TOPLUMSAL TALEBİMDİR!

O kadar zengin topraklar üzerinde yaşıyoruz ki. Onca zenginliğimize rağmen o kadar varlık içinde yokluk çekiyoruz ki. İnsanın bunca olup bitenlere isyan etmemesi içten bile değil.

Samimiyetle sizlerle birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bazen tam bir karamsarlık kaplıyor içimi ve karamsarlık tablosunun bu bulanık havası içindeki olayların,insanların çaresizliğini görünce dayanamıyorum. İçine girmiş olduğum tüm bu tablolardan bir anda sıyrılıp kendimi sorgulama gereğini duyuyorum.

Daha sonra gerçekten ben mi çok abartıyorum diye düşünüyorum. Hayatımın büyük bir bölümünü kültür, sanat konuları ile ilgili yeterli bilgi ve beceriyle donatmaya çalışırken, her geçen gün bilmediklerimin yanında bildiklerimin çok küçük kaldığını görüyorum. Daha fazla bu konularda bilgi ve doğru bir düşünce sahibi olmaya gayret eden bir insan olarak, sanatın insan yaşamında hayati bir yeri olduğu düşüncesine sarılıyorum.

Üstünde yaşamış olduğumuz coğrafyanın her konuda çok büyük bir birikim ve çeşitliliğe sahip olunduğu herkes tarafından yadsınamaz bir gerçektir. Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine çok çeşitli gelenek ve göreneklerin yaşandığı ve yaşadığı zengin bir folklor,derin bir felsefe ve hoşgörü kültürüne sahip olduğu bir gerçektir. Her zaman her türlü acıya ve yokluğa rağmen,umudunu hiç kaybetmeyen bu ülke insanlarının, kültürüne ve sanatına şekil veren tüm bu olgular, bana göre dünyanın her yerinde her zaman görülebilecek bir şey değildir.

Bu yazımı okuyup da her zamanki klişelerden olduğunu düşünüp, ‘artık hangi devirde yaşıyoruz’ zırvalığına sarılacak arkadaşlara tavsiyem şudur; Kafasını sokmuş olduğu toprağın altından kaldırıp çevresine şöyle bir bakması ve etrafında veya kendi hayatında olup bitenleri kendine sormasıdır. Ayrıca bu düşüncelere sahip olduğu hayatının ne kadarı kendisine ait olduğunu bir düşünmelidir. Bırakın kültürü sanatı bir kenara, çevresindeki yozlaşmaya ve belleksizleştirilmeye karşı acaba ömründe kaç defa kafa yorduğunu sorgulaması gerekir.

Anadolu insanı cefakar olduğu kadar vefakardır da. Yardımlaşmayı bilir sahip olduğu değerlerin bilincinde olup onu korumaya ve kollamaya çalışır. Ahlakında ve kültüründe bencillik olmadığı gibi bu güne kadar kendisine zulmedenlere karşı hep direnmiş,başkaldırmış hiçbir zaman boyun eğmemiştir. Bunun bin türlü örneği ile doludur tarihimiz. Bayramlarımız vardır bizim, genci yaşlısı herkes kucaklar birbirini. Zengin örf ve adetleri vardır,insanlara nasıl insan olunması gerektiğini öğretir. Folkloru ve türküleri vardır ki acılarını,sevinçlerini,heyecanlarını kısaca hayata dair tüm yaşanmışlıklarını coşkulu bir dille
anlatır. Destanları,hikayeleri,zengin bir edebiyatı vardır.Tüm dünyayı kıskandıracak hikayeler,şiirleri ve öyküleri vardır.Sözlü olarak anlatmışlardır yüzyıllar boyu aşkı,kardeşliği,vefayı,ölümüne sevmeyi. Kahramanları hiç eksik olmamıştır. Bu gün bile yozluğun efendilerine karşı mücadele içindedirler.

Bütün bu güzelliklerin ve zenginliklerin varlığıdır, birilerini rahatsız eden ve her zaman yok etmek isteyen gözlerle baktıran. Onlar artık tankla topla zapt edemedikleri,esaretleri altına alamadıkları bu insanları başka silahlarla vurmaya çalışırlar. Bunun için ise yeni silahlar üretirler ve bu silahların en başında kültürsüzleştirme ve asimilasyon politikaları baş gösterir. Küreselleşme saçmalıkları ile tek tipli bir insan yaratma yoluna giderler. Kendi kültürlerini dayatırlar,içi boş ve sabun köpüğü gibi hemen tükenip gidecek olan o milenyumlar….. Bu derya deniz yaşam denizi içindeki kültürümüzü, türkülerimizi,edebiyatımızı,halk danslarımızı,örf ve adetlerimizi içi boş modası geçmiş şeyler olarak yansıtırlar yeni nesillere.

Ve kafalarına kendi popüler, hiç bir dayanağı, derinliği ve felsefesi olmayan öğretilerini, medyası ve daha farklı iletişim araçları ile o kadar sinsice sokarlar ki, artık geriye baktığımızda hiç bir şeyimizin kalmadığını görürüz. Amaçsız,sorgulamayan,okumayan,kimseye güvenmeyen bir nesil çıkartırlar ortaya. Bencil ve tüm felsefesi ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ veya ‘altta kalanın canı çıksın’ türünden düşüncelerle, kısa yoldan, emeksiz yaşamanın yollarını aşılarlar.

Ve bütün bu sebepledir ki, emperyalistler ilk önce kültürüne ve sanatına saldırırlar bir ülkenin. Bu yüzdendir ki, bizler her zamankinden daha fazla kültür ve sanat değerlerimize sarılarak araştırmamız ve ayırt edebilmemiz gerekir.

Ve bununla da yetinmeyip elimizden geldiği kadarı ile, dünyanın herhangi bir yerinde saldırıya uğrayan diğer halk kültürlerine de sahip çıkmalı ve çok çeşitliliği korumalıyız.

Tüm halkımıza saygılarımla…


İlgili yazılar

Kemal Şahin Bulvarı’ndan aşağıya

Ortaca Günlüğü (3) O bankın üstünde uzun süre oturup düşünüyorum. Ömür dediğin nedir ki, işte yarıdan fazlasını geçtik bile… Biraz

Vasi tayini nedir ne zaman vasi tayini gerekir?

Vesayet; çeşitli sebeplerden dolayı kendi işlerini sürekli olarak yerine getiremeyecek durumda olan ve bu sebeplerden dolayı koruma altına alınması gereken

23 NİSAN NEDEN ÇOCUK BAYRAMI?

Mustafa Kemâl, İstanbul’la olan her türlü ilişkisini kesmiş olan, Alevîlerin inanç önderi Cemalettin Efendi’yi Hacıbektaş’ta ziyarete gitmişti. Cemalettin Efendi, ağır

Bir Cevap Yazın