SİZİN KAFANIZ MI KIYAK?

Toplumun refahı, sağlığı için bireysel özgürlükler sınırlandırılıyor.
Vatandaşlar zaman zaman genel ahlak kurallarına uymaya davet ediliyor. “Sana ne benim ahlakımdan” demeye kalkanlar derhal bertaraf ediliyor.

Alkollü içki satışı yasak ama buna rağmen, dünyada en yüksek alkol tüketimi olduğu biliniyor.
Fakat kötü niyetli olmamak lazım, muhtemelen halk yaralarını dezenfekte etmek için kullanıyor.

Halkın, demokratik hak arayışı kısıtlanmış.
Hak aramak için sokağa çıkanın başına devletin muhafızları biniyor.

Üniversitelerin diline kelepçe vurulmuş. Özgür araştırma imkânı bir yana, üniversiteler muhalif bir tek görüş bildiremiyor.

Medyada sürekli iktidara övgüler yapılıyor. Misal haber bülteninde ilk haber, “Sayın Başbakan … haftanın son gününü evinde geçirdi” diye başlayabiliyor. İnternet kullanımını sınırlamak için art arda tedbirler alınıyor. Yazılı basın, radyo ve tv yayınları zaten kontrol altında. Devlet televizyonu, yurt dışından alınan belgesellerden “evrim teorisini” ayıklıyor. Hatta ülkenin TÜBİTAK’A denk bilim kurumu, “evrim teorisi ve Darvin’i” yok sayıyor. Bu konuyu içeren eserler basılmıyor, kesinlikle satılmıyor.

İktidardaki siyasi parti üyelerinin önemli bir bölümü hayatının bir döneminde dini eğitim verilen okullarda okumuş. Hayatın her alanını dinin şekillendirmesi garipsenmiyor. Hepsi çok iyi laf cambazlığı yapıyor. Herkes birbirine “abi, abla, canım, ciğerim, kardeşim” diye hitap ediyor. Fakat arkadan iş çevirmek serbest.

Gece gündüz kul hakkından bahsedilirken, emekçiler yok sayılıyor. Sendikal örgütlenmenin önüne sürekli duvarlar örülüyor, buna rağmen grev yapmaya kalkışanlar derhal işten atılıyor. Aylıklar düşük, hayat pahalı. Milli gelirin sürekli arttığı ifade ediliyor ancak . halkın alım gücü sürekli düşüyor, borçlanma oranları yükseliyor.

Bir kişinin kaş-göz işareti ile çok önemli kararlar alınıyor, yasalar çıkartılıyor ya da iptal ediliyor.

Ülkede erkekler özellikle de kamu görevlileri, batı icadı kravatı takmıyor.

Yol inşaatları hiç bitmiyor. Trafik hep sıkışık. Meydanlar fıskıye ve çiçek tarhları ile süslü. Şelaler göze çarpıyor. Trafikte ışığa, yaya önceliğine uyulmuyor.

Ülkenin önemli bir bölümünde mukim etnik grup, ötekiler kadar çalışmıyor, vergi ödemiyor ancak kamu hizmetlerinden eşit oranda yararlanıyor. Zaten yararlanmazsa ortalığı birbirine katıyor.

Halk futbola boğulmuş vaziyette, kendi ligleri bitince, başka ülkelerin ligleri, dünya ve Avrupa şampiyonaları takip ediliyor.

Farklı mezhepler arasında keskin çizgiler çizilmiş. Erkek egemen toplumda kadın eziliyor. Taciz, tecavüz olayları sayılamıyor.

Kültürel etkinlikler devlet kontrolünde.

Ne, hayır canım, yanlış anladınız, burası Türkiye değil. İran’ı anlattım size.

Türkiye İran olur mu diye soruyorsunuz ya hani, mümkün mü? Kafanız kıyak galiba. Neyse, siz gönlünüzü ferah tutun, üç kulhu bir elham okumadan da uyumayın. Uyandığınızda artık merhumun (Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti T.C’nin) ardından fatiha okursunuz.


İlgili yazılar

Ozanlar Ölür Mü?

İnsanları zaman öldürür. Zamana yenik düşer insanlar. Arkalarında anılacak yapıt bırakanlar asla ölmez. Yüzyıllar, bin yıllar sanatçıyı, ozanı, yazarı öldüremez…

DEVLET BABA EVLATLARINI YİYOR

İki gün süresince görüşmeler oldu. Farklı kimi sesler çıksa da ateş sönecek gibiydi. Gezi’deki milli irade isteklerini elde edememişti. Edememişti

23 NİSAN’DA ÇOCUK GERÇEĞİ

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı kahramanı, büyük önder, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesine kara çalmaya kalkışan yobazlara inat,

Bir Cevap Yazın