Düşünün;

Partinin genel başkan yardımcısı ve sözcüsü belge açıklıyor, kendini paralıyor, AKP’yi halka şikayet ediyor, “Teröristlerle Oslo’da görüştüler metin imzaladılar” diye.

Grup başkanvekili “Terör örgütü silah bırakırsa müzakare edilir, aksi dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir” diyor.

Genel Başkan ise, “PKK ile görüşülmeli” diyor.

Parti böylesine önemli ve ülkenin geleceğini ilgilendiren hayati bir konuda ikiye bölünmüş.

Böyle başa böyle tarak.
Böyle genel başkana böyle parti.

YCHP’nin yeni genel başkanı Kılıçdaroğlu, pusulasız geminin şaşkın kaptanı gibi.
Kim nereye çekerse oraya gidiyor.

Yani kendine biçilen rolü yerine getiriyor.

Ancak pusulasız gemi ve kaptanın bir süre sonra karaya oturması kaçınılmazdır.

YCHP’nin ve onun genel başkanının akibetinin de bu olacağını hep birlikte göreceğiz.

(Yazının uzun olduğunun farkındayım, sabrınız için teşekkür ederim)


İlgili yazılar

İflah Olmayanlar

Günümüzde iki sınıf ortaya çıktı; iflah olamayanlar ve ihya olanlar… İktidara sırtını dönenler iflah olamadı. CHP için zaten iflah olamama

YIKAMAZSIN BE HAİN!

Dindar ve kindar söyleminle, bu ulusun tüm değerlerine sataşıp duruyorsun. İnönü yetmedi, şimdi de Atatürk dönemiyle kendini kıyaslıyorsun. Çok övünüyorsun

Haberi Cumhurbaşkanından öğreniyorsak..

Haberi,  bölgedeki  yasaklamalar nedeniyle ancak akşam üzeri alabildik. Olay, operasyona giden askerlerin öğleden sonra saat 3′ te operasyon için zırhlı

Bir Cevap Yazın