UYGULAYICILARININ KALEMİNDEN KEMALİZM-1

Çok değerli Yakın Plan okuyucuları ülkemizin içte ve dışta pek çok sorunla yüz yüze kaldığı bugünlerde, geleceğimiz olan gençlerimiz, gelecekleri ile ilgili derin bir kaygı duymaktadır. Umutlarını ve güvenlerini tazeleyecek geçmişlerinden de hızla koparılmaktadır. Oysa Türk ulusu “öldü” denilen bir günde şahlanmış, uygarlık savaşımından galip çıkmış, geleceğine umutla bakan her yaştan gençleri ile dünyanın karşısına dikilmiştir. Elde ettiği bu başarıda izlencesi Kemalizm olmuştur. Ne var ki Türkiye’nin son elli yılında Kemalizm pek çok eleştiri ile yüz yüze bırakılmıştır. Kuşkusuz eleştiri, demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Ne var ki yapılan eleştiriler, çoğunlukla eleştiriyi yapanların ideolojik bakış açıları ile sınırlı kalmaktadır. Oysa Kemalizm, onu yaşama geçiren, uygulayan kişilerin eserleri ile anlam kazanabilir. Bu düşünceden hareketle bu haftadan itibaren üç bölümden oluşacak bir dizi yazı kaleme almayı ve Kemalizm’i sistemleştiren isimlerin Kemalizm’i nasıl algıladıklarına aracılık etmeyi planladım. Bugün ele alacağım ilk bölümü de Kemalizm nitelemesine ve Türk basınında nasıl algılandığı konusuna ayırdım.


I

Kemalizm Nitelemesi ve Türk Basınında Kemalizm

Kemalizm nitelemesi; Kurtuluş Savaşı ile birlikte kullanılmaya başlanmış, Mustafa Kemal önderliğinde örgütlenen ulusal direnişin, otoritesini içte ve dışta egemen kılması ile yaygınlık kazanmıştır. Bilindiği kadarı ile kelime ilk kez Beyoğlu’nda işgal gazetecisi Paillares tarafından kullanılmıştır. Anadolu’daki ulusal direnişe cephe alan İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal’in çevresinde toplanan halkı İmparatorluğa karşı ayaklanan Celalî’lere benzeterek Kemalî diye anmıştır. İngiliz Haberalma Örgütü, İstanbul’un işgal edildiği haberini ileten Fransız temsilcisine Vahdettin’in “Kemalistleri siz tutuklamasaydınız ben tutuklayacaktım” dediğini bildirirken, Sadrazam Tevfik Paşa da 6 Mart 1922’de Yüksek Komiser Rumbold ile yaptığı görüşmede “Kemalistler” adlandırmasını yeğlemiştir. Ulusal Mücadele karşıtı Alemdar gazetesi 18 Nisan 1920 tarihli nüshasında “Kemalist çetelerin Bursa’daki şekaveti”nden, 20 Nisan’da ise “Kemalîlerin tenkilinden” bahsetmiştir. İstanbul basınında; Anadolu’daki subaylar “Kemalî”, ulusal mücadeleyi destekleyenler “Kemalci” olarak anılmıştır.

Batılılar da ulusal hareketi “Kemalist hareket”, “Kemalizm” olarak adlandırmış, ulusal orduya “Kemalist Ordusu”, TBMM Hükümeti’ne “Kemalist Hükümet” adını vermişlerdir. Örneğin; İngiltere’nin Kafkasya temsilcisi Wardrop 3 Ocak 1920’de Dışişleri Bakanı Lord Curzon’dan “Bolşevik ve Kemalist güruha engel olunmasını” dilemiş, Amiral Robeck 17 Temmuz 1920 tarihli telgrafında “Kemalistlerin Yunan ilerlemesine dayanmasına” olanak bulunmadığına dikkati çekmiş, Lord Derby ise Lord Curzon’a çektiği 18 Kasım 1920 tarihli telgrafta “Bolşeviklerden yardım gören Kemalistlerin” durumundan bahsetmiştir. Llyod George, 16 Ağustos 1920’de Avam Kamarası’nda “Kemalist ayaklanmayı bastırmak” için alınacak önlemleri sıralarken Fitzmaurice Türk esirleri ile ilgili notunda “…buradaki esirlerin hepsi Kemalist milliyetçilerden tarafıdır” kaydına yer vermiştir. Journal d’Orient, L’Humanite, The New York Times gibi gazeteler Anadolu’daki şahlanışı “Kemalist hareket” olarak nitelerken Stalin de Pravda’da yayınlanan demecinde bu nitelemeye katılmıştır. II. İnönü Zaferinin ardından Fener Patriği Meletios ise Rumbold’a “Kemalizm galib gelecektir” öngörüsünde bulunurken aynı zamanda yürütülen mücadelenin ideolojik karakterine de işaret etmiştir. Müslüman topluluklar ve kuruluşlar da “Kemalist” nitelemesini kullanmayı yeğlemiştir. Örneğin Büyük Zaferin kazanılmasının ardından Mustafa Kemal’i ve Türkiye’yi kutlayan Tunuslu tüccarlar adına Paris’teki Türk temsilciliğine çekilen telgrafta ve Güney Afrika Johannesburg Hilafet Komitesi’nin kutlama telgrafında bu başarı “Kemalist zafer” olarak nitelendirilmiştir.

Batılılarca 1919 yılından itibaren kullanılmaya başlanan ve giderek yaygınlaşan Kemalizm nitelemesi Türk basınında -belirleyebildiğimiz kadarıyla- ilk kez 1927 yılında Yakup Kadri tarafından kullanılmıştır. Yakup Kadri, “Kemalizm”in; bir kişiye, bir gruba “bayrak” olmaktan çok daha geniş bir anlam taşıdığını vurgulamıştır. O’na göre Kemalizm; insanlığın “ruhunu şimşek gibi kat eden” vatanperverliğin, inkılâpçılığın adıdır. Sürekli olgunlaşan ve sürekli yaratan bir prensiptir. Türkiye Cumhuriyeti; Kemalizm’den doğmuş ve Türk ulusunu halka iten güç Kemalizm olmuştur. Kemalizm; Cumhuriyet ve Halkçılık ilkeleri ile yetinmeyen Türkiye Cumhuriyeti’nin “parolası”dır.

Yakup Kadri makalesinde bu parolanın ismini Mustafa Kemal’den alması üzerinde de durmuştur. Türk halkının Mustafa Kemal olmadan da bağımsızlığını elde edebileceği kanısındadır. “Fakat Nasıl? Ne Şekilde? Ne kadar zamanda? İşte bunları tayin etmek müşküldür”. Yakup Kadri, Mustafa Kemal’siz ne bağımsızlık savaşının ne de Türkiye’yi çağdaşlığa taşıyan devrim hareketlerinin aynı mutlu sonuca ulaşacağı kanısındadır. Bu inancı ile Türkiye’de meydana gelen “mucizelerin sırrını” Mustafa Kemal’de ve Kemalizm’de bulmuştur.

Yakup Kadri’nin makalesi Kemalizm’i; Türkiye’yi bağımsızlığına, ulusu özgürlüğüne kavuşturan, hedefi çağdaşlaşmak olan ve bunun için de arasız devrimler yapan sistemli düşünceler bütünü, yani bir ideoloji olarak tanımlamaya yönelik ilk makaledir. Bu nedenle Türk aydınlarının 1930’ların başından itibaren giriştikleri Kemalizm’i sistemleştirme çabalarının da ilk örneği olmuştur. Bu tarihten sonra ulusal, hatta yerel gazetelerde ve dergilerde Türk aydınları Kemalizm’in doğuşu, gelişmesi ve geleceğe yön verecek niteliklerini işlemeye başlamışlardır. Mahmut Esat Bozkurt, Falih Rıfkı Atay, Ahmet Cevat Emre, Burhan Asaf Belge, Yunus Nadi, Kazım Nami Duru, Nazım Evren, Mehmet Şeref Aykut, Tekinalp, Ahmet Emin Yalman, Peyami Safa gibi Türk basının etkin kalemleri Kemalizm’in bağımsızlık savaşı ile başladığı ve zaferden sonra hız kazandığı görüşünde birleşmiştir.

Öncelikli hedef; ulusu egemen kılmak, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak ve yaşatmaktır. Bu ülküde; cumhuriyetçi, halkçı-demokratik nitelik hemen göze çarpmaktadır. Halkçılık ve demokrasi, ihtilâlin ilk gününden itibaren eş anlamda kullanılmış, Recep Peker’in 1935 Kurultayı’nda yaptığı konuşma ile ifadesini bulmuştur. “… demokrasinin kısaca tarifi [Halk tarafından halk için]dir. Halktan gelen seçimle iş başına geçenlerin çalışmaları halk için olmalıdır. … Onu; ulu varlık, ulus, vazifeli kılmaktadır. O da çalışırken kendisi için değil, ailesi için değil, kendi ihtirasatı için değil, halk yığınının umumî menfaatleri hedefini gütmelidir. Demokrasinin öz tarifi budur”. Recep Peker Türkiye’nin benimsediği demokrasinin kendine özgülüğünü de şu sözlerle ortaya koymuştur: “Demokrasi bir nas, bir âyet değildir. Bir ruh, bir espiri ve bir manadır. Yapılan işler akıl denilen bir süzgeçten geçirildikten sonra muhit denilen bir icaba uydurulduktan sonra tatbik edilirse fayda verir, kök tutar. Zigana dağının üzerine portakal ağacı dikilmez. Biz filân millet veyahud filân yerde böyle yapmışlar, biz de aynini tatbik edelim, diyenlerden değiliz. Biz memleketimize en uygun, ulus işine en elvereni tatbik ederiz. Ve ulus işlerinde taklid ve dış görüşle beğendirme yerine hayata uygun yolları doğru buluruz.” İşte bu nedenledir ki “Kemalizm bir demokrasi mektebidir”[1]. Kemalizm’de “devletçi-demokratik devir” 1920 yılının Nisan ayında başlamıştır. TBMM, Kemalizm’in “büyük bir şah-eseridir”.[2] Mustafa Kemal’in önceden karar verilenin aksine, Nutuk’u okumayı Eylül 1927’de yapılacak milletvekili seçimlerinin sonuna ertelemeyi yeğlemesi[3], 1930’da Serbest Cumhuriyet Partisi ile çok partili yaşama ikinci kez adım atılması, 1931 seçimlerine CHP adayları dışında bağımsız milletvekillerinin de adaylıklarını koymalarına olanak tanınması Kemalizm’in “demokratik cephesidir”[4]. Türkiye’nin rejiminin demokratik olmadığını iddia edenlere kimi sorular yöneltmek gerekir: “Ulusal egemenliğin mümessili olan Kamutay[TBMM] kapatıldı mı? Saylav[milletvekili] seçimi kaldırıldı mı? Kanunlar askıya alındı ve bütün bunların yerine bir şahsın istekleri mi kondu? Bu sorulara evet diyebilmek için önce, realiteleri tanımamak gerektir. Bu realiteleri tanımamak için de, herkesi kör, âlemi sersem sanmak lâzımdır. Halbuki âlemi böyle sananlardır ki kör ve sersemlerin başında gelirler”[5]. Öz demokrasi, sınıfsız bir ulusun bütünüdür. Kemalist halkçılık da Kemalist devletçilik de bunun ifadesidir.[6] Kemalizm; sınıf kabul etmez, proletarya diktatörlüğü yerine ulus egemenliğini benimser, bireyi yadsımaz, ancak insanın insan tarafından sömürülmesine de karşıdır. Kemalizm’e göre hayat işbölümüdür. Yalnız soysal haklara dayanmaz. Onun hak düşüncesi dayanışmadır.[7] Celal Bayar’ın Atatürk’ten aldığı direktifle 1935 yılında İzmir Fuarı’nın açılışında vurguladığı gibi; “Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19uncu asırdan beri sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir.”[8]

Türkiye’nin “kendine göreliği” Kemalizm sözcüğü ile ifadesini bulmuştur. Önceden düşünülmüş, tartışılmış, uygulanabilirliği anlaşıldıktan sonra eyleme geçilmiştir. Yapılanlardan hiçbiri “nasılsa oluvermiş” değildir. Yapılanlarda, “yılmaz bir mantık” vardır. Kemalizm gerçeklere dayanan; kültürel, siyasal, ekonomik sosyal bir okuldur. Simgesi ve özeti altı oktur[9]. Altı Ok’un “ilerisi kızıllık, gerisi karanlıktır”. Bir zümreye, bir sınıfa ait değildir. Ulusal, sosyal, yurtsal yaşama yolunun plânlı ve düzenli yürütülmesi için Atatürk’ün Türk ulusuna verdiği “ülkü bayrağı”dır.[10]

Kemalizm; tarihin seyrinden süzülüp gelmiştir. Atatürk’ün de dikkati çektiği gibi Türk ulusunun yolunu çizen “içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıztırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticeler”dir.[11] Kemalizm; her şeyin üstünde bir kültür ve uygarlık davasıdır. Yaşamın gerçeklerinden ve deneyimlerinden yoğrulup gelmiştir.[12] Siyasette Kemalizm; milliyetçi, cumhuriyetçi, lâik, parlamenter, barışçıdır. Ekonomide Kemalizm; ılımlı devletçidir.[13] Gücünü maziye karşı hoşgörülü olmamasından, “onu çiğneyerek ilerlemesinden” almaktadır.[14] “Dini, diyaneti bir devlet işi değil, fertlerin vicdanlariyle alâkadar bir hadise olarak tanır.”[15] Kemalizm; ırkçı değildir. “Türk olmak için Türk olmayı sevmek ve Türk olmayı kabul etmek kâfidir.”[16] Kemalizm; yayılmacı değildir, “erginliği, istiklali bütün uluslara hak olarak kabul eder.” “Fakat! Türk yurdundan bir parça; onun bir kayasından küçük bir çakmak taşı koparmak isteyen yabancının karşısına kadın, erkek bütün bir Türklüğü çıkaracak, ortalığı kan ve ateşe verecek kadar da gözü pektir.” Evrimciliğin “milletleri aldatmak isteyen kaytakların elinde bir âlet olduğunu” unutmayarak daima ilerlemeyi benimser.[17]

Kemalizm; siyasal ve ekonomik gayeleri ile yalnız Türkiye’ye değil, Türkiye ile benzer koşullara sahip her ülke ve her ulus için örnek olacak niteliklere sahiptir. Boyunduruk altında yaşayan devletlere hem bağımsızlıklarını kazanmak, hem de bağımsız varlıklarını korumak ve sürdürmek için örnek olacaktır.[18] Tarih, yirminci yüzyılı anlatırken, “Kemalizm içinde hayli duracak ve çok şeyler söyliyecektir.” Yirminci yüzyıl, yalnız Türkiye için değil, bütün dünya adına, ekonomik, siyasal, sosyal anlamanı “az çok Kemalizm prensiplerinde arıyacaktır.”[19] “Kemalizm tutunacaktır. Çünkü iktisadî, siyasî, ictimaî prensipleri yirminci asrın yeni düstûrlarının ifadesidir. Kemalizm realisttir.” [20]

Türk aydınları basında Kemalizm’i geleceğe yön verecek, uluslara örnek olacak gerçekçi ve dinamik bir ideoloji olarak tanımlarken, “Kemalizm” Türk devrimi üzerine yazılmış pek çok yapıtın adı olarak da kullanıldı. Tekinalp’in 1936’da yayımladığı kitabının adı Kemalizm idi. Edirne milletvekili Mehmet Şeref Aykut da aynı yıl basılan kitabına Kemâlizm adını verdi. Peyami Safa, Atatürk henüz yaşamdan ayrılmadan yayınladığı Türk İnkılâbına Bakışlar adlı yapıtında Türk Devrimini Kemalizm hareketi olarak değerlendirdi.[21] Saffet Engin de yapıtına Kemalizm İnkılâbının Prensipleri adını verdi.[22] Kemalizm’in sistemleştirilmesinde büyük rol oynayan Mahmut Esat Bozkurt ise yeni devletin kurulmasını Atatürk İhtilali olarak nitelerken, bu ihtilalin verisi olan 6 ilkeyi Kemalizm olarak adlandırdı.[23] Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşları ile yazar ve düşünürlerin pek çoğu da rejimi ve devrimin ilkelerini Kemalizm, Kemalist olarak andı. 1937 Kasımında Başbakanlığa atanan Celal Bayar, TBMM’ye sunduğu hükümet programında Türkiye Cumhuriyeti’ni “Kemalist rejim” diye niteledi. Tüm bunların yanı sıra Atatürk Türkiyesi’ni dış dünyaya tanıtmak amacıyla yayınlanan dergiye de “Kemalist Türkiye-La Turquie Kemalist” adı verilerek çağdaş Türkiye ile Kemalizm yan yana anılmaya başlandı.

Yarın Dünya Engelliler Günü. Kemalizm’in uygulamaya koyduğu sosyal devlet ilkesi anlaşılır ve yeniden yaşama geçirilirse tüm farklılıklarımız mutlu yaşamamızın anahtarı olabilecektir.

———————
[1] Ahmet Cevat, “Kemalizm ve Demokrasi”, Muhit, Sene: 5, No: 30, Nisan 1931, s. 1-3.

[2] Ahmet Cevat, “İzmir Nutuklarından Aldığımız Dersler”, Muhit, Sene: 5, No: 29, Mart 1931, s. 1-3; Muhit, Sene: 5, No: 30, Nisan 1931, s. 5.

[3] Yunus Nadi, “Fırkada Tekâmül”, Cumhuriyet, 30 Temmuz 1927, No: 1157.

[4] Muhit, Sene: 5, No: 30, Nisan 1931, s. 5.

[5] Mahmut Esat (Bozkurt), “Yeni Türk Rejimi ve Diktatörlük”, Tan, 29 Mayıs 1935, No: 3340-37.

[6] Kazım Nami Duru, “Bizim Halkçılığımız-Kamâlizmanın Evrenselliği”, Cumhuriyet, 9 Mart 1935, No: 3885.

[7] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kamâlizmin İdeolojisi 2″, Tan, 28 Mayıs 1935, No: 3339-36.

[8] Peyami Safa, “Kemalizm, Hayat ve İdeal”, Cumhuriyet, 13 Eylül 1938, No: 5150.

[9] Kazım Nami Duru, “Bizim Halkçılığımız-Kamâlizmanın Evrenselliği”.

[10] Nâzım Evren, “Altı Ok! Kamumuzun Ülküsüdür”, Babalık, 31 Mart 1935, No: 4607.

[11] Ahmet Emin Yalmanı, “Türk İdeolojisinin Yolu”, Tan, 4 İkinciteşrin (Kasım) 1937, No: 905.

[12] Falih Rıfkı Atay, “Davamız”, Ulus, 19 Mayıs 1935, No: 4959; Necmeddin Sadık, “Kemalist Rejim ve Türkiye Cumhuriyeti”, Akşam, 29 Teşrinievvel (Ekim) 1937, No: 6838.

[13] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kemalizm 1″, Anadolu, 3 İkinciteşrin (Kasım) 1932, No: 5452.

[14] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kemalizm 2″, Anadolu, 4 İkinciteşrin (Kasım) 1932, No: 5453.

[15] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kamâlizmin İdeolojisi 2″.

[16] Tekin Alp, “Ulusal Birlik Yasası”, Cumhuriyet, 31 Birincikânun (Aralık) 1934, No: 3819, s. 3.

[17] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kamâlizmin İdeolojisi 2″.

[18] Ahmet Cevat, “İzmir Nutuklarından Aldığımız Dersler”, Muhit, Sene: 5, No: 29, Mart 1931, s. 1-3.

[19] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kemalizm 1″, Anadolu, 3 İkinciteşrin (Kasım) 1932, No: 5452.

[20] Mahmut Esat (Bozkurt), “Kemalizm 2″, Anadolu, 4 İkinciteşrin (Kasım) 1932, No: 5453.

[21] Peyami Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar, İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1938.

[22] Mehmet Saffet (Arın) Engin, Kemalizm İnkılâbının Prensipleri, İstanbul, 1938.

[23] Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilâli, İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi, 1967; Ş. Turan, a.g.e., s. 24. Mahmut Esat Bozkurt hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2004.


İlgili yazılar

15 Temmuz Katliam Yıldönümüdür!

15 Temmuz… Üzerinden bir yıl geçti. Bizim için çok tartışmalı, kuşkulu, şüpheli… Hala aydınlatılabilmiş değil. Arkasında kim var, kim organize

Kılıçdaroğlu: Erken seçim olasılığı güçlü

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “AKP ile koalisyon kurmamız zayıf ihtimal. AKP-MHP koalisyonu da kolay görünmüyor. Erken seçim olasılığı güçlü” dedi Meclis

UYANIŞ İÇİN BİBER GAZI MI GEREK

Barış diye diye maalesef şiddet kültürü yaygınlaşıyor. Muhalif söylemlerin şiddetle bastırılması, son 10 yılın dozunu gittikçe artıran marifeti. Herkesin gölgesinden

Bir Cevap Yazın