UYANIŞ İÇİN BİBER GAZI MI GEREK

Barış diye diye maalesef şiddet kültürü yaygınlaşıyor. Muhalif söylemlerin şiddetle bastırılması, son 10 yılın dozunu gittikçe artıran marifeti. Herkesin gölgesinden korkar hale geldiği, herkesin telefonun dinlendiğini düşündüğü, kaygılarını dile getirenlerin sürekli baskı altına alındığı bir ülkeye dönüştük.

ANNELER AĞLAMASIN AMA KAYGILANSIN

Atatürk’ün en çok güvendiği Türk gençliği, ülkesinin sanatçısından, yazarından- çizerinden daha duyarlı, algısı daha açık. Onların gelişmeleri yakından takip ettiğini görüyor, umutlanıyorum.
Ancak şiddet kültürü onları da esir alıyor. Bu yüzden anneler ağlamasın, ama anneler evhamlansın, kaygılansın…

Çünkü üniversiteler uzun zamandır alttan alta kaynıyor. Gençler, yaşadığımız zamanın gerçeğine duyarsız kalamıyor. Kampüslerde kamplaşmalar gittikçe daha keskinleşiyor. Gün geçmiyor ki, bir üniversitede karşıt görüşlü öğrenciler karşı karşıya gelmesin, bıçaklı, satırlı kavgalar çıkmasın, polis gazı ile suyuyla yerleşkeye girmesin.
‘Barış ortamını yeşerteceğiz’ derken kılıçlar kınından çıkmış vaziyette. Üniversiteler böyle de ülkenin kendisi farklı mı? Tahammülsüzlük ülkenin geneline nereden sirayet ediyor dersiniz?

İKTİDAR MUHALEFET İSTEMİYOR

İktidar’ın muhalefet alerjisi var. Bu gerçek her alanda kendini sık sık gösteriyor. Siyasetin dili hepimizi kirletiyor. Öfkemizi kamçılıyor.
Çoğu az gelişmiş ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de parlamento içi ve dışı muhalefete karşı olumlu bir tutum görmek hayal. İktidarın hukuk dışı alanlara kaymasının garantisidir oysa muhalefet. Sağlıklı demokrasilerde muhalefet, insan hakları ihlalinin ve şiddete yönelip sistem için sakıncalı çatışmaların önlenmesi için önemlidir. Muhalefet, iktidarda temsil edilmeyenlerin seslerini iktidara duyurandır ki, bu bizim ülkemizde seçim sonuçlarına bakarsak toplumun en az yarısı demek. Bizim ileri demokrasimizde ise muhalif tüm seslerin eli, kolu, dili bağlanmıştır.

KAYGI VE EVHAMA ESİR OLDUK

İçim kıpır kıpır ama sanmayınki bahardan, efkârdan.
Demokratik hakların kullanımı denince akla ilk gelen sokak protestoları, yürüyüşler… İleri demokraside bunlar yasak! Emek sineması önünde yaşananlar ne ilk ne son diye düşünürken, Pazartesi günü Silivri çadır tiyatrosunun önündeki kalabalığa reva görülen uygulama yine bizi haklı çıkardı.

BİBER GAZINI YEMEK Mİ GEREKİYORDU

Emek’te biber gazı yiyip, Türkiye’de sanki ilk kez böyle bir şey yaşanıyormuş gibi röportajlar veren sanatçılara da şaştım kaldım açıkçası. ‘Benim astımım var’ diye serzenişte bulunan, ‘polis bizi saçlarımızdan sürükledi’ diye sızlanan değerli sanatçılarımıza Sinop’ta biber gazı yiyip kalbi dayanamayan Metin Hoca’yı hatırlatayım yeter. Birkaç gündür Alman rahip Martin Niemöller aklımdan çıkmıyor. Ne demişti Niemöller; “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.”
Uyanış ancak herkes biber gazının tadına baktıktan sonra mı gerçekleşecek?

DAĞA ÇIKMAYI ÇÖZÜM GİBİ SUNMAYIN BİZE

Bu ülkeye, beğenin beğenmeyin uzun süre hizmet etmiş, bakanlık makamına kadar yükselmiş bir politikacı, “Böyle giderse ben de dağa çıkacacağım” diyor. Eee en meşru yol artık dağa çıkmak ise, hep beraber dağa da çıkılır diyemiyorum.

Çünkü, meşru yolları biliyorum. Meşru yol muhalefetin elinde. CHP ve MHP el ele verip bu oyunu bozabilir. Yeni Anayasa ile devre dışı bırakılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni canlandırabilir, dış güçlerin dayattığı artık ayan beyan ortada olan ‘süreç’ takvimini alt üst edebilirler. Sihirli kelime sine-i millettir… İşinize gelirse!


İlgili yazılar

BÖYLE GELDİ BÖYLE GİDİYOR!

Bugünlerde Milli Eğitim Bakanlığında bir grup başkanlığına(eski ismiyle daire başkanlığına) bir sekreterin atanması tartışılıyor. Tartışanlar haklı olarak Milli Eğitimi kimler

Helal olsun adil düzene

Adaleti öteleyen, yapanın yanına kâr bırakan, ağlayan annelerin bir bölümüne sahip çıkan, ölen çocuklarının ırkına, dinine bakarak üzülen ya da

Sizsiniz hain!

Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi kitabı gibi günler yaşıyoruz. Kasabada birisi öldürülecek, bunu herkes biliyor, kimse bir şey yapmıyor! Türkiye

Bir Cevap Yazın