SİLİVRİ’DE ADALET TERAZİSİ İŞLEMİYOR

Silivri içimde bir sızıydı.
Gidememek, o ortamda bulunamamak,
tarihe tanıklık edememek,
hukuk, adalet, yargı nasıl işliyor! görememek…

Gittim, gördüm, yazıyorum.
İbret alınsın diye.

Silivri savaşa girmiş görüntüsü.
Tellerden, demirlerden barikatlar,
önünde arkasında robokop askerler, polisler.
Panzerler, tomalar sıralanmış
düşmana(!) saldırmaya hazır bekliyor.

Avukatlar, gazeteciler, sanık yakınları
salona girmek için sıradalar.
Salonun hemen girişindeki kafeteryada
yiyecek ve içecekler bir türlü gelmiyor,
servis edilmiyor.

Salona girebilmek için ise
mahkeme başkanından emir bekleniyor.
Dakikalar geçtikçe sinirler geriliyor,
görevli askerlerle avukatlar arasında tartışma büyüyor.
Belli ki bir taktik yürüyor.

Mahkeme başkanı önce,
“İstanbul Barosu avukatları sanık avukatlarının olduğu bölümden
çıksın, yoksa başlatmam” diye talimat veriyor.
İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve bazı avukatlar,
“bizim üzerimizden şov yapılmasına izin vermeyiz”
diyerek gereğini yaptı.

Yetmedi.
Bu kez mahkeme başkanı avukatların çok olmasından rahatsız oldu.
Duruşmayı izlemeye gelen avukatlardan
“yetki belgesi” aranmasını istedi.
Böyle bir yöntem duyulmuş, görülmüş şey değildi.
Ama oldu, bu da yine asker ve avukatları karşı karşıya getirdi.
“Bu mahkemede avukatlara gerek yok” der gibi.

Sivil polisin görevlilerle tartışan avukatları
sürekli kaydetmesi de gerilimi arttırdı.

Sanıkların mahkeme salonuna getirilmesi
heyetin geleceğinin işareti sayılıyor.

Vatanseverlerin, kahramanların izleyiciler arasındaki tanıdıkları ile
göz göze gelmesi, diyalogları, seslerini duyurmaya çalışmaları,
“Kemal Bey”, “Balbay” “Tuncay”, “Hocam”… seslenişleri
tüyleri diken diken ediyor,
insanın içini acıtıyor.

Mahkeme heyetinin gelip yerlerine oturması ile
asıl oyun başladı.

Gazeteci örgütlerinin
“Gazeteciler görev yapamıyor,
boş sandalyeler var, izin verin” istekleri,
milletvekillerinin
“Milletvekilleri ayakta, bu kadar boş sandalye var
oraya oturmalarının gereğini yapın” sersenişleri
işe yaramıyor.

Başkanın, sakin, alay eder-dalga geçer gibi,
“bugün çalışma yöntemimiz böyle.
İzleyici bölümünde boş sandalyeler var
oraya oturun” demesi salonda tansiyonu yükseltiyor.
(Gazetecilerin, milletvekillerinin daha önceki duruşmalarda
oturdukları bölüm boş bırakılmıştı, izleyiciler arasında bir tek
boş koltuk yoktu)

Arkasından da tehdit geliyor:
“Tepki gösterirseniz istemediğim
tedbirler almak zorunda kalırım.
Burası adalet yeri.”

Bunun üzerine protesto alkışları,
sıra kapaklarına elleri ile,
tabana ayakları ile vurarak tepki gösterme başlıyor.
Başkan bu kez azarlıyor: “Niye alkışlıyorsunuz”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan,
genelin düşüncesini dile getiriyor, isyanını dile ğetiriyor:
“Niyetin yargılama yapmak değil,
tahrik etmek.”

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin sözleri ise anlamlı:
“Milletvekili olduğumuzu söyledik,
boş sandalyelerin olduğu bölüme almadılar.
Şimdi Abdullah Öcalan’ın yakını olduğumuzu söyleyeceğiz.”

Patırtı, gürültü, ‘yuh’ sesleri,
protesto alkışları, sıra kapaklarına vuruşların çıkardığı gürültü.
Her kafadan ayrı bir ses,
mahkeme başkanının vurdum duymaz, duyarsız tutumu.

İnsana “olamaz, böyle bir yargılama olamaz.
Burası gerçekten tarihe geçen bir davanın görüldüğü salon mu”
dedirten bir manzara.

Ve başkanın duruşmaya ara vererek salonu terk etmesi.
Ardından da erteleme kararı.

Dünyada belki de ilk kez
salonuna biber gazı giren,
avukatların, izleyicilerin ve gazetecilerin
gözyaşlarına boğulduğu,
limon aranan bir mahkeme salonu.

Silivri’de,
adaletin terazisi işlemiyor.
Hak, hak getire.
Adalet aranıyor.
Hukuk ortada yok, kaybedilmiş.
Kararı verilmiş yargılama.

Tam bir tiyatro.
Dram mı, komedi mi
karar veremedik.

Sponsoru, yönetmeni, figüranları belli.
Hani derler ya,
kendileri çalıp kendileri oynuyor.

Bir gazeteci, bir vatandaş gözüyle,
durum bu.

Abartı da, yalan da
bire beş-on katma da yok.


İlgili yazılar

Seçim Promosyonu

Global kapitalizm Ortadoğu eksenli İslam ülkelerinin radikalizmini yumuşatmak için ileri(!) demokrasi yutturmacasını öylesine uyguluyor ki etkilenmememiz mümkün değil. Yeni Türkiye

Sessizlik Kimseyi Umutsuzluğa Düşürmesin

3 yıl önce Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil isyanı yaşanmıştı. Adım adım bugün artarak devam eden faşizme ilk uyarıydı

HALKA DOKUNMAK

Gazetecilikten gelme rahmetli Bülent Ecevit, gazetenin önemini çok iyi bilen siyasetçilerden birisiydi..Henüz Karaoğlan adını almamıştı. Ama, adının efsaneleşmeye başladığı günlerdi.

Bir Cevap Yazın