SİLİVRİ İZLENİMLERİ-1

Sözde suçlamalarla açılan Ergenekon Davası’nın savcı mütalaasının
verileceği duruşma için Türkiye’nin her yerinden Silivri’ye hareket
eden otobüslerden birinde de yakinplan.com ekibi olarak yer aldık.
Biz, Ankara’dan CHP Genel Merkezi Önünden hareket eden otobüsün içindeydik.
Otobüsümüz sabaha karşı 01.15 de hareket etti.
Otobüste CHP MYK üyeleri ve milletvekilleri ile birlikteydik.

Otobüstekilerin tamamı nereye, ne için gittiklerini biliyorlardı.
Bu yolculuk 5 yıldır uygulanan adaletsizliğe başkaldırı yolculuğuydu…
Otobüsteki Silivri yolcularının önemli bir bölümü hukukçuydu.
Doğal olarak sohbet Ergenekon ve türevleri davalarının “hukuksuzluğu”
üzerineydi.
Yola çıktığımızda Ergenekon, Balyoz, Oda tv ve birleştirildiği için
isimlerini unuttuğumuz onlarca davanın nasıl sonuçlanacağı üzerine
hukuk-toto oynadık.
Kimlerle mi?
Öncelikle hukukçulardan başlayalım: CHP Genel Başkan yardımcıları
Bülent Tezcan, Gökhan Günaydın, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Göktürk, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Uşak Milletvekili Dilek
Akagün, Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Artvin Milletvekili uğur
Bayraktutan, İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Yiğit, Adana
Milletvekili Ali Çetinçalı, Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı
avukat Şenal Sarıhan ve MYK üyeleri ile.
CHP’lilerin çoğu Savcının mütaalasını vermeyeceği görüşündeydi!
Herkes farklı bir gerekçeyle neden mütalaanın okunmayacağını açıkladı.
Ortak nokta; “hukuksuzluktu.
Sonra…
Silivri’de ne yapılması gerektiği tartışıldı.
Derken..
Herkes gençliğini anımsadı…
Halisane duygularla ülkesini, insanları sömürülmeyen, hak ve adaletin
olduğu gençlik ütopyalarını anımsadı..
Türküler söylendi.
Saat 02.30 olduğunda…
İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal…
Berberlerin kendisinden çok para aldığını söyledi.
Gerekçe malum…
Meclisin çalışkanlarından olan Tanal “Saç özürlü” olduğu için
berberlere verdiği paranın fazla olduğunu düşünüyordu…

Bolu yakınlarına gelinmişti. Otobüsün kaptanı Hasan “İstanbul
çıkışına kadar durmayacağız. Burada 15 dakika mola veriyoruz”
dediğin de herkes inip ihtiyaçlarını giderdi.
Bir süre daha sohbet edildikten sonra MYK üyelerinin yarısı
oturdukları koltukta şekerleme yapmaya başlamıştı bile.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçerken uyandım.
Kaptan Hasan 10 dakika sonra mola vereceğimizi söyledi.
Silivri’ye 20 kilometre kalmıştı. Sabah 06.30…
Gün ağarmak üzere…
Türkiye’nin çeşitli Silivri toplama Kampı’ndaki duruşmayı izlemek
üzere gelen araçların olduğu bir tesiste durduk.
Çay-simit ikilisinden oluşan kahvaltımızı yaptık…

KARI-KOCA TESİSTE KARŞILAŞTILAR

O dinlenme tesisinde bir de hoş sürprize tanıklık ettik.
Bizim de içinde olduğumuz otobüsün “abi”si Genel Başkan Yardımcısı
Bülent Tezcan, Aydın’dan gelen otobüste yer alan eşi Süheyla Hanım’la
karşılaştı. Aydın ekibi bizden önce gelmiş, kahvaltısını bile
bitirmiş hareket etmek üzereydi. Restauranttaki bu karşılaşma
gerçekten sürprizdi ve fotoğraflar çekildikten sonra yola koyulduk.

10 dakika sonra Silivri yoluna girdiğimizde insanlar çoktan kampla ana
yol arasını doldurmuştu bile.. Ellerinde Atatürk Posteri, TGB, ADD,
CHP ve Türk Bayrağı ile kıvrım kıvrım uzanan siyah asfalt ile mavi
gökyüzü arasında ellerinde kırmızı-beyaz bayraklarla yürüyen
onbinlerdi gördüğüm…
CHP otobüsü yürüyenlerin alkışları arasında yavaş yavaş yargılama
salonunu önüne kadar geldi. Ancak jandarma barikat kurmuş ve gelenleri
büyük salonun önüne almıyordu.
CHP’li milletvekilleri uzun bir uğraş ve görüşme trafiğinden sonra
barikatı kaldırttı. Otobüs yolu açtıktan sonra arkasından gelen
binlerce insan da geniş alana girdi.
Bu arada otobüsten çalınan ve insanın tüylerini diken diken eden türkü
büyük salonun önünde bulunan onbinleri heyecanlandırmıştı.
Otobüsten indim.
Jandarma barikat kurmuş. Kartımı gösterip salona gireceğimi söyledim.
Beni yanlış yere yönlendirdi.
yarım saatlik bir zaman kaybından sonra beni yönlendiren uzman çavuşa
basın kartımı tekrar gösterip bir şey söylemesine izin vermeden
barikatı geçtim.
Bu sefer de duruşmayı izlemek için gerekli olan “kartı” almak için
kuyruğa girdim
68.no’lu basın kartını aldığımda bir “oh” çekip, kuyruğa girdim.
Yarım saat süren bir mücadelenin ardından duruşmanın yapılacağı alana girdim.
Bu arada cep telefonum, bilgisayarım ve fotoğraf makinem emanete alındı.
not defterim ve kalemimle birlikte içeri girdim.
Canım çok sıkıldı.
Çünkü ben ara verildiğinde gözlemlerimi yazabileceğimi düşünmüştüm.
Evet Bir basın bürosu var… ama orada uydu bağlantılı bir telefon
veya cihaz yoksa haber geçme olanağı da bulunmuyor.
Benim acemiliğimden bu hatayı yaptım.
Ama iyi not tuttum.
Hakimin ses tonundan, avukatların heyete neden güvenmediğine,
Haberal’ın kendine özgüveninden, Tuncay ve Balbay’ın dinamizmine,
İlker Başbuğ ve Hurşit Tolon’un asil duruşlarını gözlemledim…
…..
Bu gözlemlerimi de yarın paylaşacağım sizlerle…


İlgili yazılar

Vahdettin Hain Mi?

Yeni Osmanlıcılık moda olunca, son Padişah Vahdettin’in, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan düşman işgali sırasında takındığı tavır da son yılların

Hakkımı Helal Etmiyorum

4 Mayıs günü ülkenin Başbakanı bir darbe ile görevden alınmıştır. Davutoğlu’na yapılan bu darbe ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın laiklik

Ortaca günlüğü (1)

Ortaca’ya doğru yola çıktığımda (13 Eylül 2014) Ankara’da su kaosu yaşanıyordu. Uyanık Belediye Başkanı Kızılırmak suyunu sessiz sedasız salmış… Kokar

Bir Cevap Yazın