AYHAN YALÇINKAYA’DAN ÇAĞRI

AYHAN YALÇINKAYA’DAN ÇAĞRI

Bir seçim gecesi daha Türkiye haritasında umut göremedin biliyorum. Biliyorum bir yanın öfkeli , bir yanın kırgın, bir yanın yılgın. Şimdi ufka dalmış gözlerinin önünden verdiğin mücadele geçiyor. Şahsi bir beklentin olmadan bir siyasi dava için ömründen ödünç aldığın yıllar…

Harita yine aynı. Hatta daha sarı. Bu sefer olacaktı. Öyle denmişti. Bu sefer harita kırmızı (mavi değil tabi) renge boyanacaktı. Partiyi yönetenler öyle yüksek sesle söylemişlerdi ki bunu, inanmıştın. Hatta iktidar olamazlarsa bırakıp gideceklerini söyleyecek kadar da güçlü haykırmışlardı iktidar olacağını…

En son deden görmüştü ya iktidarı; “iktidar olmadan ölmek istemiyorum” demiştin. Bu yüzdendi onca yanlışa olan suskunluğun. İktidar yoluna zarar vermemek için sustun.
Bunca yıl uğruna mücadele ettiğin değerleri, bir pranga gibi görenler hızla o değerlerden uzaklaşırken, sen içinde biriktirdin gözyaşlarını.
Cumhuriyet bir emanetti sana. “Cumhuriyeti koruma görevimiz yok” demişti yöneten oysa.

En son Cumhuriyet mitinglerinde atmıştın o sloganı.” Türkiye laiktir, laik kalacak”. Seni iktidar yapacak kadro “Laiklik tehlikede değil” diyordu oysa. Nasıl yıkıcı bir tabloydu; o gün türbanın arkasına gizlenmiş gericiliğin Meclise girişi. Sustun… Zarar vermek istemiyordun canın gibi sevdiğin partine. “Kozu” AKP’nin elinden aldık diyordu yöneten. Dinin siyaset alanından cekilmesi gerektiğini savunurken; birden daha dindar olduğunu ispat etmeye çalışan “laiklerle” dolmuştu ortalık. Oysa laiklik bilhassa inançların özgür yaşanmasını teminat altına alırdı. Demokrasi kazandı dedi birileri. Oysa laikliğin olmadığı yerde yeşeremezdi demokrasi. Sahi tehlikede değil miydi laiklik. seni “laikçi” diye aşağılayanlar haklı mıydı? O zaman Anayasa mahkemesi neden mahkum etmişti iktidarı?
Sustun… İktidar görmek istiyordun artık.

Bilemezdin dini duyarlılıkları yüksek olan Orta Anadolu’dan yerle bir olarak çıkacağını. Sanıyordun ki laiklikten vazgeçmek arttıracaktı oylarını. Oysa oy bir sonuçtu. Önce bir değer yükselir, sonra da o değerin sahibi olan parti oyları alır. Sen farkında olmadan AKP’nin değerini mi yükseltmiştin yoksa.
Kurucu partiydin. Bu ülke senin onayın olmadan bölünemezdi. Kardeşliğin teminatıydın. Ulusal birliğin ortak hedefin, etnik zenginliklerin bir millet içinde varlığını en saygın biçimde geliştirilmesinin teminatıydın. AKP’nin açılım dediği politika PKK’nin öneri paketiydi oysa. Buna karşı çıkmak gerekirdi. Açılım devlet ile örgüt arasında yaşanan silahlı çatışmayı,  halklar arasına yayacaktı. Bugün daha iyi anlaşılan bu tablonun öteden beri farkındaydın sen. Ama PKK’nin ideolojik vesayeti vardı artık Türkiye’de. Öcalan miting yapıyordu Diyarbakır’da. Analar ağlamasın diye diye ülkeyi kan gölüne çevirebilecek bir sürecin fitilini ateşlerken AKP, sandın ki partin buna itiraz edecek. Tam tersi oldu oysa. Açılımın CHP ile de devam edeceği duyuruldu. Kızdın biraz, konuşmak istedin; “bu yanlıştır” demek istedin, ama sustun. İktidara gidiyordu parti. Sanıyordun ki ulusal bütünlükle ilgili ısrardan vazgeçilirse “Sivas’ın ötesinde” oy patlaması yaşayacaktın. Öyle olmadı şaşırdın. Bir baktın ki en “şahin” dönemde alınan oyların çok gerisindesin. Şimdi soruyorsun kendine. Diyarbakır petrolundan pay istiyoruz diyen ayrılıkçı hareket acaba kurucu iradeyi ikna mı etti? Susuyor yöneten…

Cemaat yapılanması toplumun hızla muhafazakarlaşmasına ve Siyasal İslam’ın bir kanun koyucu olarak yerleşmesini hedefliyordu. Bunun için yıllarca mücadele etmişti. Sen bu nedenle karşıydın cemaat örgütlerine. Onların okulları, yurtları, şirketleri, tüm güçleri bir din devleti yaratacak sürece sürüklüyordu ülkeyi. Sen bu ülkenin rejimine dokundurtmam diye meydanları inletirken, birden bire kol kola girdi yöneten onlarla. Ne adına? İktidar olma adına. Sustun… İktidar çok yakındı çünkü. Sanmıştın ki, cemaat – iktidar kavgasında yaşanacak bölünme bir yol açacaktı ülkeye. Oysa ikisi de aynı yolun “paralel” yolcularıydı. Aldandı cemaat. Sandı ki tabanlarını, yıllarca Atatürk’ten bu güne, yollarında engel olarak gördükleri CHP’ye oy vermeye ikna ederler. Cemaat aldandı, CHP aldandı, sen aldatıldın. Sanıyordun ki” Fettullah Gülen bir fenomendir. Önünde saygıyla eğilirim” diyenler partide etkin olursa, hükümetin elinden cemaat “kozunu” da  alırım. Olmadı. Yöneten Yıllar boyu verdiğin çağdaşlaşma mücadelesinden geri adım atarken, içinde bir ses duyuyordun. “Efendiler ve ey ulus biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır” Biraz utangaçlıkla eğdiğin başını iktidar ufkuna bakmak için yeniden kaldırıyordun. Sustun… Zarar vermedin partine.

Liderlerine hakaret edildi. Diktatör dendi, ayyaş dendi. Birden sokaklara döküldü gençler. Kızdı başbakan. Ellerindeki Atatürk baskılı bayraklardan rahatsız oldu. İleri solcu BDP kızdı. Faşist ulusalcılarla aynı alanda olmayız dedi. Tek derdi Kürt etnisitesi olan, farklı olan hiç bir özgürlük hareketine destek olmayan ,nasyonal sosyalistlerin ,bir devrim meşalesi gibi ellerindeki bayrağı yukarıda tutanlara “faşist” demesine gülüp geçtin. Ama bazı yöneticiler de horladı seni. Faşıst dedi. Sadece CHP’li olduğun için. Bir de baktın ki partinin ilerici devrimcileri “Saidi Nursi” okumayı tavsiye edenler olmuş. Derin bir sabır çektin. Terörle mücadelede “sol” adına sorgudan geçtiğin günler geldi aklına. Boşver dedin. Sustun…

Üstelik partin de Atatürksüz yorumluyor gezi olaylarını. “Mustafa Kemal’in yurttaşları ” olmayı seçiyor. bütün ülkede, statlarda gençler cehalete ve gericiliğe karşı savaşta Mustafa Kemal’in askeri olmayı seçerken. Bir kez daha incindi devrimci yüreğin. Ama sustun… Militarist bir görüntü vermek istemedi yöneten. Haklıdır belki de dedin. İktidar yakın dedin ve sustun. Şimdi genel merkezini işgale (occupyCHP) gelenler kimin “gezi”sinden gelmişti acaba.

Tek parti dönemiyle hesaplaşma fetişizmi sardı, daha 12 eylül’le bile hesaplaşmayanları. Dünyanın en kansız devriminden utanmamız istendi. 1930’ların hukukunu , 2014 mahkemelerinde yargılamamız istendi. Adnan Menderesi astığımızı itiraf etmemiz istendi. Oysa ki o idamlara karşı olan İsmet İnönü’yü Hüsamettin Cindoruk savunuyordu. İsmet Paşanın mektubunu okuyordu. Tek parti bütün Türkiye demekti oysa. Cumhuriyeti kuran hepimizdik. Her siyasi düşünce Cumhuriyetin kuruluşundan onur duyabilirdi oysa. Hataları CHP’ye sevapları herkese yazıyordu; Sustu yöneten. Aynı fetişizme ayak uyduruldu. Demek ki kötüydü Cumhuriyeti kuran kadro. Demek ki utanılacak şeyler yapmıştı parti. Yoksa bu utangaç suskunluk neden olsun ki? Sabahattin Ali’yi CHP öldürmemişti oysa. Sustun… Özeleştiri yapanların iktidar olacağına inanmıştın çünkü. Canın yansa da sustun. Zarar verilmezdi şimdi partiye.

Adaylar gösterildi her yerde.(gösterilebileceği kadar) Ankara’da müthiş bir direnişti. Nerdeyse alınıyordu. YSK önünde gördüm seni. Yanı başımda bağırıyordun hırsızlıklara. Kazansak kim kazanmış olacak acaba diye düşündün. Bozkurt işaretiyle ” isyan devrim özgürlük” diye bağıranlar mı, yoksa zafer işaretiyle “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber ” diye bağıranlar mı?
Karıştı kafan iyice. Ama şapka çıkardın adaya. Mücadele gücüne. Sahi neden direnmedi İstanbul diye sordun sonra. Önseçimmiş, atamaymış düşünmüyordun bunları. Sadece  iktidar mücadelesi.

Bitti seçimler. Artvin’e üzüldün tabi. Ama Mersin’e de yandı için. Antalya’ya da kaybedilen heryere de yandın. Onca hataya sustun zarar vermemek için. Ama ilk kez Hatay seçimiyle ağladın. Sahi kim kazandı Hatay’da. Veremedin cevabını vicdanına. Kimin kazandığına cevabın olmadı ama biliyordun. Hatay’da Abdullah Cömert’di kaybeden artık.

Sahi kazanmak için her yol mübah mıydı?
Şimdi dostum,

Sen üzülme artık. Seçime giren CHP’nin iddiaları olmadı. CHP’nin sosyal demokrasiyle altı oku sentezleyen programı yenilmedi. Yeni bir amblem ve yeni bir isimle seçime giren iddialar kaybetti. Yılgınlığa düşme.

Artık kim susarsa sussun sen konuş. Sen vatanın çıkarlarını parti çıkarlarından, parti çıkarlarını şahsi çıkarlarından önemli göreceğine and içtin. Artık partiye zarar gelmesin diye susma zamanı değil, artık partiye sahip çıkmak için çalışmak zamanı. Bu yıkıntının arasından yeni bir ülke çıkarma gücü devrimci iradende vardır. Artık görüldü ki iktidar olmanın yolu iddialarından vazgeçmek değildir. O iddialara büyük bir kıskançlıkla sahip çıkarak, ülkenin dört yanında çalışma zamanıdır artık. İktidar olmanın yolu toplumu özgürleştirmekten geçer. Örgütlenmekten geçer. İktidarın ve cemaatlerin güçlü örgüt yapılarının karşısına, güçlü örgüt yapılarıyla çıkmaktan geçer. DİSK’in büyümeden CHP büyüyemez. O zaman öncelikli görev CHP’nin doğal müttefiklerinin de büyütülmesine ve güçlendirilmesine çalışmaktır. Mesele seçimden galip çıkmak değildir. Mesele seçime kadar galip gelmektir.

Partini işgal etme, partine sahip çık…

 

Ayhan Yalçınkaya

CHP Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı

Parti Meclisi Eski Üyesi


İlgili yazılar

Türkiye törene davet edilmedi

Mısır’ın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Sisi, göreve başlama törenine Türkiye’ Katar ve İsrail’i davet etmedi.

Mahkeme MHP’ye Çağrı Heyeti Atadı

Mahkeme MHP’nin olağanüstü kongreye gitmesine karar verdi. Mahkeme, MHP’nin olağanüstü kongreye gitmesine karar verdi. Mahkemenin atadığı 3 kişilik kayyum MHP’yi kongreye

Tan: Bahçeli manevra yapmasın!

MHP Lideri Bahçeli’nin AKPye göz kırptığını iddia eden HDP’li Altan Tan, “Bahçeli bu kadar manevra yapacağına, çıksın açık açık, AKP

Bir Cevap Yazın